BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNDEN SİYASET YAPMAK KOLAY, HESAP VERMEK ZOR!

Gündem (ÖZ) - Özel | 29.09.2026 - 14:58, Güncelleme: 29.09.2026 - 14:58
 

BAŞÖRTÜSÜ ÜZERİNDEN SİYASET YAPMAK KOLAY, HESAP VERMEK ZOR!

Yavuz Ağıralioğlu, “Başörtüsü yasağını çözdük diyerek gurur duydunuz. Başörtülü bakanınız milleti soydu.” diyor.

İşte tam burada durmak gerekiyor. Bir insanın yaptığı yanlışın hesabını sormak başka, o yanlışı başörtüsü üzerinden siyasi polemiğe çevirmek bambaşka bir şeydir. Eğer ortada suç, yolsuzluk ya da kamu zararına ilişkin somut bir iddia varsa, konuşulacak olan kişinin eylemidir. Başındaki örtü, sakalı, inancı, mezhebi veya yaşam tarzı değildir. Çünkü başörtüsü bir suç delili değildir. Bir insanın başörtülü olması onu otomatik olarak iyi insan yapmadığı gibi, başörtüsüz olması da kötü insan yapmaz. Ama Ağıralioğlu'nun sözündeki asıl problem başka yerde. Başörtüsünü yıllarca bir siyasi kavganın sembolü haline getiren bir ülkede, bugün çıkıp başörtülü bir kadının iddia edilen yanlışını bütün başörtülü kadınların temsil ettiği inançla yan yana koymak ne kadar adildir? Değildir. Üstelik bu yaklaşım, eleştirdiğini söylediği zihniyetin tam da ekmeğine yağ sürer. Bir siyasetçi gerçekten hesap soracaksa, “Başörtülü bakan milleti soydu” diyerek değil; “Şu tarihte, şu işlemde, şu miktarda kamu zararı oluştu; bunun hesabı sorulmalıdır.” diyerek konuşmalıdır. Çünkü siyasetçinin görevi insanların inancını tartıştırmak değil, eylemlerini sorgulamaktır. Evet, dindar kimliğiyle toplumun karşısına çıkan insanların sorumluluğu vardır. İnsanlar doğal olarak inancına bağlı görünen birinden daha yüksek bir ahlaki hassasiyet bekleyebilir. Yanlış yaptığında hayal kırıklığı da daha büyük olabilir. Ama buradan çıkıp “Başörtülüydü, demek ki...” mantığına yürümek son derece tehlikelidir. İman kimsenin tapusu değildir. Başörtüsü de ahlak sertifikası değildir. Aynı şekilde sakal da dürüstlük belgesi değildir. Asıl ölçü, insanın makamdayken ne yaptığıdır. Vatandaşın parasına nasıl davrandığıdır. Yetkisini nasıl kullandığıdır. Kul hakkına nasıl baktığıdır. Ve en önemlisi, yanlış yaptığında hesabını verip vermediğidir. Sayın Ağıralioğlu'na tavsiyem şudur: Başörtüsünden siyasi mühimmat üretmek yerine, varsa dosyayı ortaya koyun. İsim, tarih, belge, işlem, rakam... Bunları konuşun. Çünkü başörtüsü üzerinden vurmak kolaydır; belge üzerinden hesap sormak cesaret ister. Türkiye'nin artık insanların kıyafetleriyle, inançlarıyla, sakallarıyla, başörtüleriyle değil; yaptıkları işlerle yargılandığı bir siyasi dile ihtiyacı var. Aksi halde dün başörtüsü yasağı üzerinden insanları ezenlerle, bugün başörtüsünü siyasi polemiğe malzeme yapanlar arasında yöntem farkı kalmaz. Siyasetçinin görevi inancı yargılamak değil, yanlışın hesabını sormaktı
Yavuz Ağıralioğlu, “Başörtüsü yasağını çözdük diyerek gurur duydunuz. Başörtülü bakanınız milleti soydu.” diyor.

İşte tam burada durmak gerekiyor.

Bir insanın yaptığı yanlışın hesabını sormak başka, o yanlışı başörtüsü üzerinden siyasi polemiğe çevirmek bambaşka bir şeydir.

Eğer ortada suç, yolsuzluk ya da kamu zararına ilişkin somut bir iddia varsa, konuşulacak olan kişinin eylemidir. Başındaki örtü, sakalı, inancı, mezhebi veya yaşam tarzı değildir.

Çünkü başörtüsü bir suç delili değildir.

Bir insanın başörtülü olması onu otomatik olarak iyi insan yapmadığı gibi, başörtüsüz olması da kötü insan yapmaz.

Ama Ağıralioğlu'nun sözündeki asıl problem başka yerde.

Başörtüsünü yıllarca bir siyasi kavganın sembolü haline getiren bir ülkede, bugün çıkıp başörtülü bir kadının iddia edilen yanlışını bütün başörtülü kadınların temsil ettiği inançla yan yana koymak ne kadar adildir?

Değildir.

Üstelik bu yaklaşım, eleştirdiğini söylediği zihniyetin tam da ekmeğine yağ sürer.

Bir siyasetçi gerçekten hesap soracaksa, “Başörtülü bakan milleti soydu” diyerek değil;

“Şu tarihte, şu işlemde, şu miktarda kamu zararı oluştu; bunun hesabı sorulmalıdır.”

diyerek konuşmalıdır.

Çünkü siyasetçinin görevi insanların inancını tartıştırmak değil, eylemlerini sorgulamaktır.

Evet, dindar kimliğiyle toplumun karşısına çıkan insanların sorumluluğu vardır. İnsanlar doğal olarak inancına bağlı görünen birinden daha yüksek bir ahlaki hassasiyet bekleyebilir.

Yanlış yaptığında hayal kırıklığı da daha büyük olabilir.

Ama buradan çıkıp “Başörtülüydü, demek ki...” mantığına yürümek son derece tehlikelidir.

İman kimsenin tapusu değildir. Başörtüsü de ahlak sertifikası değildir.

Aynı şekilde sakal da dürüstlük belgesi değildir.

Asıl ölçü, insanın makamdayken ne yaptığıdır.

Vatandaşın parasına nasıl davrandığıdır.

Yetkisini nasıl kullandığıdır.

Kul hakkına nasıl baktığıdır.

Ve en önemlisi, yanlış yaptığında hesabını verip vermediğidir.

Sayın Ağıralioğlu'na tavsiyem şudur:

Başörtüsünden siyasi mühimmat üretmek yerine, varsa dosyayı ortaya koyun.

İsim, tarih, belge, işlem, rakam...

Bunları konuşun.

Çünkü başörtüsü üzerinden vurmak kolaydır; belge üzerinden hesap sormak cesaret ister.

Türkiye'nin artık insanların kıyafetleriyle, inançlarıyla, sakallarıyla, başörtüleriyle değil; yaptıkları işlerle yargılandığı bir siyasi dile ihtiyacı var.

Aksi halde dün başörtüsü yasağı üzerinden insanları ezenlerle, bugün başörtüsünü siyasi polemiğe malzeme yapanlar arasında yöntem farkı kalmaz.

Siyasetçinin görevi inancı yargılamak değil, yanlışın hesabını sormaktı

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.