Değdi mi Fatma Betül Hanım?

Gündem 06.11.2026 - 09:52, Güncelleme: 06.11.2026 - 09:52
 

Değdi mi Fatma Betül Hanım?

Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın kaleminden köşe yazısı

Bir şiir yüzünden girdiği Pınarhisar Cezaevi’nden çıkar çıkmaz “temiz siyaset” için kolları sıvayan Başkan Erdoğan; Onlarca bankanın içinin boşaltıldığı, ekobnomik krizin vatandaşları adeta hallaç pamuğuna çevirdiği, halkın kahir ekseriyetinin siyasetten nefret ettiği bir dönemde, “Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız” mottosuyla AK Parti’yi kurdu. O dönem yaptığı konuşmalarda partisinin misyonunu anlatan Başkan Erdoğan; “AK Parti olarak yolsuzlukların önünü kesmek için yola çıktıklarını, yolsuzluğu kaldırmanın da Türkiye'nin zaferi olacağını” söylüyordu. 3 Kasım 2002’de ezici bir çoğunlukla iktidara gelen AK Parti, başta özgürlükler olmak üzere birçok alanda dev reformlara imza attı. Vesayet odaklarıyla, para baronlarıyla, e-muhtıralarla ve brifingli yargı eliyle açılan kapatma davalarıyla mücadele etti. Tabii zaman zaman kirli operasyonların ve alçak iftiraların da hedefi oldu. FETÖ’nün yargıya çöreklenen “operasyon çocukları” eliyle yürütülen 17-25 Aralık ihanet girişimi de bunlardan biriydi. Sadece 15 günde ülke ekonomisine 120 milyar dolarlık bir darbe vuran bu iftira furyasında, AK Partili bakanlara ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesine yönelik ağır ithamlarda bulunuldu. Bu kirli iftiralara meydan okuyan Başkan Erdoğan, 29 Aralık 2013’te yaptığı konuşmada; “AK Parti yolsuzluklarla mücadele ede ede bugüne geldi. Babamın oğlu olsa, evladım olsa, kim olursa olsun biz yolsuzlukla mücadeleden prim vermeyiz” dedi. Malum kesim buna rağmen iftiralarını sürdürmeye devam etti. Takvimler 17 Ocak 2014’ü gösterdiğinde, bu defa İmam hatip liselerinin 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşan Erdoğan; “Dört çocuğum da elhamdülillah İmam Hatip’te okudular. Bunu çok açık net söylüyorum, benim evlatlarımdan bir tanesi böyle bir yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim. Bu kadar açık konuşuyorum” diyerek, rest çekti. Yolsuzluğa, hırsızlığa, vatandaşın hakkının gasp edilmesine asla müsamaha göstermeyen… Adaletin önünde hiç kimsenin imtiyazlı olmadığını, hiç kimseye ayrıcalık tanınamayacağını belirten ve yüce önderimiz Hz. Muhammed’in “hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun da elini keserdim” hadisi şerifinden ilham alan Başkan Erdoğan, en ufak şaibede gereğini yaptı. İsmi akçeli işlerle anılan belediye başkanlarını, parti temsilcilerini ve teşkilat mensuplarını anında kapının önüne koydu. Her türlü yolsuzluğun karşısında olan ve ismine gölge düşenlerle, nefsine uyanlarla anında ilişiği kesen Başkan Erdoğan, şimdi de Türkiye’yi derinden sarsan “fon krizi”ne karşı gerekeni yapıyor. Krizin ardından 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon için tasfiye kararı alan, çoğu gözaltında veya hapiste olan vurguncuların ellerine kelepçe takıp mal varlıklarına el koyan AK Parti hükümeti, Başkan Erdoğan’ın “Haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecektir” talimatını harfiyen uyguluyor. Kim olduğuna, hangi makamda bulunduğuna, kimin yakını olduğuna bakılmaksızın; kamu gücünü, siyasi kimliğini veya nüfuzunu arkasına alarak hukuksuzluk yapanların üzerine kararlılıkla gidiliyor. Dün de.. Bir dönem Başkan Erdoğan’a “danışmanlık” yapan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Fatma Betül Sayan Kaya, “Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet" ile "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Tera Grubu yöneticilerinden Erdin Özel’le geçmişten gelen bir tanışıklığı bulunan, hisse yatırım sürecinde de bu görüşmelerini yoğun biçimde devam ettiren ve fona 163 milyon 46 bin lira yatırıp, fon krizi patlamadan bir gün önce, 2 milyar 170 milyon lira kârını alıp çıkan Fatma Betül Sayan Kaya, siyah gözlüklerle ve gülümseyerek geldiği Çağlayan adliyesinde; “Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildiğini” ağlayarak öğrendi... Bu tablo hakikaten ibretlikti… Zira!.. Para kazanma hırsıyla çıktığı bu son yolculuğu cezaevinin karanlık koğuşlarında noktalanan Kaya, bu noktaya kolay gelmemişti. Girişinde “Post Tenebras Lux” yani “Karanlıktan Aydınlığa” yazan Beyoğlu Anadolu Lisesi’nden “birincilikle”, Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden “şeref derecesiyle” mezun olan ve “Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız” sloganıyla kurulan AK Parti’den 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde milletvekili seçilen Fatma Betül Sayan Kaya… Meclis’te düzenlenen yemin töreninde, “başörtüsüyle ilk resmi yemini eden” milletvekillerinden biriydi. 1999'da Meclis Genel Kurulu'ndan Bülent Ecevit tarafından “burası devlete meydan okunacak yeri değil! Lütfen bu hanıma haddini bildirin” diyerek yemin etmesi engellenen ve milletvekilliği elinden alınan Merve Kavakçı'nın kardeşi Ravza Kavakçı Kan, başörtüsü yasağını AİHM'ye taşıyan ilk isim olan Leyla Şahin Usta ve başörtüsü yasağı nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kalan Avukat Fatma Benli gibi önemli isimlerle aynı dönemde Meclis’te yemin ederek… “Karanlık bir çağı” birlikte kapatmışlardı. Dün, yani Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklandığı gün olan “5 Kasım” tarihi ise oldukça manidardı… Kaya tam da ömrünü “başörtüsü ile mücadeleyle geçiren” Bülent Ecevit’in ölümünün 20. yılında, haksız kazançtan tutuklandı. Böylece hem AK Parti eliyle “başörtüsü yasağı”na karşı verilen mücadelenin şerefli tarihine gölge düşürdü. Hem de “Hiç ummadığımız kişiler bu işin içindeymiş” demek zorunda kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başını öne eğdi. Şimdi soruyorum kendisine; Birkaç kuruş dünya menfaati için tüm bu rezilliklere değdi mi?
Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın kaleminden köşe yazısı

