Şefkat elinden çelik yumruğa: Somali’de Türkiye’nin sert gücü sahada! ‘Asla unutulmayacak’

Dünya (Web Sitesi) - Web Sitesi | 24.02.2026 - 15:01, Güncelleme: 24.02.2026 - 15:10
 

Şefkat elinden çelik yumruğa: Somali’de Türkiye’nin sert gücü sahada! ‘Asla unutulmayacak’

Batı’nın kaderine terk ettiği Somali’de Türk F-16’larının sesi yankılanıyor.

Batı’nın kaderine terk ettiği Somali’de Türk F-16’larının sesi yankılanıyor. Londra merkezli The New Arab, Türkiye’nin Somali’deki hamlelerinin kapasite inşası rolünden çıkarak sahada aktif koruyucu güç haline geldiğini analiz etti. Türkiye’nin sabırla işlediği Somali stratejisi yepyeni bir safhaya evrildi. Bundan 15 yıl önce açlığın ve sefaletin pençesinde kıvranırken dünyanın sırtını döndüğü Somali, bugün semalarında süzülen Türk savaş uçakları ile yeniden nefes alıyor; insani yardımlarla örülen şefkat ağının yanı sıra çelikten koruma kalkanı örülüyor. Bir zamanlar sadece yardım gemilerinin beklendiği Somali limanlarda şimdi Türk fırkateynleri, havalimanlarında ATAK helikopterleri, semalarında Türk F-16’ları nöbet tutuyor. İNSANİ YARDIMDAN ASKERİ CAYDIRICILIĞA Londra merkezli ve Katar sermayeli yayın organı The New Arab, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki adımlarını mercek altına alan kapsamlı analiz yayımladı. Ankara’nın bölgedeki on yılı aşkın süredir devam eden insani yardım odaklı politikasının yerini net bir askeri güce ve caydırıcılığa bıraktığı vurgulandı. Ocak 2026 sonlarında Mogadişu’daki Aden Adde Uluslararası Havalimanı’na inen modernize edilmiş F-16 Viper savaş uçakları ve T129 ATAK helikopterlerinin bölgedeki dengeleri değiştirdiği bildirildi. Analizde, “Türkiye'nin Somali'ye insanlı savaş uçakları, taarruz helikopterleri ve deniz unsurları göndermesi, Ankara’nın rolünde derin bir değişime işaret ediyor ve kapasite inşasının ötesine geçerek açık bir askeri caydırıcılık aşamasına ulaştığını ispatlıyor.” denildi. TÜRKİYE UNUTULMAYACAK Türkiye’nin askeri hamlesinin 2011’deki insani yardımlarla başlayan sürecin üst aşaması olduğunun vurgulandığı haberde Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Alper Coşkun’un beyanatına yer verildi. Alper Coşkun, bütün dünya elini çekerken Erdoğan’ın 2011’deki ziyaretinin nasıl uzun süre hatırlandığını hesapladığı gibi, son askeri desteğin de aynı şekilde hatırlanacağını belirtti. Coşkun, “Bu sevkiyatlar aracılığıyla Somalililer arasında yaratılan olumlu algı aynı derecede etkili ve uzun ömürlü olacaktır.” diye ekledi. The New Arab’ın analiz haberi şöyle devam etti: “On yılı aşkın süre sonra bu ortaklık çok farklı karakter kazandı. 28 Ocak’ta Mogadişu’daki Aden Adde Uluslararası Havalimanı’na, T129 ATAK helikopterleri eşliğinde en az üç adet modernize edilmiş F-16 Viper ulaştı. Türk kargo uçaklarının hangarları ve tesisleri önceden hazırladığı bildirildi. İnternette dolaşan videolar, jetlerin başkent üzerinde alçak uçuş yaptığını ve varlıklarının tartışmasız olduğunu gösteriyordu. Türkiye daha önce Somali’de yoğun bir şekilde İHA kullanmış ve 2017’den bu yana TURKSOM Kampı’nda binlerce Somali askerini eğitmişti. Ayrıca altyapıya yatırım yapmış, havalimanı ve limanı yönetmiş ve insani projeleri genişletmişti. Ancak bu, Ankara’nın ülkede ilk kez üst düzey insanlı savaş uçakları konuşlandırmasıdır.” CAYDIRICILIK ARTIYOR İstanbul Politikalar Merkezi’nden Riccardo Gasco ise The New Arab’a yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin modelinin askeri eğitimle sınırlı kalmadığını söyledi.  