“Stratejik derinlikten” trajik sona!
“Stratejik derinlikten” trajik sona!
Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın kaleminden köşe yazısı
Haber7 yazarı Zekeriya Say'ın kaleminden köşe yazısı
Prof. Dr. Ahmet Davutoğlu…
Abdullah Gül’ün “başdanışmanı”, Başkan Erdoğan’ın ise “Dış Politika Danışmanı”ydı.
AK Parti’nin hem “ideoloğu” hem de “dış politika yapıcısı” olarak biliniyordu.
İngilizce, Almanca, Arapça ve Malayca bilen,
“Zekâsının zekâtını verse, CHP’yi ihya edeceği” söylenen Davutoğlu, kamuoyunca tanınmaya başladığı dönemlerde, Türkiye’nin dış politika stratejisini incelediği “Stratejik Derinlik” adlı kitabıyla büyük övgüler alıyordu.
Coğrafi konumu, Osmanlı mirası ve kültürel bağlarından gelen “stratejik derinlik” sayesinde Türkiye’nin, Batı’ya bağımlı bir kenar ülke yerine yeniden “merkez ülke” olabileceğini savunduğu tezleri, o dönem hepimizin hoşuna gidiyordu.
Bu yüzden hızla popülaritesi arttı ve partide “ikinci adam” konumuna yükseldi.
“Başbakan” olacağının kesinleştiği günlerde ise şimdilerde firari olan Amberin Zaman’a konuşan Ahmet Davutoğlu’un eski öğrencisi Doç.Dr. Behlül Özkan, ilginç bir uyarı yaptı.
“Davutoğlu nasıl bir başbakan olacak?” sorusuna cevap veren Özkan;
“Davutoğlu siyasi idealleri olan bir politikacı. Asla bir emanetçi olmayacaktır. Eğer yeterli bir süre AK Parti içinde liderliğini devam ettirebilirse partiye damgasını vuracağını tahmin ediyorum” ifadelerini kullandı.
Dediği gibi de oldu.
Başbakan olduktan iki ay sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın “Başmüşavir” olarak Başbakanlık’ta bıraktığı ve yapılan tüm toplantılara katılan bir “danışmanı”na bile tahammül edemediği yönünde iddialar dolaşıma girdi.
Davutoğlu’nun ekibinin ise “Toplantıların özetini Beştepe’ye taşıyor” gerekçesiyle söz konusu danışmanı “Köşk’ün köstebeği” diye yaftaladığı öne sürüldü.
Hatta sırf bu yüzden Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Ak Parti’ye “gece baskını” yaptığı bile iddia edildi.
Davutoğlu her ne kadar, “Biz kader arkadaşıyız. İlişkimize içeriden ya da dışarıdan fitne sokulmasına asla izin vermem” dese de “Başbakanlık” koltuğunda oturduğu süre zarfında hep “kader arkadaşlığını” gölgede bırakacak davranışlar içerisinde yer aldı.
AK Partinin asıl sahibi gibi hareket etti.
Yaptığı açıklamada, "Cumhurbaşkanımızla tam bir uyum içerisindeyiz ve Cumhurbaşkanımızla aramızdaki bu uyumun bozulmasına hiçbir şekilde izin vermeyiz" dese de gereken “uyumu” göstermeye hiçbir zaman yanaşmadı.
17-25 Aralık ihanet sürecinde, FETÖ kumpasına maruz kalan 4 bakanın “Yüce Divan’a gönderilmeleri” yönünde tavır koydu.
7 Haziran 2015 seçimlerinde “milletvekili listesine” ağırlığını koyarak, danışmanlarının önemli bir kısmını aday gösterdi.
Başkan Erdoğan’ın “Sır küpüm” dediği dönemin MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın “milletvekilliği” için istifasını onayladı.
Seçim sonrası özellikle CHP ile koalisyon kurmak için yaptığı “istikşafi görüşmeleri..”
Sonrasında,
“CHP ile koalisyon yapmamıza izin verilseydi 15 Temmuz yaşanmayacaktı…” şeklindeki skandal sözleri…
Meclis Başkanlığı seçimini CHP’nin adayı Deniz Baykal’ın kazanması için çok da güçlü görmediği İsmet Yılmaz’ı aday gösterdiği şeklindeki iddialar…
HDP’lilerin dokunulmazlıklarının kaldırılması konusundaki gönülsüz tavrı…
“PKK, 2013 Mayıs’ına dönerse her şey konuşulabilir” şeklindeki açıklaması…
Başkan Erdoğan’ın “Suçluysa tutuklu yargılanacaklar” sözlerine rağmen, PKK’ya açıktan destek veren 1128 imzacı akademisyenin tutuklu yargılanmasına sözde “ilkesel” olarak karşı olduğunu söylemesi…
Casusluk zanlısı firari Can Dündar’ın tahliye olmasından duyduğu memnuniyet…
“Biz gidersek beyaz Toros gelir..”
