Bahçeli'den önemli açıklamalar

Gündem (Web Sitesi) - Web Sitesi | 28.04.2026 - 11:48, Güncelleme: 28.04.2026 - 11:48
 

Bahçeli'den önemli açıklamalar

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır." açıklamasında bulundu.

MHP lideri Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunuyor.  Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları: Değerli milletvekillerim, hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, sözlerimin hemen başında hepinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmetle, muhabbetle ve hasretle selamlıyorum. Cenab-ı Allah'tan hayırlarla, bereketle, sıhhatle, metanetle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya mecraları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın, asil bir yürüyüşün, sabırlı bir varoluşun mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha siz kıymetli dava arkadaşlarımla aynı çatı altında bulunmaktan bahtiyar olduğumu ifade ediyor, her birinizi gönülden selamlıyorum. "DÜNYA SIKINTILI BİR DÖNEMDEN GEÇMEKTEDİR" Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçmektedir. Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz. "TÜRK MİLLETİ BÜYÜK BİR TARİH ÖZNESİDİR" Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur. Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder müferrit bir duygunun içine hapsedilmemiştir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir. Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşla, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini. Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir. Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler. Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet tasavvurunu en vecih şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşerî ve siyasi bir terkiptir. "MİLLET OLMAK BERABERCE TARİH YAPMAK KUDRETİDİR" Millet, aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Bir sazın telinde içi titreyen merhum Neşet Ertaş'ın “Kalpten kalbe bir yol vardır” deyişinde ifadesini bulan o görünmez muhabbet hattını hisseden, gönülden gönüle kurulan bağı kültür köprüsüne, vicdan hattına ve sadakat zeminine dönüştüren topluluğun adıdır millet. Merhum Barış Manço'nun “Buyurun dostlar buyurun” çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusuyla birbirine yer açabilen, çoğalabilen ve kaynaşabilen büyük bir sentezdir millet. Çünkü millet dediğimiz hakikat sadece acıyla tahkim olunmaz, sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşır. Millet yasla yoğurulur, neşeyle tamamlanır. Hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapmak kudretidir. İşte 3 Mayıs'ı anlamlı, müstesna ve tarihi kılan esas ruh da burada saklıdır. 3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır. "TÜRK MİLLİYETÇİSİNİN VATAN VE MİLLET SEVDASI YARGILANMIŞTIR" 1944 yılının buhranlı ve karanlık ikliminde dünyanın üzerine savaşın sinsi sinsi gölgesi düşmüştü. Her renk ve her çeşitten millet yol ayrımlarında savruluyor, her devlet kendi istikametini koruyacak direnci arıyordu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna yaklaşıldığı o günlerde Türkiye, çok yönlü baskıların, ideolojik gerilimlerin, yön tayinli buhranların ve siyasi sancıların tam ortasında ağır bir tehdit altındaydı. Böylesi bir dönemde komünizm tehlikesinin kapımıza dayandığını gösterip devrin başbakanını açıkça uyaran mektuplarla başlayan süreç, 3 Mayıs'ta mahkeme salonlarına taşınmıştır. Türk milliyetçiliğini yargılamaya cüret edenlere karşı mahkeme salonlarına sığmayan, Sovyet emperyalizmi karşısında boyun eğmeyen bir irade milletimizin sinesinde yer bulmuştur. Ankara Adliyesini dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam'ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek olmuştur. Milli bir ruhun önderliğinde başlayan protestolar, vatan için çarpan yürekleri söndürmek isteyenlerin üzerine kabus gibi çökmüştür. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Orhan Şahik Gökyay, Nejdet Sancar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Cemal Oğuz Öcal ve nice Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır. "TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ASIRLARI İNŞA ETMEYE NAMZET OLAN İNSANLARIN MİRASIDIR" İnsan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının esamesinin okunmadığı, hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı, ceza muhakemesinin esaslarının çiğnendiği bu soruşturma süreci tarihimize kara bir facia olarak kazınmıştır. Vicdanı hür, zihni pür, alnı pak Türk gençleri, “tabutluk” adı verilen dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla işkenceye, hizaya çekilmek istenmiştir. Türk milliyetçileri, suyu akmayan, hastalıkların kol gezdiği dört duvar arasında dize getirilmek istenmiştir. Fakat biliyoruz ki o tabutluklarda tahakküm vardı, teslimiyet yoktu. Tehdit vardı, tereddüt yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu. Bedel vardı, dönüş yoktu. Baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Merhum Hüseyin Nihal Atsız, çağ aşan bir seslenişle şöyle haykırıyordu. "Delinse yer, gökse gök, yansa kül olsa dört yan, yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz." İşte bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir. Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkûm etmeyen yiğitlerin hikâyesidir. Demir parmaklıkları kırıp geçen, tabutluklara sığmayan yağızların sesidir. Budandıkça serpilen, bilendikçe keskinleşen dava adamlarının destanıdır. Çünkü Türk milliyetçiliği geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil, asırları inşa etmeye namzet olan insanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır. "3 MAYIS, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KARAKTER MAYASIDIR" İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi'ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp, bir ahlak, bir şahsiyet, bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, millî varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır.  3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin silkinişi, doğrulup kendine gelişi ve derin uykulardan uyanışıdır. 3 Mayıs, hak bildiği yoldan sapmayan, karanlık çoğaldıkça korkuya kapılmayan, mahrumiyet arttıkça metanetini çoğaltanların yadigârıdır. 3 Mayıs, 1944'te ayağa kalkan millî ruhun zaman içinde siyasi bir mecraya kavuştuğu, çok çetin yollardan geçtiği, çok çileler çektiği, nice ülkücü gencin acıyı bal eylediği, nice Türk milliyetçisinin sırasını yol eylediği bir yürüyüştür. "MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN SİYASETTEKİ YEGANE KALESİDİR" O gün mahkeme salonlarında direnenler sadece bir fikri savunmadılar. Tabutluklara sığdırılmak istenen bir düşünceyi bir milletin vicdanına emanet ettiler. Susmak mümkündü. Geri çekilmek mümkündü. Fakat onlar Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri sadece müdafaa edilen bir mefkûre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Türk milliyetçisinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegâne kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlak ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarımızın tek yuvasıdır. Dün Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini mahkûm etmeye kalkışanlarla bugün Milliyetçi Hareket Partisi'ne saldıranlar aynı habasetin, aynı husumetin, aynı hesaplaşma hırsının peşindedir. Sonuç yine değişmeyecektir. Çünkü bu hareketin kökleri Türk'ün binlerce yıllık ülküsündedir. Bu hareketin mazisi ülkücü şehitlerimizin aziz hatıralarıyla yazılmıştır. Bu hareketin dayanağı büyük Türk milletidir. Milliyetçi Hareket Partisi ayaktaysa Türk milletinin geçmişi çiğnenemeyecek, şehidin kanıyla suladığı toprak kirletilemeyecek, bayrak indirilemeyecek, ezan susturulamayacaktır. Dava yalnız yürekte taşınarak yaşamaz, hayata geçirilerek yaşar. Milletle ve devletle buluşmayan bir iddia tarihte kök salamaz. Bu sebepledir ki Türk milliyetçiliği bir nizam arayışıdır. Bir devlet tasavvurudur. Bir medeniyet iddiasıdır. Bugün aynı ülkeye gönül vermiş kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz, içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik aynı ülküye, aynı istikamete, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır. Türk milliyetçiliğini geçmişe hapsetmeye çalışanlarla onu hamasi sloganlarla indirgeyenler aynı yanlışa düşmektedir. Çünkü milliyetçilik, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalık halidir. Bugün Türk dünyası yeniden toparlanıyorsa, yıllarca hayal sayılan ülküler somut karşılık buluyorsa, önümüzde yeni bir safha açılmış demektir. Bu yüzden 3 Mayıs bir anma günü içinde sınırlandırılamaz. 