Gasco, “Analitik olarak değişim, ‘güvenlik ortaklığından’, Eş-Şebab ve deniz alanı üzerinden baskı uygulamaya meyilli herhangi bir aktörün bozucu faaliyetlerinin maliyetini artırmayı amaçlayan ‘güvenlik ortaklığı artı varlık koruma ve tırmanma üstünlüğüne’ doğrudur.” dedi. Yeni petrol ve gaz anlaşmalarıyla birlikte, Türkiye’nin Somali’deki ticari çıkarları artık karadaki ve denizdeki güvenliğe sıkı sıkıya bağlı olduğu kaydedildi. Gasco, “Bu, stratejik altyapı ve ekonomik çıkarlar etrafındaki ayak izini sertleştirerek Ankara’nın bağlılığını derinleştiriyor, ancak aynı zamanda karmaşıklığa sürüklenme riskini de artırıyor: Enerji ve kritik projeleri askeri olarak güvence altına aldığınızda, Somali’nin iç ve bölgesel tehdit ortamından daha fazlasını devralırsınız.” diye konuştu. KIZILDENİZ-HİNT OKYANUSU HATTINA MÜHÜR Haberde ayrıca, “Bölgenin jeostratejik önemi nedeniyle Ankara’nın katılımı, sadece Somali politikasını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda Kızıldeniz koridoru ile Hint Okyanusu arasında stratejik bağlantı kuruyor. Sonuç olarak Somali sadece ortak devlet değil; Kızıldeniz, Aden Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu deniz yollarını birbirine bağlayan deniz koridoru boyunca stratejik bir platformdur.” denildi. Riccardo Gasco, “Bu anlamda Somali hem bir ortak kapasite alanı hem de daha geniş deniz erişimi için bir platform haline geliyor. Türkiye’nin bu hamlesi, Boynuz-Kızıldeniz arayüzünü daha büyük askerileşmeye doğru iten diğer aktörlerin karşı pozisyon almasını muhtemelen teşvik edecektir.” yorumunu yaptı. Mogadişu’da Türk hava biriminin varlığının, açık deniz operasyonları için deniz güvenliği ile desteklenerek, hem militan grupların hem de rakip bölgesel tarafların müdahalesine karşı caydırıcılık seviyesini yükselttiğinin altı çizildi. Haberde, “Çin’den Körfez İşbirliği Konseyi devletlerine kadar çeşitli jeopolitik aktörlerin artan ekonomik, siyasi ve askeri katılımıyla damgalanan ve halihazırda istikrarsız olan bir bölgede, Ankara’nın adımları bu dinamikleri yoğunlaştırma potansiyeline sahiptir. Böyle bir ortamda caydırıcılık, tek taraflı olmaktan ziyade doğası gereği etkileşimlidir; çünkü bir aktörün artan duruşu diğerlerinin yeniden ayarlama yapmasına neden olma eğilimindedir.” ifadelerine yer verildi. TÜRKİYE HER ŞEYİYLE MASADA Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Alper Coşkun, konuşlandırmanın maceracılık olarak okunmaması gerektiğini, Türkiye’nin daha geniş güvenlik duruşu içinde çerçevelenmesi gerektiğini söyleyerek, “Somali gibi stratejik konuma sahip dost bir ülkeyi güçlendirmek ve onun istikrar ve kurum inşa çabalarını desteklemek Ankara için bu bağlamda