Gazeteci Alican Uludağ hakkında ilk duruşmada karar!
Gazeteci Alican Uludağ hakkında ilk duruşmada karar!
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ hakkında ilk duruşmada tahliye kararı verildi.
Tutuklu gazeteci Alican Uludağ hakkında ilk duruşmada tahliye kararı verildi.
Sosyal medya paylaşımları gerekçe gösterilerek yargılanan DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ, tutukluluğunun 90. gününde hâkim karşısına çıktı.
Mahkeme, savcının tutukluluğun devamı talebine rağmen Uludağ’ın tahliyesine karar verdi.
DW Türkçe muhabiri- gazeteci Alican Uludağ tutukluluğunun 90. gününde hakim karşısına çıktı.
22 sosyal medya paylaşımı gerekçe gösterilerek "Cumhurbaşkanına hakaret", "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" ve "Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ve devletin yargı organlarını alenen aşağılamak" suçlamalarıyla açılan dava Ankara 26. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.
Mahkeme hakimi mazeretli olduğu için Adalet Bakanlığı duruşmaya nöbetçi/yedek hakim atadı. Saat 10.00’da başlaması gereken duruşma saat 14.30’da başladı.
Alican Uludağ duruşma salonuna getirilmedi. İstanbul’da tutuklu olduğu cezaevinden Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) aracılığı ile mahkemeye bağlandı. İddianameye karşı savunmasını böyle yaptı.
MLSA 'nın duruşmadan aktarıldığına göre Uludağ’ın müdafileri duruşma salonunda hazır bulundu. Ankara Barosu Başkanı Mustafa Köroğlu, müdafi olarak davaya katılma talebinde bulundu.
Uludağ, SEGBİS nedeniyle yalnızca mahkeme heyetini görebildiğini, duruşma salonunun tamamını görmek istediğini söyledi, yakınlarını ve meslektaşlarını selamladı.
Kimlik tespiti sırasında Uludağ “Ne iş yaparsınız?” sorusuna “Yargı muhabiriyim” yanıtını verdi. Savunmasına tutuklu gazetecilerin isimlerini anarak başlayan Uludağ, şunları söyledi:
“Merdan Yanardağ, İsmail Arı, Pınar Gayıp, son tutuklanan gazeteci Yelis Ayaz ve tüm tutuklu gazetecilere selam gönderiyorum.
90 gündür ailemden uzakta, Silivri Cezaevi’ndeyim. SEGBİS’le bağlanmaya yönelik itirazımı dile getirmeme rağmen duruşmaya buradan katılıyorum. Cezaevinden yapılan bir yargılama sağlıklı olamaz.
Fethullahçıların döneminde zorlu koşullarda yargı muhabirliğini öğrendim. O gün de bugün de hiçbir çıkar grubunun gölgesinde gazetecilik yapmadım. O gün de tarihin doğru tarafındaydım, bugün de doğru tarafındayım.
Asla pişman olunacak bir gazetecilik yapmadım. Gazeteciliği halkın çıkarı için yaptım. Bu dava, Anayasa’da güvence altına alınan basın ve ifade özgürlüğünün engellenmesinden ibarettir. Bu, halkın haber alma hakkının engellenmesidir.”
İddianameyi hazırlayan savcıya ilişkin değerlendirmelerde bulunan Alican Uludağ, “Kim bu savcı? Basın savcısı mı? Hayır, terör savcısı. Terör savcısının gazeteciyle ne ilgisi olur? Gazeteci terörist mi?” dedi.
Savcılığın yaklaşımını eleştiren Uludağ, “Savcının delilden şüpheliye gitmesi gerekirken, şüpheliden delile gitmiş” ifadelerini kullandı.
Savunmasına devam eden Uludağ, hakkında suçlamaya konu edilen 13 sosyal medya paylaşımının tamamının Ekim 2025 öncesine ait olduğunu söyledi. Bazı paylaşımlarını örnek gösteren Uludağ, “Savcı altını çizmiş. 90 gündür düşünüyorum. ‘Sandıkta kaybettiğini yargı eliyle geri almaya çalışıyor’ demişim. CHP’li belediyelere yönelik operasyonları kastettim. Burada hakaret nerede?” dedi.