3 Mayıs bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir. Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir? Yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez. Yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hâlâ bizimle atan, gözü hâlâ bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş'in ifadesiyle, hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin. Biz de diyoruz ki bayrağı yere düşürmeyen, ocağına sırt çevirmeyen, ülküsünü menfaatinin önüne koyan her dava arkadaşımızın yeri bellidir. Çünkü bu ocak, sadakati unutmayanların, vefasını kaybetmeyenlerin, yükünü bu yükten ayırmayanların ocağıdır. Ve bilinmelidir ki Türk milliyetçiliği dün nasıl dimdik ayaktaysa, bugün de aynı azimle ayaktadır. Devletini ve milletini sahipsiz bırakmayacaktır. Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türk milletine adanmış çizgisi değişmeyecek, değiştirilemeyecektir. Bu vesileyle başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem abide şahsiyetlerini, 3 Mayıs 1944 davasının fedakâr ve ölümsüz kahramanlarını rahmet ve minnetle yâd ediyorum. 82 sene öncesinin aynı ruh ve heyecanıyla Türk ve Türkiye yüzyılına yürüyüşümüze omuz veren dava arkadaşlarımın, ülküdaşlarımın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'nü kutluyorum. "TÜRKMENLERİN FERYADINA KULAK VERİYORUZ" Değerli dava arkadaşlarım, 3 Mayıs'ta Ankara'nın sokaklarından taşan, mahkeme salonlarını yerinden oynatan, Türk milliyetçiliğinin boynuna geçirilmek istenen zillet urganını kesip atan irade bugün Kerkük denildiğinde yüreklerde yeniden zuhur etmektedir. Bizim milliyetçiliğimiz yalnız Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemez. Nerede bir Türk yaşıyorsa, nerede bir Türk çocuğu doğuyorsa, nerede Türkçe konuşuluyorsa, orası da bizim hafıza coğrafyalarımızın, gönül haritamızın ve tarih şuurumuzun parçasıdır. Türk milliyetçiliği, tarihin bize yüklediği sorumluluğa dayanarak, sınırlarımızın ötesinde çiğnenmek istenen Türk varlığının, bastırılmak istenen Türkmen soydaşlarımızın sesinin muhafızı olmaktır. Türk milliyetçiliği, unutturulmak istenen tarihin, silinmek istenen hatıraların müdafaa hattıdır. Bu hattın yol bulduğu satıh Misak-ı Millî coğrafyasıdır. Misak-ı Millî coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasletlerin başında ise Kerkük gelmektedir. Kerkük, ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Bu itibarla Kerkük'e baktığımızda asırlık hicranı görüyoruz. Altınköprü'den Kerkük'e uzanan aidiyet ve kimlik mücadelesini görüyoruz. Kadınlarımızın feryadını, yetimlerimizin mahzunluğunu, öksüzlerimizin kimsesizliğini duyuyoruz. Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük'teki yangının ateşini Ankara'dan görüyoruz. Türkmen'in ağıtını Ankara'dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın ve insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz. Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulüm, Türk milletinin vicdanına kazınmış, kahredici bir imtihandır. Nice Türkmen ocağı söndürülmüş, nice aile yurdundan edilmek istenmiş, nice analar gözyaşı dökmüş, nice çocuk korkuyla titremiş, nice yiğit baskı ve mahrumiyetle sınanmıştır. Türkmen elinde Türkiye'nin sesini kısmaya, tarihi mevcudiyeti bulandırmaya, millî kimliği zayıflatmaya, kadim Türk yurdunu siyasi oyunlar ve demografik tertiplerle özünden koparmaya yeltenenler olmuştur.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, "Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır." açıklamasında bulundu.