mantıklıdır. Bu konuşlandırmalar Türkiye’nin Somali’ye olan uzun vadeli bağlılığını teyit ediyor ve daha da önemlisi, angajmanını genişletirken güçlü bir caydırıcı unsur getiriyor.” dedi. Alper Coşkun, bu duruşun hem Mogadişu’daki güveni pekiştirme hem de rakip aktörlere karşı caydırıcılık eşiğini yükseltme şeklinde ikili bir işleve sahip olduğunu ve alt metnin Türkiye’nin Somali konusunda “her şeyiyle masada” olduğunu söyledi. Coşkun, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Somali’de terörle mücadele operasyonlarında yakın iş birliği yaptığını ve enerji arama faaliyetleri için zemin hazırladığını not etti. F-16 konuşlandırmasının, Ankara’nın diğer alanlarda stratejik özerklik iddiasında bulunsa bile bir alanda uyumu güçlendirdiğini belirtti. Alper Coşkun, “Ankara’nın merkezi yönetim ve istikrarı koruma arzusunu baltalayan ve parçalanmayı savunan İsrail ve BAE’den gelen meydan okuma” notuyla diğer bölgesel aktörlerle olan gerginliğe işaret etti. İSRAİL'E KARŞI MEYDAN OKUMA, BAE'YE KARŞI DENGE Aralık 2025’te İsrail’in, Somali’nin ayrılıkçı bölgesi Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıyan ilk ülke olduğunun hatırlatıldığı analizde şu satırlara yer verildi: “Bu hamle, BAE’nin 2017’den bu yana Somaliland’ın Berbera Limanı’na yaptığı ve Dubai’nin bölgesel ticari merkez olarak konumunu ve Kızıldeniz’deki daha geniş Emirlik ekonomik ayak izini güçlendiren uzun vadeli yatırımının arka planında gerçekleşti. Bu durum, Türkiye’nin Suudi Arabistan ile karşı ittifak kurduğu yönündeki spekülasyonları körükledi. Şubat ayı başlarında Riyad, Somali ile askeri bir anlaşma imzaladı. Detaylar belirsizliğini korurken Riyad, Somali’nin toprak bütünlüğüne verdiği desteği ikiye katlayarak kendisini Abu Dabi ile ters düşen bir konuma yerleştiriyor. Somali merkezi hükümetini sert güçle desteklemek, rakiplerin alt-devlet kanalları aracılığıyla faaliyet gösterme alanını daraltıyor. Yine de Türkiye, İsrail’in artan ayak izine karşı koymaya çalışsa da, Suudi-Emirlik rekabeti arasında dengeyi korumayı tercih ederek BAE’ye doğrudan meydan okuması pek olası değil. Sonuçta Ankara, 2020 sonundan bu yana hem Riyad hem de Abu Dabi ile normalleşme sürecini sürdürüyor. O zamandan bu yana, Türkiye’nin 2022’den itibaren BAE’ye SİHA satışları da dahil olmak üzere bağları, genişleyen ikili askeri ve yatırım ilişkilerine eşlik etti.” TÜRKİYE İÇİN SOMALİ 'DÜĞÜM' NOKTASI Haberde, Türkiye’nin Somali’deki F-16’ları ve artan etkinliğinin Afrika Boynuzu politikası hakkında şu üç maddeye işaret ettiği belirtildi: Ankara, yatırımlarını ve ortaklıklarını sadece retorik veya eğitim misyonlarıyla değil, üst düzey askeri varlıklarla savunmaya istekli.. Türkiye, Somali’yi çevresel bir angajman olarak değil, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan stratejik bir düğüm noktası olarak görüyor. Halihazırda dış aktörlerle dolu bir bölgede artan rekabet ve askerileşme dahil olmak üzere, daha derin bir karmaşıklığa sürüklenmenin getirdiği riskleri kabul ediyor.  
Batı’nın kaderine terk ettiği Somali’de Türk F-16’larının sesi yankılanıyor.