Bir yargı muhabiri olarak yargıdaki operasyonları sosyal medyada eleştirdiğini söyleyen Uludağ, Tayfun Kahraman örneğini vererek, “Hakkında iki Anayasa Mahkemesi kararı olmasına rağmen tutuklu. Cezaevine girdiğimde Tayfun Kahraman’ı gördüm. Gözlerinde adaletsizliğin verdiği duyguyu gördüm. Bir yargı muhabiri olarak bunu yazmayacak mıyım?” ifadelerini kullandı.
İddianamede hangi paylaşımıyla hükümeti veya yargıyı aşağıladığının belirtilmediğini söyleyen Uludağ, paylaşımlarının yargının siyasallaşmasına karşı ve yargı bağımsızlığını savunmak amacıyla yapıldığını belirtti.
Savunmasına devam eden Alican Uludağ, savcılığın yalnızca haber ve bilgileri değil, düşünce ve yorumları da suçlama konusu haline getirdiğini söyledi.
Uludağ, “Bilgiye ‘yalan’ demenin yanı sıra, bir fikri ve düşünceyi de suç haline getirmek istemiş savcı. Yani kimse fikrini söylemesin isteniyor” dedi.
Gazetecilerin tutuklanmasına yönelik eleştirilerine de değinen Uludağ, gazeteci Furkan Karabay’ın tutuklanması sırasında yaptığı paylaşımı hatırlatarak, “Gazeteci tutuklamak savcılar için hobi haline geldi demiştim. Şimdi ben tutukluyum” ifadelerini kullandı.
Yargıdaki hukuka aykırı uygulamaları ve tartışmalı atamaları haberleştirdiği için bugün sanık olarak yargılandığını söyledi.
Uludağ, “Türkiye, uyuşturucu baronu Zindaşti’yi serbest bırakan hâkimleri gördü. Bu örnekler ortadayken benim sosyal medya paylaşımlarımın neresinde hakaret var?” dedi.
Uludağ, İstanbul Büyükşehir Belediyesi yöneticilerinden birinin Afyon’dan Silivri’ye kelepçeli şekilde sevk edilmesini ve günlerce yerde yatırıldığının iddia edilmesini eleştirdiği paylaşımlarının da dosyaya konulduğunu söyledi.
Uludağ, “Ben bu muameleyi eleştirmişim. Cezaevine ilk girdiğimde Marmara Cezaevi’nde ben de yerde yattım. Eleştirdiğim uygulamaları bizzat yaşamış biriyim. Bunun neresinde suç var?” dedi.
Savunmasına devam eden Alican Uludağ, 23 Eylül 2025 tarihli bir paylaşımında “yargı ile saray arasında kara propaganda mekanizması” ifadesini kullandığını belirterek, paylaşımının bilgiye dayandığını söyledi.
Uludağ, “İktidara yakın gazetecilere CHP’li belediyelerle ilgili bilgilerin sızdırıldığını yazmışım. Hâkim Bey, bunun eksiği yok, fazlası var. Dezenformasyonla Mücadele Merkezi, bilgiye dayalı bu paylaşımımı yalanlamadı. Ama savcı bir yıl sonra çıkıp bunun dezenformasyon ve yalan olduğunu söylüyor” diye konuştu.
Bir yargı muhabiri olduğunu vurgulayan Uludağ, görevinin yargıdaki gerçekleri aktarmak olduğunu belirterek, “Sosyal medya paylaşımlarımın temel amacı bilgilendirmektir. Sosyal medya paylaşımlarım dışında suçlandığım başka bir iddia da yok” ifadelerini kullandı.
Gazeteciliğin kamusal denetim görevi olduğunu söyleyen Uludağ, “Gazetecinin görevi, halk adına devleti yönetenleri denetlemektir. Bu paylaşımlardaki temel amaç halkı bilgilendirmek ve uyarmaktır. Suç işlemedim, gazetecilik yaptım” dedi.
Uludağ, savunmasının sonunda tüm suçlamalardan beraatini talep etti.
Tutuklanma gerekçesinin “kaçma şüphesi” olduğunu söyleyen Alican Uludağ, “5 ve 10 yaşındaki çocuklarım beni beklerken ben neden kaçayım?” dedi.
Dosyada evinde gözaltına alındığına ilişkin bilgi bulunmasına rağmen, farklı bir yerde yakalanmış gibi bir izlenim yaratıldığını belirten Uludağ, “Beni bulacakları yer basın odasıdır” ifadelerini kullandı.
Uludağ savunmasının devamında, “Bugün içeride olmakla dışarıda olmak arasında büyük bir farkın kalmadığı bir dönem yaşıyoruz. Demokratik düzen büyük bir tehdit altında. Türkiye büyük bir yol ayrımında. Bugün gazeteciler susarsa toplum da susar” dedi.