MHP lideri Bahçeli, partisinin grup toplantısında açıklamalarda bulunuyor. 

Bahçeli'nin açıklamalarından satır başları:

Değerli milletvekillerim, hanımefendiler, beyefendiler, basınımızın kıymetli temsilcileri, sözlerimin hemen başında hepinizi en derin kardeşlik duygularımla, hürmetle, muhabbetle ve hasretle selamlıyorum. Cenab-ı Allah'tan hayırlarla, bereketle, sıhhatle, metanetle ve huzurla dolu bir hafta geçirmenizi niyaz ediyorum. Bugünkü toplantımızı yurt içinden ve yurt dışından televizyon ekranları, radyo kanalları ve sosyal medya mecraları vasıtasıyla takip eden aziz vatandaşlarımıza, gönül ve kültür coğrafyalarımızda onurlu bir hayatın, asil bir yürüyüşün, sabırlı bir varoluşun mücadelesini veren bütün kardeşlerimize en iyi dileklerimi iletiyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi grup toplantımız vesilesiyle bir kez daha siz kıymetli dava arkadaşlarımla aynı çatı altında bulunmaktan bahtiyar olduğumu ifade ediyor, her birinizi gönülden selamlıyorum.

"DÜNYA SIKINTILI BİR DÖNEMDEN GEÇMEKTEDİR"

Dünya sıkıntılı bir imtihandan geçmektedir. Küresel sistemin sütunlarında çatlaklar belirginleşmekte, jeopolitik zemin kaymakta, ekonomik gerilimler ve siyasal fay hatları daha da sertleşmektedir. Devletler irade, milletler metanet, toplumlar ise sabır testine zorlanmaktadır. Haritalar yerinde dursa bile anlamlar yer değiştirmektedir. Sınırlar sabit görünse bile tehditlerin mahiyeti değişmektedir. İşte böylesi zamanlarda millet olmanın manası da daha da derinleşir. İşte böylesi zamanlarda birbirimize daha sıkı sarılmak tarihi bir zaruret halini alır. İşte böylesi zamanlarda ayrılığı büyüten her dil, gevşekliği çoğaltan her tavır, hafızayı aşındıran her müdahale geleceğe kurulmuş bir tuzak olarak karşımıza çıkar. Onun içindir ki bizler bugünlerde yalnız bugünü konuşamayız. Maziyi de konuşmak zorundayız. İstikbali de konuşmak zorundayız. Yalnız hadiseleri sıralamakla yetinemeyiz. O hadiselerin hangi devlet aklı içinde anlam kazandığını, hangi millet vicdanında yer ettiğini, hangi tarihi yürüyüşün parçası olduğunu da izah etmek mecburiyetindeyiz.

"TÜRK MİLLETİ BÜYÜK BİR TARİH ÖZNESİDİR"

Bu mübarek topraklarda hayat daima müşterek kader içinde yoğrulmuştur. Bu vatanda sevinç tek başına yaşanmamış, keder müferrit bir duygunun içine hapsedilmemiştir. Türküler birlikte söylenmiş, ağıtlar birlikte yakılmış, zaferler birlikte kutlanmış, yenilgiler birlikte göğüslenmiştir. Bu bakımdan millet dediğimiz hakikat, bazen bir marşla, bazen bir mezar taşında, bazen de sofradaki aşta göstermiştir derinliğini. Çünkü Türk milleti, mazisini geleceğe yön veren bir kudret kaynağına dönüştüren büyük bir tarih öznesidir.

Önümüzdeki günlerde idrak edeceğimiz 3 Mayıs Milliyetçiler Günü, Türk milliyetçiliğinin varoluş tarihinde mümtaz bir mevki, mücadele hafızasında müstesna bir merhale, gönüllerde ise sönmeyen bir meşaledir. Türk milletine mensubiyet duygusunun ne kadar derin, ülküyle aydınlanan zihinlerin ne kadar diri, dava uğruna ölümü göze almış yüreklerin ne kadar dayanıklı olduğu 3 Mayıs'ın çilesinde, 3 Mayıs'ın iradesinde, 3 Mayıs'ın mertliğinde açıkça görülmüştür. O gün ayağa kalkanlar yalnız bir itiraz yükseltmediler. Aynı zamanda Türk milliyetçiliğinin hangi ruha, hangi ahlaka, hangi sadakate dayandığını da tarihe kazıdılar. Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir sözü, Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün millet tasavvurunu en vecih şekilde ortaya koyan tariflerden biridir. Millet, yalnızca aynı hudutlar içinde yaşayan insanların toplamı olarak anlaşılmamalıdır. Millet, aynı kaderi yüklenmiş, aynı vatanda yan yana durmayı tarih önünde iradeye dönüştürmüş, zaman içinde birbirinin acısına alışmış, sevincine iştirak etmiş, hafızasını müşterek hatıralarla beslemiş, beşerî ve siyasi bir terkiptir.