Batı’nın kaderine terk ettiği Somali’de Türk F-16’larının sesi yankılanıyor. Londra merkezli The New Arab, Türkiye’nin Somali’deki hamlelerinin kapasite inşası rolünden çıkarak sahada aktif koruyucu güç haline geldiğini analiz etti.

Türkiye’nin sabırla işlediği Somali stratejisi yepyeni bir safhaya evrildi. Bundan 15 yıl önce açlığın ve sefaletin pençesinde kıvranırken dünyanın sırtını döndüğü Somali, bugün semalarında süzülen Türk savaş uçakları ile yeniden nefes alıyor; insani yardımlarla örülen şefkat ağının yanı sıra çelikten koruma kalkanı örülüyor. Bir zamanlar sadece yardım gemilerinin beklendiği Somali limanlarda şimdi Türk fırkateynleri, havalimanlarında ATAK helikopterleri, semalarında Türk F-16’ları nöbet tutuyor.

İNSANİ YARDIMDAN ASKERİ CAYDIRICILIĞA

Londra merkezli ve Katar sermayeli yayın organı The New Arab, Türkiye’nin Afrika Boynuzu’ndaki adımlarını mercek altına alan kapsamlı analiz yayımladı. Ankara’nın bölgedeki on yılı aşkın süredir devam eden insani yardım odaklı politikasının yerini net bir askeri güce ve caydırıcılığa bıraktığı vurgulandı. Ocak 2026 sonlarında Mogadişu’daki Aden Adde Uluslararası Havalimanı’na inen modernize edilmiş F-16 Viper savaş uçakları ve T129 ATAK helikopterlerinin bölgedeki dengeleri değiştirdiği bildirildi. Analizde, “Türkiye'nin Somali'ye insanlı savaş uçakları, taarruz helikopterleri ve deniz unsurları göndermesi, Ankara’nın rolünde derin bir değişime işaret ediyor ve kapasite inşasının ötesine geçerek açık bir askeri caydırıcılık aşamasına ulaştığını ispatlıyor.” denildi.

TÜRKİYE UNUTULMAYACAK

Türkiye’nin askeri hamlesinin 2011’deki insani yardımlarla başlayan sürecin üst aşaması olduğunun vurgulandığı haberde Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Alper Coşkun’un beyanatına yer verildi. Alper Coşkun, bütün dünya elini çekerken Erdoğan’ın 2011’deki ziyaretinin nasıl uzun süre hatırlandığını hesapladığı gibi, son askeri desteğin de aynı şekilde hatırlanacağını belirtti.

Coşkun, “Bu sevkiyatlar aracılığıyla Somalililer arasında yaratılan olumlu algı aynı derecede etkili ve uzun ömürlü olacaktır.” diye ekledi.

The New Arab’ın analiz haberi şöyle devam etti:

“On yılı aşkın süre sonra bu ortaklık çok farklı karakter kazandı. 28 Ocak’ta Mogadişu’daki Aden Adde Uluslararası Havalimanı’na, T129 ATAK helikopterleri eşliğinde en az üç adet modernize edilmiş F-16 Viper ulaştı. Türk kargo uçaklarının hangarları ve tesisleri önceden hazırladığı bildirildi. İnternette dolaşan videolar, jetlerin başkent üzerinde alçak uçuş yaptığını ve varlıklarının tartışmasız olduğunu gösteriyordu.

Türkiye daha önce Somali’de yoğun bir şekilde İHA kullanmış ve 2017’den bu yana TURKSOM Kampı’nda binlerce Somali askerini eğitmişti. Ayrıca altyapıya yatırım yapmış, havalimanı ve limanı yönetmiş ve insani projeleri genişletmişti. Ancak bu, Ankara’nın ülkede ilk kez üst düzey insanlı savaş uçakları konuşlandırmasıdır.”