Yalçın: Dosya Ankara’ya geldi ama Alican İstanbul’da bırakıldı
Adil yargılanma hakkı ve gözaltı sürecindeki uygulamalara dikkat çeken Alican Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın da Cumhurbaşkanı’nın dosyada hâlâ müşteki sıfatıyla yer almadığını belirterek, “Bu soruşturmayı kim istiyor? Tek kişi. Yetkili olmayan İstanbul’daki terör savcısı istiyor. Dosya Ankara’ya geldi ama Alican İstanbul’da bırakıldı” dedi.
Uludağ’ın gözaltı ve sevk sürecini de anlatan Yalçın, müvekkilinin evinden alınmasının ardından kısa sürede İstanbul’a götürüldüğünü söyledi. Yalçın, “Yol boyunca İstanbul Emniyeti’nden defalarca aranarak ‘Neredesiniz, hadi’ denildi. Alican, evinden alındıktan yaklaşık 20 saat sonra hücreye konuldu” ifadelerini kullandı.
Müvekkilinin 90 gündür tutuklu olduğunu belirten Yalçın, yüz yüze savunma hakkının engellendiğini savunarak şunları söyledi:
“90 gündür gerçeği anlatmaya çalışıyoruz. Parasını cebinden ödeyerek duruşmaya gelip yüz yüze savunma yapmak istedi. 20 saat içinde İstanbul’a götürülüp tutuklandı ama duruşma için buraya getirilemedi. Bu ağır bir hukuksuzluk ve eziyettir. Kişiyi evinden yüzlerce kilometre uzakta tutmak eziyettir.”
Adil yargılanma hakkı ve tutukluluk koşullarına dikkat çeken Alican Uludağ’ın avukatı Abbas Yalçın, “Bu ağır bir hukuksuzluk ve eziyet. Sanığı yüzlerce kilometre ötede yargılamak bir eziyettir” dedi.
Tutukluluğun devamının hukuki olmadığını savunan Yalçın, “Bu tutukluluk artık hukuka değil, gerçeğe aykırıdır. Bu eziyete son verileceğine inanıyoruz” ifadelerini kullandı.
Köroğlu: Bu bir gazetecinin kişisel ceza dosyası değil
Daha sonra Ankara Barosu Başkanı Avukat Mustafa Köroğlu söz aldı. Davanın yalnızca bir gazetecinin kişisel ceza dosyası olarak değerlendirilemeyeceğini söyledi.
İddianamenin temel sorununun suç isnatlarının nasıl oluştuğunun ortaya konulmaması olduğunu belirten Köroğlu, “Bir gazetecinin kamuoyunu ilgilendiren bir konuda yaptığı açıklamalar rahatsız edici olabilir. Ancak ifade özgürlüğünün bulunduğu demokratik bir toplumda bunun doğal karşılanması gerekir” dedi.
Köroğlu, “dezenformasyon” düzenlemesinin gazetecilerin mesleklerini yapmalarını zorlaştırmak ve engellemek amacıyla kullanıldığını savunarak, siyasi iktidarın en üst makamının siyasi eleştirilere tahammül göstermek zorunda olduğunu söyledi.
Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının da bu yönde olduğunu belirten Köroğlu, “Nitekim dosyada Cumhurbaşkanı’nın bir şikâyeti de bulunmuyor” ifadelerini kullandı.
Savcı tutukluluğun devamını istedi
Beyanların ardından duruşma savcısı mütalaa verdi. Ankara Barosu’nun davaya katılma talebi konusunda takdirin mahkemeye ait olduğunu belirtti.
Uludağ’ın tutukluluk hâlinin devamını talep istedi. Gerekçe olarak da Uludağ’ın üzerine atılı suçları işlediğine dair somut delillerin bulunmasını ve eylemlerin niteliğini ileri sürdü.
Savcının tutukluluğun devamı yönündeki talebinin ardından söz verilen Alican Uludağ, suç unsurlarının somut biçimde ortaya konulmadığını söyledi.
“Savcı suç unsurundan bahsediyor fakat bunu somut kavramlarla açıklamıyor. 90 gündür tutuklu bulunan bir gazeteci hakkında bu karar veriliyorsa, diyecek söz bulamıyorum” dedi.
Verilen aranın ardından ara kararını açıklayan mahkeme Uludağ’ın tahliyesine karar verdi.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.