Antalya gecelik bayan arkadaş izmir otele gelen bayan arkadaş Mersin eve gelen bayan

antalya escort yaşanmış sexs hikayeleri sexs hikayeler porno ozle

Isparta eşya depolama Kahramaraş eşya depolama Karabük eşya depolama Karaman eşya depolama Kars eşya depolama Kastamonu eşya depolama Kırıkkale eşya depolama Kırşehir eşya depolama Kilis eşya depolama Kütahya eşya depolama

Adana incall escort Alanya incall escort Anadolu yakası incall escort Ankara incall escort Antalya incall escort Ataköy incall escort Avcılar incall escort Avrupa yakası incall escort Bahçelievler incall escort Bahçeşehir incall escort Bakırköy incall escort Başiktaş incall escort Beylikdüzü incall escort Bodrum incall escort Bursa incall escort Denizli incall escort Diyarbakır incall escort Esenyurt incall escort Eskişehir incall escort Etiler incall escort Fatih incall escort Gazinatep incall escort Halkalı incall escort İstanbul incall escort İzmir incall escort İzmit incall escort Kadıköy incall escort Kayseri incall escort Kocaeli incall escort Konya incall escort Kurtköy incall escort Kuşadası incall escort Malatya incall escort Maltepe incall escort Mecidiyeköy incall escort Mersin incall escort Nişantaşı incall escort Pendik incall escort Muratpaşa incall escort Şirinevler incall escort Şişli incall escort Taksim incall escort, Ümraniye incall escort

Kavala mahkûm oldu, Gül utandı! Neden acaba?

Gündem (Web Sitesi) - Web Sitesi | 28.04.2022 - 10:42, Güncelleme: 28.04.2022 - 10:42
 

Kavala mahkûm oldu, Gül utandı! Neden acaba?

Abdullah Gül, Ekim 2013’te, Amerika’da düzenlenen bir çalışma kahvaltısında, Gezi kalkışması için, “Bu ve benzeri olayların başlangıcı ile ilgili açıkçası gurur duyarım” demişti