"MİLLET OLMAK BERABERCE TARİH YAPMAK KUDRETİDİR"

Millet, aynı göğe bakan, aynı toprağa emek veren, aynı bayrak altında vakar bulan, cenazede omuz omuza yürüyen, düğünde aynı sevinçle ayağa kalkan, tasada ve kıvançta birbirine yönelen büyük bir kader ortaklığıdır. Bir sazın telinde içi titreyen merhum Neşet Ertaş'ın “Kalpten kalbe bir yol vardır” deyişinde ifadesini bulan o görünmez muhabbet hattını hisseden, gönülden gönüle kurulan bağı kültür köprüsüne, vicdan hattına ve sadakat zeminine dönüştüren topluluğun adıdır millet. Merhum Barış Manço'nun “Buyurun dostlar buyurun” çağrısında yankılanan dostluk, paylaşma ve muhabbet duygusuyla birbirine yer açabilen, çoğalabilen ve kaynaşabilen büyük bir sentezdir millet. Çünkü millet dediğimiz hakikat sadece acıyla tahkim olunmaz, sevinci paylaşma ahlakıyla da olgunlaşır. Millet yasla yoğurulur, neşeyle tamamlanır. Hatıra ile kök salar, ülkü ile yükselir. Millet olmak, beraber yaşama arzusunun ötesinde beraber yürüme ahdidir. Beraber yürümenin üstünde ise beraberce tarih yapmak kudretidir. İşte 3 Mayıs'ı anlamlı, müstesna ve tarihi kılan esas ruh da burada saklıdır. 3 Mayıs, ülküleşmiş bir iradenin, şahsiyet kazanmış bir dava ahlakının tarih içinde görünür hale geldiği kutlu bir yolun kanla yıkanmış taşlarıdır.

"TÜRK MİLLİYETÇİSİNİN VATAN VE MİLLET SEVDASI YARGILANMIŞTIR"

1944 yılının buhranlı ve karanlık ikliminde dünyanın üzerine savaşın sinsi sinsi gölgesi düşmüştü. Her renk ve her çeşitten millet yol ayrımlarında savruluyor, her devlet kendi istikametini koruyacak direnci arıyordu. İkinci Dünya Savaşı'nın sonuna yaklaşıldığı o günlerde Türkiye, çok yönlü baskıların, ideolojik gerilimlerin, yön tayinli buhranların ve siyasi sancıların tam ortasında ağır bir tehdit altındaydı. Böylesi bir dönemde komünizm tehlikesinin kapımıza dayandığını gösterip devrin başbakanını açıkça uyaran mektuplarla başlayan süreç, 3 Mayıs'ta mahkeme salonlarına taşınmıştır. Türk milliyetçiliğini yargılamaya cüret edenlere karşı mahkeme salonlarına sığmayan, Sovyet emperyalizmi karşısında boyun eğmeyen bir irade milletimizin sinesinde yer bulmuştur. Ankara Adliyesini dolduran Türk gençliği, Türk kimliğini sosyalizme ezdirmemek, İslam'ı komünizme çiğnetmemek için tek yürek olmuştur. Milli bir ruhun önderliğinde başlayan protestolar, vatan için çarpan yürekleri söndürmek isteyenlerin üzerine kabus gibi çökmüştür. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş, Hüseyin Nihal Atsız, Zeki Velidi Togan, Orhan Şahik Gökyay, Nejdet Sancar, Reha Oğuz Türkkan, Fethi Tevetoğlu, Cemal Oğuz Öcal ve nice Türk milliyetçisinin vatan ve millet sevdası yargılanmıştır.

"TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİ ASIRLARI İNŞA ETMEYE NAMZET OLAN İNSANLARIN MİRASIDIR"

