Kara leke 26 yaşında

Dönemin muktedir paşaları, laikçi azınlık ve tetikçi medya işbirliğiyle Milli Görüş lideri merhum Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde kurulan Refah-Yol iktidarını devirmeye ve mütedeyyin kesimi yok etmeye yönelik 28 Şubat 1997’de yayımlanan MGK kararlarının üzerinden tam 26 yıl geçti.

Takvim yaprakları 28 Şubat 1997’yi gösterdiğinde, kendilerini Türk milletinden üstün gören bir avuç megaloman cuntacı paşa, Prof. Dr. Necmettin Erbakan önderliğinde kurulan 54. Hükümeti istifaya zorladı. Vatanın bölünmez bütünlüğünün konuşulması gereken MGK toplantısı, paşaların ego tatmin ettiği ve milletin iradesine tehditler yağdırdığı bir şov alanına döndü. Refah Partisi kapatılırken, merhum Erbakan’a da siyasi yasak getirildi. Milletin belleğinde onulmaz bir yara açan toplantıya giden süreç ise cuntacılardan kuvvet alan vesayet odakları tarafından özenle dizayn edildi.

“İrtica” diye bir cellat türedi

Bundan önceki tüm askeri müdahaleler, iç güvenlik ve demokrasi bahanesiyle yapılırken, 28 Şubat’ta doğrudan ülkenin asli unsuru Müslümanlar ve Türkiye’nin bir vatan parçası haline gelmesini sağlayan ‘İslam’ mensubiyeti hedef alındı. Müslümanları PKK’dan daha tehlikeli gören 28 Şubatçı TSK komuta kademesi, mütedeyyin insanların en doğal refleksinin bile ‘irtica’ kapsamında değerlendirildi. Bu süreçte, Ali Kalkancı, Fadime Şahin gibi aktörler piyasaya sürülerek Müslümanlar karalandı, mobbing fırtınaları estirildi. Samimi Müslümanların tasfiye edildiği süreç, takiyeci FETÖ’cülerin devlete sızmasının önünü açtı.

“İsrail için yaptık” dediler

Dönemin Genelkurmay Başkanı olan İsmail Hakkı Karadayı’nın darbeden hemen önce 24 Şubat 1997’de İsrail’e gittiği ortaya çıkmıştı. Darbenin mimarlarından Genelkurmay Başkanı 2. Başkanı Çevik Bir’in ise darbe öncesi ABD’ye, hemen sonrasında ise İsrail’e gitti. Çevik Bir, 2012 yılında ABD’nin “Middle East Quarterly” adlı dergisine yazdığı makalede, “28 Şubat’ı İsrail için yaptık” itirafında bulunmuştu.

Halkın “refah”ı kudurttu

İmanlı bir neslin istikbalinin gasp edildiği 28 Şubat darbesinin gerçekleştirilmesinin en önemli nedenlerinden biri de vesayet odaklarının musluklarının kesilip, halkın refah seviyesinin artırılmasıydı. Devletin kaynakları ilk defa milletin öz evlatları için kullanılınca, azgın azınlık iyice kudurmaya başlamıştı. Sınırımızdaki Çekiç Güç’ün sonlandırılması ve PKK ile etkin bir mücadele yürütülmesi de darbecilerin harekete geçmesine yetmişti. Her alanda telafisi mümkün olmayan hasarlar açan 28 Şubatta 19 bankanın içi boşaltıldı. Türkiye’nin 200 milyar doları buhar oldu. Ülke IMF’nin emri altına girdi.

Hedefleri İmam Hatip nesli idi

Mütedeyyin kesimin göz bebeği olan İmam Hatip Liselerinin orta kısımları kapatılırken, 8 yıllık zorunlu eğitim getirildi. Başörtülü kızların eğitim hakkı engellendi. Katsayı zulmüyle İmam Hatipler ve Meslek Liselerinin önü kapatılırken, 12 yaş altındaki çocukların Kur’an Kursu’na gönderilmesi yasaklandı. Yüz binlerce insan fişlenirken, YAŞ kararlarıyla mütedeyyin subaylar ordudan atıldı. Hakk’ın ve hakikatin sesi olan Akit panzerlerle basılırken, BÇG ve CÇG gibi oluşumlarla mütedeyyin kesime yönelik kumpaslar kuruldu. Türk toplumunun ruh kökünün hedef alındığı dönemde 300 bin aile parçalandı.

Sadece askerlerden soruldu

2012’de açılan 28 Şubat davasında Çetin Doğan, Çevik Bir ve İsmail Hakkı Karadayı’nın da aralarında bulunduğu 21 sanık için ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi. Hükümlülerin bir kısmı vefat etmiş, bir kısmı ise yaşlılık, bunama ve hastalık sebebiyle tahliye edilmişti. Aralarında Çetin Doğan, Fevzi Türkeri ve Erol Özkasnak’ında olduğu 7 üst düzey darbeci halen cezaevinde. Ancak darbenin medya, yargı, iş dünyası, sendika ve STK ayağı ise elini kolunu sallayarak geziyor.

Mağdurlar içeride

Başörtülü üniversiteliler ve memurlar başta olmak üzere birçok mağdura hakları iade edilirken haksız yere hapis yatanlar ise hâlâ içeride çörüyor. Uydurma delillerle zindana atılan 28 Şubat mağduru İsmail Şah Balta’nın babası Sefer Balta ise, Akit aracılığıyla şunları aktardı: “Gençliği heba olan oğlumun mağduriyeti ne yazık ki giderilemedi. Hâlâ insanlar cezaevlerinde haksız yere yatıyorlar. Olmayan örgütlerin mensubu olarak Bu zulme artık bir an önce son verilmesi gerekiyor. Yeniden yargılanma istiyoruz, Adli Tıp engelini aşmasını istiyoruz. Darbeci paşalar bir bir tahliye edilirken, hiçbir somut suçu olmayan evlatlarımızın cezaevlerinde çürümesini istemiyoruz.”