“Ankara katliamının ardından oylar artış trendine girdi…”
“Canlı bombaları eylem yapmadan tutuklayamayız” şeklindeki gafları…
Şeffaflık Yasası, Dolmabahçe Bildirisi, AB ile vize anlaşması..
Başkan Erdoğan’ın, “Ben Suudi Arabistan’a gidiyorum. 15 gün sonra Suudi Arabistan’a gidiyor. Ben Amerika’dan dönüyorum 15 gün sonra Amerika’ya gitmeye kalkışıyor” şeklindeki sözlerle duyduğu rahatsızlığı dile getirmesine rağmen…
Davutoğlu’nun hala Obama’dan randevu talep etmesi…
Esasında tüm bu örnekler, aslında Davutoğlu’nun nasıl “uyumsuz” biri olduğunu ve AK Parti’yi ele geçirmeye çalıştığını gözler önüne seriyordu.
Siyasi hayatı boyunca hep “Büyük Türkiye” hayali kuran Başkan Erdoğan’ın, cumhurbaşkanlığı seçim kampanyasında çok net bir ifadeyle “Seçilmiş bir cumhurbaşkanı Türkiye’yi uçurur” sözleriyle, halkın iradesine verdiği değeri ortaya koymasına rağmen…
“Davutoğlu’nun egosu” ve partinin “gerçek sahibi” gibi davranması yüzünden, bu süreç oldukça sıkıntılı geçti.
“Stratejik derinlik” diyerek “derin yanlışlara” imza atan ve kendisini “Başbakan”lık koltuğuna oturtan Cumhurbaşkanı Erdoğan’a karşı parti içi “liderlik” mücadelesi başlatan Ahmet Davutoğlu, bu amacında başarılı olamayınca, bu defa AK Parti’yi parçalamak için Gelecek Partisi’ni kurdu.
Yıllarca,
“AK Parti büyük bir davanın adıdır. Bu davaya ihanet ettiğimi görürseniz yüzüme tükürün...” diyen kendisi değilmiş gibi çıktı Ak Parti iktidarına;
“28 Şubat ve eski Türkiye artığı” diyerek hakaret etti.
“Esselamü Aleyküm derim, bütün Anadolu’yu ayağa kaldırırım” şeklinde beylik laflar eden ve siyasi kariyeri boyunca “dindar” bir profil çizen Ahmet Davutoğlu buradan ilerleyemeyeceğini görünce, bu defa;
“Kendimi hiçbir zaman sağcı görmedim” diyerek, Solculara göz kırptı.
“Hoca” diye bildiğimiz Davutoğlu, yaklaşık bir asır sonra zincirleri kırılan Ayasofya’yı bile “sıkıştığında kullanılacak bir kart” olarak nitelendirerek Başkan Erdoğan’ı hedef aldı.
Sözcü gazetesine yaptığı bir açıklamada, “Benim tercihim, Tayyip beyin seçimle gitmesidir. Tayyip Erdoğan’ın aday olmadan çekilmesini istemem. Seçim kaybetmeden giderse kendince zamanla ‘hiçbir zaman kaybetmedim’ gibi bir argüman oluşturur” diyerek, aklınca sandıkta meydan okudu ve Erdoğan’a ilk hezimeti kendisinin tattıracağını ima etti.
Sonda da kalktı…
Kendisine “ahlaki değerleri gelişmemiş” diyen Kemal Kılıçdaroğlu ile ittifak masası kurup, Kemal Bey’i haklı çıkarırcasına Tayyip Erdoğan’ı devirmeye çalıştı.
Ali Babacan ile birlikte AK Parti’den en yüzde 20 oy götürmesi beklenirken,
14 Mayıs 2023 seçimlerinde barajı aşabilmek ve Meclis’e girebilmek için kendi adamlarını bile CHP listelerinden milletvekili adayı göstermek zorunda kaldı.
Şimdi de…
“Gelecek” göremediği için partisini kapatıp, siyaseti bırakma kararı aldı.
Davutoğlu'nun bundan sonraki süreçte akademisyenlik, uluslararası diplomasi ve küresel strateji merkezleri odaklı faaliyetlere ağırlık vereceği konuşuluyor.
Oysa bana sorsa…
Şapkasını önüne koyup, AK Partililerin çok kıymetli “Hocası” iken nasıl bu duruma düştüğünü sorgulamasını…
“Ben kendimi bilirim, benden her şey olur da düşük profilli olmaz” şeklindeki sözlerle dışa vuran şişik egosunu törpüleyip ve biraz da nefis muhasebesi yapmasını tavsiye ederdim.
Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.