İnsan onurunun derinden yaralandığı, insan haklarının esamesinin okunmadığı, hukuk devleti ilkesinin hiçe sayıldığı, ceza muhakemesinin esaslarının çiğnendiği bu soruşturma süreci tarihimize kara bir facia olarak kazınmıştır. Vicdanı hür, zihni pür, alnı pak Türk gençleri, “tabutluk” adı verilen dar ve bunaltıcı hücrelere kapatılmıştır. Türk milliyetçileri açlıkla, susuzlukla, yalnızlıkla işkenceye, hizaya çekilmek istenmiştir. Türk milliyetçileri, suyu akmayan, hastalıkların kol gezdiği dört duvar arasında dize getirilmek istenmiştir. Fakat biliyoruz ki o tabutluklarda tahakküm vardı, teslimiyet yoktu. Tehdit vardı, tereddüt yoktu. Tahrik vardı, taviz yoktu. Bedel vardı, dönüş yoktu. Baş vermek vardı, baş eğmek yoktu. Merhum Hüseyin Nihal Atsız, çağ aşan bir seslenişle şöyle haykırıyordu. "Delinse yer, gökse gök, yansa kül olsa dört yan, yüce dileğe doğru yine yürürüz yayan. Yıldırımdan, tipiden, kasırgadan yılmayan, ölümlerle eğlenen tunç yürekli Türkleriz." İşte bu haykırış, Türk milliyetçilerinin çileyle yoğrulmuş, imtihanlarla sınanmış karakterleridir. Zulümlere aldırış etmeyen, fikrini mahkûm etmeyen yiğitlerin hikâyesidir. Demir parmaklıkları kırıp geçen, tabutluklara sığmayan yağızların sesidir. Budandıkça serpilen, bilendikçe keskinleşen dava adamlarının destanıdır. Çünkü Türk milliyetçiliği geçici heveslerin değil, ülküye adanmışların davasıdır. Türk milliyetçiliği, günü kurtarmaya memur dar kadroların değil, asırları inşa etmeye namzet olan insanların mirasıdır. Tarihine yaslanan, töresiyle yaşayan, terbiyesini köklerinde bulanların yegâne sancağıdır.

"3 MAYIS, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN KARAKTER MAYASIDIR"

İşte bu nedenle 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin şerefli bir hatırası olmanın da üstünde bir manaya sahiptir. 3 Mayıs, Milliyetçi Hareket Partisi'ni bugüne taşıyan iradenin hangi ateşlerle sınandığının, hangi zincirlerle kuşatıldığının, hangi tertiplerle yolundan koparılmak istendiğinin başlıca timsalidir. 3 Mayıs, millet şuurunun taviz kabul etmeyen bir iradeye dönüşmesidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin yalnız bir fikir cereyanı olarak kalmayıp, bir ahlak, bir şahsiyet, bir mücadele disiplini halinde tecelli etmesidir. 3 Mayıs, devrin karanlığı karşısında sinmeyenlerin, tehdit karşısında eğilmeyenlerin, baskı karşısında susmayanların vakur duruşudur. 3 Mayıs, Türk milletinin kendi kimliğine, kendi tarihine, kendi istikbaline ve kendi manevi, millî varlığına sahip çıkma iradesinin billurlaşmış halidir. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin Türk gençliğinin omuzlarında yükseldiği gündür. 3 Mayıs, Türk milliyetçiliğinin karakter mayasıdır. 3 Mayıs, şahsiyet ve aidiyet iradesinin tarihi ilanıdır. 

3 Mayıs, Türk milliyetçilerinin silkinişi, doğrulup kendine gelişi ve derin uykulardan uyanışıdır. 3 Mayıs, hak bildiği yoldan sapmayan, karanlık çoğaldıkça korkuya kapılmayan, mahrumiyet arttıkça metanetini çoğaltanların yadigârıdır. 3 Mayıs, 1944'te ayağa kalkan millî ruhun zaman içinde siyasi bir mecraya kavuştuğu, çok çetin yollardan geçtiği, çok çileler çektiği, nice ülkücü gencin acıyı bal eylediği, nice Türk milliyetçisinin sırasını yol eylediği bir yürüyüştür.

"MİLLİYETÇİ HAREKET PARTİSİ, TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN SİYASETTEKİ YEGANE KALESİDİR"