CAYDIRICILIK ARTIYOR

İstanbul Politikalar Merkezi’nden Riccardo Gasco ise The New Arab’a yaptığı değerlendirmede, Türkiye’nin modelinin askeri eğitimle sınırlı kalmadığını söyledi.  Gasco, “Analitik olarak değişim, ‘güvenlik ortaklığından’, Eş-Şebab ve deniz alanı üzerinden baskı uygulamaya meyilli herhangi bir aktörün bozucu faaliyetlerinin maliyetini artırmayı amaçlayan ‘güvenlik ortaklığı artı varlık koruma ve tırmanma üstünlüğüne’ doğrudur.” dedi.

Yeni petrol ve gaz anlaşmalarıyla birlikte, Türkiye’nin Somali’deki ticari çıkarları artık karadaki ve denizdeki güvenliğe sıkı sıkıya bağlı olduğu kaydedildi. Gasco, “Bu, stratejik altyapı ve ekonomik çıkarlar etrafındaki ayak izini sertleştirerek Ankara’nın bağlılığını derinleştiriyor, ancak aynı zamanda karmaşıklığa sürüklenme riskini de artırıyor: Enerji ve kritik projeleri askeri olarak güvence altına aldığınızda, Somali’nin iç ve bölgesel tehdit ortamından daha fazlasını devralırsınız.” diye konuştu.

KIZILDENİZ-HİNT OKYANUSU HATTINA MÜHÜR

Haberde ayrıca, “Bölgenin jeostratejik önemi nedeniyle Ankara’nın katılımı, sadece Somali politikasını desteklemekle kalmıyor, aynı zamanda Kızıldeniz koridoru ile Hint Okyanusu arasında stratejik bağlantı kuruyor. Sonuç olarak Somali sadece ortak devlet değil; Kızıldeniz, Aden Körfezi ve daha geniş Hint Okyanusu deniz yollarını birbirine bağlayan deniz koridoru boyunca stratejik bir platformdur.” denildi.

Riccardo Gasco, “Bu anlamda Somali hem bir ortak kapasite alanı hem de daha geniş deniz erişimi için bir platform haline geliyor. Türkiye’nin bu hamlesi, Boynuz-Kızıldeniz arayüzünü daha büyük askerileşmeye doğru iten diğer aktörlerin karşı pozisyon almasını muhtemelen teşvik edecektir.” yorumunu yaptı.

Mogadişu’da Türk hava biriminin varlığının, açık deniz operasyonları için deniz güvenliği ile desteklenerek, hem militan grupların hem de rakip bölgesel tarafların müdahalesine karşı caydırıcılık seviyesini yükselttiğinin altı çizildi.

Haberde, “Çin’den Körfez İşbirliği Konseyi devletlerine kadar çeşitli jeopolitik aktörlerin artan ekonomik, siyasi ve askeri katılımıyla damgalanan ve halihazırda istikrarsız olan bir bölgede, Ankara’nın adımları bu dinamikleri yoğunlaştırma potansiyeline sahiptir. Böyle bir ortamda caydırıcılık, tek taraflı olmaktan ziyade doğası gereği etkileşimlidir; çünkü bir aktörün artan duruşu diğerlerinin yeniden ayarlama yapmasına neden olma eğilimindedir.” ifadelerine yer verildi.

TÜRKİYE HER ŞEYİYLE MASADA

Carnegie Uluslararası Barış Vakfı Kıdemli Uzmanı Alper Coşkun, konuşlandırmanın maceracılık olarak okunmaması gerektiğini, Türkiye’nin daha geniş güvenlik duruşu içinde çerçevelenmesi gerektiğini söyleyerek, “ Somali gibi stratejik konuma sahip dost bir ülkeyi güçlendirmek ve onun istikrar ve kurum inşa çabalarını desteklemek Ankara için bu bağlamda mantıklıdır. Bu konuşlandırmalar Türkiye’nin Somali’ye olan uzun vadeli bağlılığını teyit ediyor ve daha da önemlisi, angajmanını genişletirken güçlü bir caydırıcı unsur getiriyor.” dedi.

