Ocak yağışları umut verdi, COP31’e doğru: Türkiye ne yapmalı?

Gündem (Web Sitesi) - Web Sitesi | 28.02.2026 - 11:14, Güncelleme: 28.02.2026 - 11:14
 

Ocak yağışları umut verdi, COP31’e doğru: Türkiye ne yapmalı?

Ayaz, Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi'nin tarihi bir fırsat olduğunu kaydetti.

Araştırmacı Cüneyt Ayaz, 175 yıllık ölçüm tarihinin en sıcak üç yılının yaşandığını belirterek, Türkiye'nin iklim krizinin merkezinde olduğunu söyledi. Ayaz, Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi'nin tarihi bir fırsat olduğunu kaydetti. Ayaz, WMO'nun Kasım 2025 tarihli "State of the Climate" raporunun önemli bulgularını değerlendirdi. Raporun, kimsenin kulak tıkayamayacağı bir gerçeği ortaya koyduğunu anlatan Ayaz, "İklim krizi bir gelecek senaryosu değil; bugünü her gün biraz daha sert biçimde şekillendiren bir olgu." dedi. İşte Tarım ve Mekanizasyon Araştırmacısı Cüneyt Ayaz'ın yazısı: Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO), COP30 öncesi Kasım 2025’te yayımladığı State of the Climate raporu, artık kimsenin kulak tıkayamayacağı bir gerçeği masaya koyuyor: İklim krizi bir gelecek senaryosu değil; bugünü her gün biraz daha sert biçimde şekillendiren bir olgu. Raporun özeti çarpıcı: 2023, 2024 ve 2025, ölçümlerin tutulduğu 175 yıllık tarih içinde en sıcak üç yılı oluşturdu. Sera gazları rekor seviyede, su döngüsü altı yıldır küresel ölçekte bozuk ve kuraklık artık “olağan dışı” bir durum değil, yeni normalin ta kendisi. Tüm bu tablo; tarımdan enerjiye, gıda güvenliğinden şehirlerin dayanıklılığına kadar hayatın her katmanına dokunan büyük bir dönüşümün ayak seslerini taşıyor. Peki Türkiye bu resmin neresinde? Isınan Coğrafya: Türkiye Rekorun İçinde WMO raporu, Doğu Akdeniz ve Güneybatı Asya kuşağını —yani tam da Türkiye’yi— dünyanın en hızlı ısınan bölgelerinden biri olarak işaret ediyor. Bu tespit, kağıt üzerinde bir veri değil; yaşadığımız gerçekliğin ta kendisi. 25 Temmuz 2025’te Şırnak/Silopi’de 50,5 °C ile tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı. Aynı dönemde on binlerce vatandaş, orman yangınları nedeniyle tahliye edildi. Sıcaklık dalgaları artık sıradan bir yaz gününün değil, tarımın, ormanların, şehirlerin ve enerji altyapısının dayanıklılığını sınayan bir dönemin adı. Kuraklığın Anatomisi: Yağmur Yağsa da Su Dönmüyor WMO’nun verileri küresel ölçekte büyük bir kırılmayı gösteriyor: ⦁ 2024–2025’te dünya nehir havzalarının yalnızca üçte biri normal akış gösterdi. ⦁ Havzaların %60’ında debi ya çok düşük ya da aşırı yüksek seyretti. Üst üste altıncı yıl, su döngüsü küresel ölçekte bozulmuş durumda. Türkiye tam da bu kırılmanın ortasında: Bir tarafta Orta Doğu’nun çok yıllı kuraklık kuşağı, diğer tarafta Doğu Avrupa’nın düzensiz taşkın rejimi. Sonuç: Bir bölgede yıllarca yağmur bekleyen topraklar, başka bölgelerde birkaç saatlik yağışla sele teslim olabiliyor. Peki Ocak 2026 Yağışları Bize Ne Söylüyor? Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Ocak 2026 haritası ilk bakışta yüz güldürüyor: ⦁ Türkiye’nin büyük kısmı “normal ve üzeri yağış” kategorisinde. ⦁ Sadece Ankara, Adıyaman, Malatya, Van ve Muş çevresinde hafif–orta kurak cepler var. Harita umut veriyor vermesine, ancak toprak su tutmuyorsa, yeraltı suyu yenilenmiyorsa ve barajlar çok yıllı seviyelerine dönemiyorsa, yağışın etkisi uzun soluklu olamıyor. WMO’nun o kritik cümlesi tam burada önem kazanıyor: “Kısa vadeli yağışlar su döngüsündeki bozulmayı maskeleyebilir; eğilimi değiştirmez.” Kısacası, Ocak yağışları sevindirdi, Türkiye’ye değerli bir soluk aldırdı; ama bu kısa aralığı uzun vadeli iyileşmeye çevirmek bizim elimizde. Türkiye Ne Yapıyor? Güçlü Bir Temel Var — Şimdi Sırada Birlikte Hareket Etmek Var Türkiye son yıllarda iklim ve su yönetimi konusunda önemli adımlar attı. Erken uyarı sistemleri, taşkın izleme, kuraklık analizleri ve havza planlaması gibi birçok yapı bugün aktif olarak çalışıyor. 1) Erken Uyarı Sistemleri MGM’nin uyarıları, Taşkın Tahmini ve Erken Uyarı Merkezi TATUM’un taşkın tahminleri, Taşkın Erken Uyarı Sistemi TEUS’un su seviyesini gerçek zamanlı izleyen sensör ağı ve düzenli kuraklık analizleri sayesinde Türkiye’nin güçlü bir izleme omurgası var. Şimdi hedef, bu sistemleri kuraklık, sel, yangın ve enerji risklerini birlikte yönetecek şekilde entegre etmek. 2) Havza Bazlı Planlama Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün havza planları, Tarım Bakanlığı’nın Havza Bazlı Üretim Modeli ve Türkiye'nin 25 havzasına yönelik stratejik yaklaşım önemli bir zemin oluşturuyor. Bu planların; tarım, enerji, kuraklık ve yeraltı suyu verileriyle daha uyumlu işletilmesi, sahada çok daha güçlü sonuçlar verecektir. 3) Türkiye’de İklim Hizmetlerinin Gelişimi MGM, TÜBİTAK, AFAD ve DSİ tarafından üretilen iklim ve su verileri, Türkiye’nin iklim hizmetleri altyapısının temelini oluşturuyor. Bu verilerin daha fazla paylaşılması ve birlikte kullanılması, karar alma süreçlerini şüphesiz daha da güçlendirecek. Enerji, Tarım ve Su: Kırılgan Üçgen Hâlâ Yerinde Duruyor Kuraklık hidroelektrik santrallerinin üretebildiği elektrik miktarını azaltıyor,sıcak hava dalgaları elektrik talebini artırıyor. Kış yağışları moral verse de yaz uzadıkça sulama ihtiyacı artıyor; maliyet yükseliyor, verim düşüyor. Yani mesele sadece hava değil; iklimin ekonomik yansımaları Türkiye’de giderek daha görünür hâle gelmekte. COP31: Türkiye İçin Eşsiz Bir Fırsat Ve tam da böyle bir dönemde, 9 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleşecek COP31, Türkiye için tarihi bir dönemeç niteliğinde. Bu zirve Türkiye’ye: ⦁ iklim politikalarını güçlendirme, ⦁ havza planlaması ve erken uyarı çalışmalarını uluslararası işbirliğiyle geliştirme, ⦁ yeşil finansman ve dönüşüm yatırımlarını hızlandırma, ⦁ bölgesel iklim liderliği oluşturma imkânı sunuyor. İklim krizi artık kaçınılmaz bir gündem. COP31 ise Türkiye’nin bu gündemi yöneten ülkelerden biri olma fırsatı. Son Söz: Yağışa Değil, Gerçeğe Bakalım Ocak yağışları elbette sevindirici. Ama büyük resim bize çok daha önemli bir gerçeği hatırlatıyor: Türkiye su ve iklim konusunda büyük bir dönüşümün eşiğinde. Bugün yağan yağmur kuraklığı geçici olarak geriye itecek, ama ancak uzun vadeli adımlar onu durdurabilecek. Gerçek soru şu: Biz yağışı mı görüyoruz, yoksa eğilimi mi? Havayı mı okuyoruz, yoksa iklimi mi? Bugünü mü düşünüyoruz, yoksa geleceği mi? Çünkü bugünü değil, geleceği planlayan ülkeler kazanacak. Türkiye de tam bu eşiğin üzerinde duruyor.
Ayaz, Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi'nin tarihi bir fırsat olduğunu kaydetti.