Abdullah Gül,  Ekim 2013’te, Amerika’da düzenlenen bir çalışma kahvaltısında, Gezi kalkışması için, “Bu ve benzeri olayların başlangıcı ile ilgili açıkçası gurur duyarım” demişti. Bu açıklamadan sonra, “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Meclis’te yaptığı konuşmasında ise Gezi olaylarının demokrasinin göstergesi olduğunu vurgulamıştı. Bununla yetinmeyen Gül, “Her şey sandık değil, mesajınızı aldık” ve “Cadı avı olmaz” diyerek, Gezi olaylarını destekler mahiyette açıklamalarda bulunmuştu. Uyduruk deliller... Şubat 2019’da, üç beş ağacı bahane ederek iktidarı alaşağı etmeye yeltenen ve 10 kişinin ölümüne neden olan Geziciler hakkında, “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla soruşturma açıldı. 16 sanık hakkında, “Gaz maskesi, baret, deniz gözlüğü, motorcu kaskı, flama, sapan, sirke, solüsyon” ve “sargı bezi” gibi uyduruk delillerin “silah” olarak gösterildiği sulandırılmış  bir iddianame hazırlandı.  Gezi destekçileri, karar dava öncesinde 746 müşteki arasında yer alan Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’a, “şikâyetlerini geri çekme” ve davaya yönelik “net tutumlarını” açıklamaları çağrısında bulundu. Bir daha tekerrür etmemesi dileğiyle... Kendisine “Başbakan”lık koltuğunu bahşeden Ak Parti’ye hakkını helal etmeyen Davutoğlu, “bir daha tekerrür etmemesi dileğiyle” şikâyetinden feragat etti. Ali Babacan ise, kendisine “Gezi Parkı davacısı” olduğunu hatırlatanlara, “Savcı tek taraflı değerlendirme yapmış, benim şikâyetim yok. Davacı değilim, müdahil değilim. Mağdur da değilim” şeklinde açıklama yaparak, bırakın davanın tarafı olmayı, az daha kendisinin de Gezi olduğunu iddia edecek beyanda bulundu. Karar duruşmanın yapıldığı 18 Şubat 2020’de ise, Karar gazetesinde önceden hazırlanan bir röportaj yayınlandı. Gezi olayları esnasında Kabataş’ta deri eldivenli, üstü çıplak bir grubun tesettürlü bir kadına saldırdıkları iddiasını ortaya atan gazeteci Elif Çakır’ın sorularına cevap veren eski Cumhurbaşkanı Gül, bir kez daha Gezi ile gurur duyduğunu tekrar etti. Bu açıklamanın yayınlandığı gün, 2 bin 970 yıla kadar müebbet hapis cezasıyla yargılanan tüm sanıklar beraat etti. Müvekkillerine “ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesini bekleyen” davanın avukatı Turgut Kazan bile Gezici provokatörlerin tamamı için beraat kararı verilmesini anlamlandıramadı. Beklenmedik beraat kararı karşındaki şaşkınlığını gizleyemeyerek, “Sakın ola ki kimse, bunu bir yargı kararı olarak düşünmesin” deme gereği duydu. Öyle ya!. Hiç kimse, tüm sanıkların beraatine hükmedileceğini beklemiyordu. Mahkemenin verdiği skandal kararın ertesi gününde Meclis Grup Toplantısına katılan ve Gezi olaylarını “alçak bir saldırı” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, burada yaptığı konuşmasında Gezi’ye sempatiyle yaklaşanları “gafletle”, değilse “ihanetle” suçladı. Erdoğan daha önce de Gül’den farklı düşündüğünü belirterek,  “Mesaj alınmıştır derken içeriğinde ne var bunu bilemem” diyerek düşüncelerini açıkça beyan etmişti. Erdoğan’ın bu sözleri o dönem yabancı bir radyoda; “Kaybolan Arkadaşlık” başlığı ile analiz edilmiş… Analizde, Abdullah Gül’ün; Tayyip Erdoğan’la yollarını bir süredir ayırmayı düşündüğünü ve Gezi Parkı olaylarının ona bu fırsatı sunduğu” belirtilmişti. Böylece! Gezi’de, “Kaos ortamı oluşturup Erdoğan’ı ülkeyi yönetemez hale getirmek” isteyen çapulcular, farkında olmadan Gül’ün, Başbakan Erdoğan ile arasına köprüler atmasını sağlamıştı. İstinaf mahkemesinin 2 yıl önce verilen skandal beraat kararını bozmasının ardından 26 Nisan’da yeniden görülen Gezi ana davasında, bu kez maşeri vicdanları rahatlatan bir karar çıktı. İlk davada, “gaz maskesi, baret, deniz gözlüğü, motorcu kaskı, flama, sirke, solüsyon” sayesinde yırtan Geziciler, bu kez layığını buldu. Acaba bu kez gerçeği görür de susarlar mı diye beklerken, Reis’i terk edip Gezi’ye yanlayanlar açıklama yapmak için birbirleriyle yarıştı. Davutoğlu, bağımsız hakimlerce verilen kararın çelişkili olduğunu, hukukun hiçe sayıldığını iddia ederken… Babacan da kararın vicdanları yaraladığını iddia etti. Sahneye en son çıkan Abdullah Gül ise Gezi olayların finansörü Kızıl Soros Osman Kavala’ya müebbet, Mücella Yapıcı ile 6 kişiye 18 yıl hapis cezası verilmesini, “utanç verici” bulduğunu söyledi. Türkiye’nin ilk sivil darbe girişimi olan Gezi’yle gurur duyan Gül’ün, darbecilere “müebbet” cezası verilmesini, utanç verici bulması doğrusu beni pek şaşırtmadı. Zira Abdullah Gül, 3 Kasım 2017’de, Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada; “Hepimizin evimizin içini düzene koymamız gerekir. Bunu koymadığımız süre içerisinde, gün gelir ya insanlar ayaklanır veya dış müdahale kaçınılmaz hale gelir” diyerek, “kargaşa”nın elzem olduğundan dem vurmuştu. Mahkemenin kararı, en çok hayal kuranları vurmuş oldu.
Abdullah Gül, Ekim 2013’te, Amerika’da düzenlenen bir çalışma kahvaltısında, Gezi kalkışması için, “Bu ve benzeri olayların başlangıcı ile ilgili açıkçası gurur duyarım” demişti

Abdullah Gül,  Ekim 2013’te, Amerika’da düzenlenen bir çalışma kahvaltısında, Gezi kalkışması için, “Bu ve benzeri olayların başlangıcı ile ilgili açıkçası gurur duyarım” demişti.

Bu açıklamadan sonra, “Cumhurbaşkanı” sıfatıyla Meclis’te yaptığı konuşmasında ise Gezi olaylarının demokrasinin göstergesi olduğunu vurgulamıştı. Bununla yetinmeyen Gül, “Her şey sandık değil, mesajınızı aldık” ve “Cadı avı olmaz” diyerek, Gezi olaylarını destekler mahiyette açıklamalarda bulunmuştu.

Uyduruk deliller...

Şubat 2019’da, üç beş ağacı bahane ederek iktidarı alaşağı etmeye yeltenen ve 10 kişinin ölümüne neden olan Geziciler hakkında, “hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” suçlamasıyla soruşturma açıldı. 16 sanık hakkında, “Gaz maskesi, baret, deniz gözlüğü, motorcu kaskı, flama, sapan, sirke, solüsyon” ve “sargı bezi” gibi uyduruk delillerin “silah” olarak gösterildiği sulandırılmış  bir iddianame hazırlandı. 