O gün mahkeme salonlarında direnenler sadece bir fikri savunmadılar. Tabutluklara sığdırılmak istenen bir düşünceyi bir milletin vicdanına emanet ettiler. Susmak mümkündü. Geri çekilmek mümkündü. Fakat onlar Türk milliyetçiliğini bir tercih değil, bir mecburiyet olarak gördüler. Başbuğumuz Alparslan Türkeş ise o fikri sadece müdafaa edilen bir mefkûre olmaktan çıkarıp bir teşkilat iradesine dönüştürdü. Şehitlerimizin aziz hatıraları üzerine yükselen Türk-İslam davası, Milliyetçi Hareket Partisi ile birlikte Türk milliyetçisinin yüreğinde kökleşmiş, istikbalinde mevzilenmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Türk milliyetçiliğinin siyasetteki yegâne kalesidir. Milliyetçi Hareket Partisi, devletin ve milletin varlığında kendi varlığını eritenlerin burcudur. Milliyetçi Hareket Partisi, mayası bozulmamışların, tuzu kokmamışların, çizgisi eğrilmemişlerin, hedeften sapmamışların, yoldan çıkmamışların son sığınağıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, Türklük gurur ve şuurunu İslam ahlak ve faziletiyle ruhunda buluşturan dava arkadaşlarımızın tek yuvasıdır.

Dün Türklüğü ve Türk milliyetçiliğini mahkûm etmeye kalkışanlarla bugün Milliyetçi Hareket Partisi'ne saldıranlar aynı habasetin, aynı husumetin, aynı hesaplaşma hırsının peşindedir. Sonuç yine değişmeyecektir. Çünkü bu hareketin kökleri Türk'ün binlerce yıllık ülküsündedir. Bu hareketin mazisi ülkücü şehitlerimizin aziz hatıralarıyla yazılmıştır. Bu hareketin dayanağı büyük Türk milletidir. Milliyetçi Hareket Partisi ayaktaysa Türk milletinin geçmişi çiğnenemeyecek, şehidin kanıyla suladığı toprak kirletilemeyecek, bayrak indirilemeyecek, ezan susturulamayacaktır. Dava yalnız yürekte taşınarak yaşamaz, hayata geçirilerek yaşar. Milletle ve devletle buluşmayan bir iddia tarihte kök salamaz. Bu sebepledir ki Türk milliyetçiliği bir nizam arayışıdır. Bir devlet tasavvurudur. Bir medeniyet iddiasıdır. Bugün aynı ülkeye gönül vermiş kimi dava arkadaşlarımızın farklı mecralara savrulmuş olması, davanın yükünün ne kadar ağır olduğunu göstermektedir. Büyük davalar sadece dışarıdan gelen saldırılarla sınanmaz, içeride büyüyen tereddütlerle de sınanır. Ancak bilinmelidir ki milliyetçilik aynı ülküye, aynı istikamete, aynı kader duygusuna tutunarak güç kazanır. Türk milliyetçiliğini geçmişe hapsetmeye çalışanlarla onu hamasi sloganlarla indirgeyenler aynı yanlışa düşmektedir. Çünkü milliyetçilik, bir milletin hafızasını, haysiyetini ve kendi kaderini tayin hakkını aynı çizgide buluşturan yüksek bir farkındalık halidir.

Bugün Türk dünyası yeniden toparlanıyorsa, yıllarca hayal sayılan ülküler somut karşılık buluyorsa, önümüzde yeni bir safha açılmış demektir. Bu yüzden 3 Mayıs bir anma günü içinde sınırlandırılamaz. 3 Mayıs bir aynadır ve herkes o aynada kendine şu soruyu sormak mecburiyetindedir. Bu dava benim için bir sözden mi ibarettir? Yoksa uğruna bedel ödenecek bir mesuliyet midir? Unutmayalım ki bu dava hatırlayanların değil, taşıyanların davasıdır. Tarih göstermektedir ki bu yürüyüş yorulanlarla sürmez. Yükü omuzlayanlarla devam eder. Yorulup kenara çekilenlere sitemimiz yoktur. Zira yükümüz ağırdır. Ancak gönlü hâlâ bizimle atan, gözü hâlâ bu ocakta olan her kardeşimiz için soframızın yeri de gönlümüzün yeri de bakidir. Merhum başbuğumuz Alparslan Türkeş'in ifadesiyle, hepiniz birer Türk bayrağısınız. Bayrağı lekelemeyin, kirletmeyin, yere düşürmeyin. Biz de diyoruz ki bayrağı yere düşürmeyen, ocağına sırt çevirmeyen, ülküsünü menfaatinin önüne koyan her dava arkadaşımızın yeri bellidir. Çünkü bu ocak, sadakati unutmayanların, vefasını kaybetmeyenlerin, yükünü bu yükten ayırmayanların ocağıdır. Ve bilinmelidir ki Türk milliyetçiliği dün nasıl dimdik ayaktaysa, bugün de aynı azimle ayaktadır. Devletini ve milletini sahipsiz bırakmayacaktır. Gökte güneş kararmadıkça, ay yere düşmedikçe, sular toprakları kaplamadıkça Milliyetçi Hareket Partisi'nin Türk milletine adanmış çizgisi değişmeyecek, değiştirilemeyecektir. Bu vesileyle başbuğumuz Alparslan Türkeş olmak üzere Türk milliyetçiliğinin merhum ve muhterem abide şahsiyetlerini, 3 Mayıs 1944 davasının fedakâr ve ölümsüz kahramanlarını rahmet ve minnetle yâd ediyorum. 82 sene öncesinin aynı ruh ve heyecanıyla Türk ve Türkiye yüzyılına yürüyüşümüze omuz veren dava arkadaşlarımın, ülküdaşlarımın 3 Mayıs Milliyetçiler Günü'nü kutluyorum.