Bir şiir yüzünden girdiği Pınarhisar Cezaevi’nden çıkar çıkmaz “temiz siyaset” için kolları sıvayan Başkan Erdoğan;

Onlarca bankanın içinin boşaltıldığı, ekobnomik krizin vatandaşları adeta hallaç pamuğuna çevirdiği, halkın kahir ekseriyetinin siyasetten nefret ettiği bir dönemde, “Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız” mottosuyla AK Parti’yi kurdu.

O dönem yaptığı konuşmalarda partisinin misyonunu anlatan Başkan Erdoğan;

“AK Parti olarak yolsuzlukların önünü kesmek için yola çıktıklarını, yolsuzluğu kaldırmanın da Türkiye'nin zaferi olacağını” söylüyordu.

3 Kasım 2002’de ezici bir çoğunlukla iktidara gelen AK Parti, başta özgürlükler olmak üzere birçok alanda dev reformlara imza attı.

Vesayet odaklarıyla, para baronlarıyla, e-muhtıralarla ve brifingli yargı eliyle açılan kapatma davalarıyla mücadele etti.

Tabii zaman zaman kirli operasyonların ve alçak iftiraların da hedefi oldu.

FETÖ’nün yargıya çöreklenen “operasyon çocukları” eliyle yürütülen 17-25 Aralık ihanet girişimi de bunlardan biriydi.

Sadece 15 günde ülke ekonomisine 120 milyar dolarlık bir darbe vuran bu iftira furyasında, AK Partili bakanlara ve Recep Tayyip Erdoğan’ın ailesine yönelik ağır ithamlarda bulunuldu.

Bu kirli iftiralara meydan okuyan Başkan Erdoğan, 29 Aralık 2013’te yaptığı konuşmada;

“AK Parti yolsuzluklarla mücadele ede ede bugüne geldi. Babamın oğlu olsa, evladım olsa, kim olursa olsun biz yolsuzlukla mücadeleden prim vermeyiz” dedi.

Malum kesim buna rağmen iftiralarını sürdürmeye devam etti.

Takvimler 17 Ocak 2014’ü gösterdiğinde, bu defa İmam hatip liselerinin 100. kuruluş yıldönümü nedeniyle düzenlenen etkinlikte konuşan Erdoğan;

“Dört çocuğum da elhamdülillah İmam Hatip’te okudular. Bunu çok açık net söylüyorum, benim evlatlarımdan bir tanesi böyle bir yolsuzluğa karışsın bir saniye yanımda tutmam, evlatlıktan reddederim. Bu kadar açık konuşuyorum” diyerek, rest çekti.