Alper Coşkun, bu duruşun hem Mogadişu’daki güveni pekiştirme hem de rakip aktörlere karşı caydırıcılık eşiğini yükseltme şeklinde ikili bir işleve sahip olduğunu ve alt metnin Türkiye’nin Somali konusunda “her şeyiyle masada” olduğunu söyledi.

Coşkun, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri’nin Somali’de terörle mücadele operasyonlarında yakın iş birliği yaptığını ve enerji arama faaliyetleri için zemin hazırladığını not etti. F-16 konuşlandırmasının, Ankara’nın diğer alanlarda stratejik özerklik iddiasında bulunsa bile bir alanda uyumu güçlendirdiğini belirtti.

Alper Coşkun, “Ankara’nın merkezi yönetim ve istikrarı koruma arzusunu baltalayan ve parçalanmayı savunan İsrail ve BAE’den gelen meydan okuma” notuyla diğer bölgesel aktörlerle olan gerginliğe işaret etti.

İSRAİL'E KARŞI MEYDAN OKUMA, BAE'YE KARŞI DENGE

Aralık 2025’te İsrail’in, Somali’nin ayrılıkçı bölgesi Somaliland’ı bağımsız devlet olarak tanıyan ilk ülke olduğunun hatırlatıldığı analizde şu satırlara yer verildi:

“Bu hamle, BAE’nin 2017’den bu yana Somaliland’ın Berbera Limanı’na yaptığı ve Dubai’nin bölgesel ticari merkez olarak konumunu ve Kızıldeniz’deki daha geniş Emirlik ekonomik ayak izini güçlendiren uzun vadeli yatırımının arka planında gerçekleşti. Bu durum, Türkiye’nin Suudi Arabistan ile karşı ittifak kurduğu yönündeki spekülasyonları körükledi. Şubat ayı başlarında Riyad, Somali ile askeri bir anlaşma imzaladı. Detaylar belirsizliğini korurken Riyad, Somali’nin toprak bütünlüğüne verdiği desteği ikiye katlayarak kendisini Abu Dabi ile ters düşen bir konuma yerleştiriyor.

Somali merkezi hükümetini sert güçle desteklemek, rakiplerin alt-devlet kanalları aracılığıyla faaliyet gösterme alanını daraltıyor. Yine de Türkiye, İsrail’in artan ayak izine karşı koymaya çalışsa da, Suudi-Emirlik rekabeti arasında dengeyi korumayı tercih ederek BAE’ye doğrudan meydan okuması pek olası değil. Sonuçta Ankara, 2020 sonundan bu yana hem Riyad hem de Abu Dabi ile normalleşme sürecini sürdürüyor. O zamandan bu yana, Türkiye’nin 2022’den itibaren BAE’ye SİHA satışları da dahil olmak üzere bağları, genişleyen ikili askeri ve yatırım ilişkilerine eşlik etti.”

TÜRKİYE İÇİN SOMALİ 'DÜĞÜM' NOKTASI

Haberde, Türkiye’nin Somali’deki F-16’ları ve artan etkinliğinin Afrika Boynuzu politikası hakkında şu üç maddeye işaret ettiği belirtildi:

Ankara, yatırımlarını ve ortaklıklarını sadece retorik veya eğitim misyonlarıyla değil, üst düzey askeri varlıklarla savunmaya istekli..

Türkiye, Somali’yi çevresel bir angajman olarak değil, Kızıldeniz ile Hint Okyanusu’nu birbirine bağlayan stratejik bir düğüm noktası olarak görüyor.

Halihazırda dış aktörlerle dolu bir bölgede artan rekabet ve askerileşme dahil olmak üzere, daha derin bir karmaşıklığa sürüklenmenin getirdiği riskleri kabul ediyor.

 

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.