"TÜRKMENLERİN FERYADINA KULAK VERİYORUZ"

Değerli dava arkadaşlarım, 3 Mayıs'ta Ankara'nın sokaklarından taşan, mahkeme salonlarını yerinden oynatan, Türk milliyetçiliğinin boynuna geçirilmek istenen zillet urganını kesip atan irade bugün Kerkük denildiğinde yüreklerde yeniden zuhur etmektedir. Bizim milliyetçiliğimiz yalnız Anadolu coğrafyasına sıkıştırılabilecek bir itibar davası olarak görülemez. Nerede bir Türk yaşıyorsa, nerede bir Türk çocuğu doğuyorsa, nerede Türkçe konuşuluyorsa, orası da bizim hafıza coğrafyalarımızın, gönül haritamızın ve tarih şuurumuzun parçasıdır. Türk milliyetçiliği, tarihin bize yüklediği sorumluluğa dayanarak, sınırlarımızın ötesinde çiğnenmek istenen Türk varlığının, bastırılmak istenen Türkmen soydaşlarımızın sesinin muhafızı olmaktır. Türk milliyetçiliği, unutturulmak istenen tarihin, silinmek istenen hatıraların müdafaa hattıdır. Bu hattın yol bulduğu satıh Misak-ı Millî coğrafyasıdır. Misak-ı Millî coğrafyası denildiğinde ise yüreklerimize hasret düşmektedir. Bu hasletlerin başında ise Kerkük gelmektedir.

Kerkük, ecdadımızın hüzünle yoğrulmuş emaneti, onur mücadelesinin bayraktarı, Türkmen varlığının kadim bir parçasıdır. Bu itibarla Kerkük'e baktığımızda asırlık hicranı görüyoruz. Altınköprü'den Kerkük'e uzanan aidiyet ve kimlik mücadelesini görüyoruz. Kadınlarımızın feryadını, yetimlerimizin mahzunluğunu, öksüzlerimizin kimsesizliğini duyuyoruz. Türkmenlerin yıllardır süren yalnızlığını biliyoruz. Çektikleri ıstırabı kalbimizde hissediyor, feryatlarına kulak veriyoruz. Kerkük'teki yangının ateşini Ankara'dan görüyoruz. Türkmen'in ağıtını Ankara'dan duyuyoruz. Bunu da Türk olmanın, Müslüman olmanın, Selçuklu olmanın, Osmanlı olmanın ve insan olmanın bir gereği olarak idrak ediyoruz.

Kerkük Türkmenlerinin uzun süredir maruz bırakıldığı zulüm, Türk milletinin vicdanına kazınmış, kahredici bir imtihandır. Nice Türkmen ocağı söndürülmüş, nice aile yurdundan edilmek istenmiş, nice analar gözyaşı dökmüş, nice çocuk korkuyla titremiş, nice yiğit baskı ve mahrumiyetle sınanmıştır. Türkmen elinde Türkiye'nin sesini kısmaya, tarihi mevcudiyeti bulandırmaya, millî kimliği zayıflatmaya, kadim Türk yurdunu siyasi oyunlar ve demografik tertiplerle özünden koparmaya yeltenenler olmuştur.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.