Yolsuzluğa, hırsızlığa, vatandaşın hakkının gasp edilmesine asla müsamaha göstermeyen…

Adaletin önünde hiç kimsenin imtiyazlı olmadığını, hiç kimseye ayrıcalık tanınamayacağını belirten ve yüce önderimiz Hz. Muhammed’in “hırsızlık yapan kızım Fâtıma da olsa onun da elini keserdim” hadisi şerifinden ilham alan Başkan Erdoğan, en ufak şaibede gereğini yaptı.

İsmi akçeli işlerle anılan belediye başkanlarını, parti temsilcilerini ve teşkilat mensuplarını anında kapının önüne koydu.

Her türlü yolsuzluğun karşısında olan ve ismine gölge düşenlerle, nefsine uyanlarla anında ilişiği kesen Başkan Erdoğan, şimdi de Türkiye’yi derinden sarsan “fon krizi”ne karşı gerekeni yapıyor.

Krizin ardından 7 portföy yönetim şirketine ait 131 fon için tasfiye kararı alan, çoğu gözaltında veya hapiste olan vurguncuların ellerine kelepçe takıp mal varlıklarına el koyan AK Parti hükümeti, Başkan Erdoğan’ın “Haksız kazanç sağlayan, sermaye piyasalarını manipüle eden veya bunlara çanak tutan kim varsa bunun hesabını verecektir” talimatını harfiyen uyguluyor.

Kim olduğuna, hangi makamda bulunduğuna, kimin yakını olduğuna bakılmaksızın; kamu gücünü, siyasi kimliğini veya nüfuzunu arkasına alarak hukuksuzluk yapanların üzerine kararlılıkla gidiliyor.

Dün de..

Bir dönem Başkan Erdoğan’a “danışmanlık” yapan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve AK Parti Genel Başkan Yardımcılığı görevinde bulunan Fatma Betül Sayan Kaya, “Sermaye Piyasası Kanunu'na muhalefet" ile "suç işlemek amacıyla kurulan örgüte üye olma" suçlarından tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi.

Tera Grubu yöneticilerinden Erdin Özel’le geçmişten gelen bir tanışıklığı bulunan, hisse yatırım sürecinde de bu görüşmelerini yoğun biçimde devam ettiren ve fona 163 milyon 46 bin lira yatırıp, fon krizi patlamadan bir gün önce, 2 milyar 170 milyon lira kârını alıp çıkan Fatma Betül Sayan Kaya, siyah gözlüklerle ve gülümseyerek geldiği Çağlayan adliyesinde;

“Tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildiğini” ağlayarak öğrendi...

Bu tablo hakikaten ibretlikti…

Zira!..

Para kazanma hırsıyla çıktığı bu son yolculuğu cezaevinin karanlık koğuşlarında noktalanan Kaya, bu noktaya kolay gelmemişti.

Girişinde “Post Tenebras Lux” yani “Karanlıktan Aydınlığa” yazan Beyoğlu Anadolu Lisesi’nden “birincilikle”, Bilkent Üniversitesi Elektrik-Elektronik Mühendisliği’nden “şeref derecesiyle” mezun olan ve “Aydınlığa açık, karanlığa kapalıyız” sloganıyla kurulan AK Parti’den 7 Haziran 2015 genel seçimlerinde milletvekili seçilen Fatma Betül Sayan Kaya…

Meclis’te düzenlenen yemin töreninde, “başörtüsüyle ilk resmi yemini eden” milletvekillerinden biriydi.

1999'da Meclis Genel Kurulu'ndan Bülent Ecevit tarafından “burası devlete meydan okunacak yeri değil! Lütfen bu hanıma haddini bildirin” diyerek yemin etmesi engellenen ve milletvekilliği elinden alınan Merve Kavakçı'nın kardeşi Ravza Kavakçı Kan, başörtüsü yasağını AİHM'ye taşıyan ilk isim olan Leyla Şahin Usta ve başörtüsü yasağı nedeniyle okulunu bırakmak zorunda kalan Avukat Fatma Benli gibi önemli isimlerle aynı dönemde Meclis’te yemin ederek…

“Karanlık bir çağı” birlikte kapatmışlardı.

Dün, yani Fatma Betül Sayan Kaya’nın tutuklandığı gün olan “5 Kasım” tarihi ise oldukça manidardı…

Kaya tam da ömrünü “başörtüsü ile mücadeleyle geçiren” Bülent Ecevit’in ölümünün 20. yılında, haksız kazançtan tutuklandı.

Böylece hem AK Parti eliyle “başörtüsü yasağı”na karşı verilen mücadelenin şerefli tarihine gölge düşürdü.

Hem de “Hiç ummadığımız kişiler bu işin içindeymiş” demek zorunda kalan Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın başını öne eğdi.

Şimdi soruyorum kendisine;

Birkaç kuruş dünya menfaati için tüm bu rezilliklere değdi mi?

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.