Araştırmacı Cüneyt Ayaz, 175 yıllık ölçüm tarihinin en sıcak üç yılının yaşandığını belirterek, Türkiye'nin iklim krizinin merkezinde olduğunu söyledi. Ayaz, Antalya'da yapılacak COP31 Zirvesi'nin tarihi bir fırsat olduğunu kaydetti.

Ayaz, WMO'nun Kasım 2025 tarihli "State of the Climate" raporunun önemli bulgularını değerlendirdi. Raporun, kimsenin kulak tıkayamayacağı bir gerçeği ortaya koyduğunu anlatan Ayaz, "İklim krizi bir gelecek senaryosu değil; bugünü her gün biraz daha sert biçimde şekillendiren bir olgu." dedi.

İşte Tarım ve Mekanizasyon Araştırmacısı Cüneyt Ayaz'ın yazısı:

Dünya Meteoroloji Örgütü’nün (WMO), COP30 öncesi Kasım 2025’te yayımladığı State of the Climate raporu, artık kimsenin kulak tıkayamayacağı bir gerçeği masaya koyuyor:
İklim krizi bir gelecek senaryosu değil; bugünü her gün biraz daha sert biçimde şekillendiren bir olgu.

Raporun özeti çarpıcı:

2023, 2024 ve 2025, ölçümlerin tutulduğu 175 yıllık tarih içinde en sıcak üç yılı oluşturdu.
Sera gazları rekor seviyede, su döngüsü altı yıldır küresel ölçekte bozuk ve kuraklık artık “olağan dışı” bir durum değil, yeni normalin ta kendisi.

Tüm bu tablo; tarımdan enerjiye, gıda güvenliğinden şehirlerin dayanıklılığına kadar hayatın her katmanına dokunan büyük bir dönüşümün ayak seslerini taşıyor.
Peki Türkiye bu resmin neresinde?

Isınan Coğrafya: Türkiye Rekorun İçinde

WMO raporu, Doğu Akdeniz ve Güneybatı Asya kuşağını —yani tam da Türkiye’yi— dünyanın en hızlı ısınan bölgelerinden biri olarak işaret ediyor.

Bu tespit, kağıt üzerinde bir veri değil; yaşadığımız gerçekliğin ta kendisi.

25 Temmuz 2025’te Şırnak/Silopi’de 50,5 °C ile tüm zamanların sıcaklık rekoru kırıldı.

Aynı dönemde on binlerce vatandaş, orman yangınları nedeniyle tahliye edildi.

Sıcaklık dalgaları artık sıradan bir yaz gününün değil, tarımın, ormanların, şehirlerin ve enerji altyapısının dayanıklılığını sınayan bir dönemin adı.

Kuraklığın Anatomisi: Yağmur Yağsa da Su Dönmüyor

WMO’nun verileri küresel ölçekte büyük bir kırılmayı gösteriyor:

⦁ 2024–2025’te dünya nehir havzalarının yalnızca üçte biri normal akış gösterdi.
⦁ Havzaların %60’ında debi ya çok düşük ya da aşırı yüksek seyretti.

Üst üste altıncı yıl, su döngüsü küresel ölçekte bozulmuş durumda.

Türkiye tam da bu kırılmanın ortasında:

Bir tarafta Orta Doğu’nun çok yıllı kuraklık kuşağı, diğer tarafta Doğu Avrupa’nın düzensiz taşkın rejimi.

Sonuç:

Bir bölgede yıllarca yağmur bekleyen topraklar, başka bölgelerde birkaç saatlik yağışla sele teslim olabiliyor.

Peki Ocak 2026 Yağışları Bize Ne Söylüyor?

Meteoroloji Genel Müdürlüğü’nün Ocak 2026 haritası ilk bakışta yüz güldürüyor:

⦁ Türkiye’nin büyük kısmı “normal ve üzeri yağış” kategorisinde.

⦁ Sadece Ankara, Adıyaman, Malatya, Van ve Muş çevresinde hafif–orta kurak cepler var.

Harita umut veriyor vermesine,

ancak toprak su tutmuyorsa, yeraltı suyu yenilenmiyorsa ve barajlar çok yıllı seviyelerine dönemiyorsa, yağışın etkisi uzun soluklu olamıyor.

WMO’nun o kritik cümlesi tam burada önem kazanıyor:

“Kısa vadeli yağışlar su döngüsündeki bozulmayı maskeleyebilir; eğilimi değiştirmez.”

Kısacası,  Ocak yağışları sevindirdi, Türkiye’ye değerli bir soluk aldırdı;

ama bu kısa aralığı uzun vadeli iyileşmeye çevirmek bizim elimizde.

Türkiye Ne Yapıyor? Güçlü Bir Temel Var — Şimdi Sırada Birlikte Hareket Etmek Var

Türkiye son yıllarda iklim ve su yönetimi konusunda önemli adımlar attı.

Erken uyarı sistemleri, taşkın izleme, kuraklık analizleri ve havza planlaması gibi birçok yapı bugün aktif olarak çalışıyor.

1) Erken Uyarı Sistemleri

MGM’nin uyarıları, Taşkın Tahmini ve Erken Uyarı Merkezi TATUM’un taşkın tahminleri, Taşkın Erken Uyarı Sistemi TEUS’un su seviyesini gerçek zamanlı izleyen sensör ağı ve düzenli kuraklık analizleri sayesinde Türkiye’nin güçlü bir izleme omurgası var.
Şimdi hedef, bu sistemleri kuraklık, sel, yangın ve enerji risklerini birlikte yönetecek şekilde entegre etmek.

2) Havza Bazlı Planlama

Su Yönetimi Genel Müdürlüğü’nün havza planları, Tarım Bakanlığı’nın Havza Bazlı Üretim Modeli ve Türkiye'nin 25 havzasına yönelik stratejik yaklaşım önemli bir zemin oluşturuyor.

Bu planların; tarım, enerji, kuraklık ve yeraltı suyu verileriyle daha uyumlu işletilmesi, sahada çok daha güçlü sonuçlar verecektir.

3) Türkiye’de İklim Hizmetlerinin Gelişimi

MGM, TÜBİTAK, AFAD ve DSİ tarafından üretilen iklim ve su verileri, Türkiye’nin iklim hizmetleri altyapısının temelini oluşturuyor.

Bu verilerin daha fazla paylaşılması ve birlikte kullanılması, karar alma süreçlerini şüphesiz daha da güçlendirecek.

Enerji, Tarım ve Su: Kırılgan Üçgen Hâlâ Yerinde Duruyor

Kuraklık hidroelektrik santrallerinin üretebildiği elektrik miktarını azaltıyor,sıcak hava dalgaları elektrik talebini artırıyor.

Kış yağışları moral verse de yaz uzadıkça sulama ihtiyacı artıyor; maliyet yükseliyor, verim düşüyor.

Yani mesele sadece hava değil;

iklimin ekonomik yansımaları Türkiye’de giderek daha görünür hâle gelmekte.

COP31: Türkiye İçin Eşsiz Bir Fırsat

Ve tam da böyle bir dönemde, 9 Kasım 2026’da Antalya’da gerçekleşecek COP31, Türkiye için tarihi bir dönemeç niteliğinde.

Bu zirve Türkiye’ye:

⦁ iklim politikalarını güçlendirme,
⦁ havza planlaması ve erken uyarı çalışmalarını uluslararası işbirliğiyle geliştirme,
⦁ yeşil finansman ve dönüşüm yatırımlarını hızlandırma,
⦁ bölgesel iklim liderliği oluşturma
imkânı sunuyor.

İklim krizi artık kaçınılmaz bir gündem.

COP31 ise Türkiye’nin bu gündemi yöneten ülkelerden biri olma fırsatı.

Son Söz: Yağışa Değil, Gerçeğe Bakalım

Ocak yağışları elbette sevindirici.

Ama büyük resim bize çok daha önemli bir gerçeği hatırlatıyor:

Türkiye su ve iklim konusunda büyük bir dönüşümün eşiğinde.

Bugün yağan yağmur kuraklığı geçici olarak geriye itecek,
ama ancak uzun vadeli adımlar onu durdurabilecek.

Gerçek soru şu:
Biz yağışı mı görüyoruz, yoksa eğilimi mi?
Havayı mı okuyoruz, yoksa iklimi mi?
Bugünü mü düşünüyoruz, yoksa geleceği mi?

Çünkü bugünü değil, geleceği planlayan ülkeler kazanacak.
Türkiye de tam bu eşiğin üzerinde duruyor.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.