Gezi destekçileri, karar dava öncesinde 746 müşteki arasında yer alan Ahmet Davutoğlu ile Ali Babacan’a, “şikâyetlerini geri çekme” ve davaya yönelik “net tutumlarını” açıklamaları çağrısında bulundu.

Bir daha tekerrür etmemesi dileğiyle...

Kendisine “Başbakan”lık koltuğunu bahşeden Ak Parti’ye hakkını helal etmeyen Davutoğlu, “bir daha tekerrür etmemesi dileğiyle” şikâyetinden feragat etti.

Ali Babacan ise, kendisine “Gezi Parkı davacısı” olduğunu hatırlatanlara, “Savcı tek taraflı değerlendirme yapmış, benim şikâyetim yok. Davacı değilim, müdahil değilim. Mağdur da değilim” şeklinde açıklama yaparak, bırakın davanın tarafı olmayı, az daha kendisinin de Gezi olduğunu iddia edecek beyanda bulundu.

Karar duruşmanın yapıldığı 18 Şubat 2020’de ise, Karar gazetesinde önceden hazırlanan bir röportaj yayınlandı. Gezi olayları esnasında Kabataş’ta deri eldivenli, üstü çıplak bir grubun tesettürlü bir kadına saldırdıkları iddiasını ortaya atan gazeteci Elif Çakır’ın sorularına cevap veren eski Cumhurbaşkanı Gül, bir kez daha Gezi ile gurur duyduğunu tekrar etti.

Bu açıklamanın yayınlandığı gün, 2 bin 970 yıla kadar müebbet hapis cezasıyla yargılanan tüm sanıklar beraat etti.

Müvekkillerine “ağırlaştırılmış müebbet cezası verilmesini bekleyen” davanın avukatı Turgut Kazan bile Gezici provokatörlerin tamamı için beraat kararı verilmesini anlamlandıramadı.

Beklenmedik beraat kararı karşındaki şaşkınlığını gizleyemeyerek, “Sakın ola ki kimse, bunu bir yargı kararı olarak düşünmesin” deme gereği duydu.

Öyle ya!.

Hiç kimse, tüm sanıkların beraatine hükmedileceğini beklemiyordu.

Mahkemenin verdiği skandal kararın ertesi gününde Meclis Grup Toplantısına katılan ve Gezi olaylarını “alçak bir saldırı” olarak nitelendiren Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, burada yaptığı konuşmasında Gezi’ye sempatiyle yaklaşanları “gafletle”, değilse “ihanetle” suçladı.

Erdoğan daha önce de Gül’den farklı düşündüğünü belirterek,  “Mesaj alınmıştır derken içeriğinde ne var bunu bilemem” diyerek düşüncelerini açıkça beyan etmişti.

Erdoğan’ın bu sözleri o dönem yabancı bir radyoda; “Kaybolan Arkadaşlık” başlığı ile analiz edilmiş…

Analizde,

Abdullah Gül’ün; Tayyip Erdoğan’la yollarını bir süredir ayırmayı düşündüğünü ve Gezi Parkı olaylarının ona bu fırsatı sunduğu” belirtilmişti.

Böylece!

Gezi’de, “Kaos ortamı oluşturup Erdoğan’ı ülkeyi yönetemez hale getirmek” isteyen çapulcular, farkında olmadan Gül’ün, Başbakan Erdoğan ile arasına köprüler atmasını sağlamıştı.

İstinaf mahkemesinin 2 yıl önce verilen skandal beraat kararını bozmasının ardından 26 Nisan’da yeniden görülen Gezi ana davasında, bu kez maşeri vicdanları rahatlatan bir karar çıktı.

İlk davada, “gaz maskesi, baret, deniz gözlüğü, motorcu kaskı, flama, sirke, solüsyon” sayesinde yırtan Geziciler, bu kez layığını buldu.

Acaba bu kez gerçeği görür de susarlar mı diye beklerken, Reis’i terk edip Gezi’ye yanlayanlar açıklama yapmak için birbirleriyle yarıştı.

Davutoğlu, bağımsız hakimlerce verilen kararın çelişkili olduğunu, hukukun hiçe sayıldığını iddia ederken…

Babacan da kararın vicdanları yaraladığını iddia etti.

Sahneye en son çıkan Abdullah Gül ise Gezi olayların finansörü Kızıl Soros Osman Kavala’ya müebbet, Mücella Yapıcı ile 6 kişiye 18 yıl hapis cezası verilmesini, “utanç verici” bulduğunu söyledi.

Türkiye’nin ilk sivil darbe girişimi olan Gezi’yle gurur duyan Gül’ün, darbecilere “müebbet” cezası verilmesini, utanç verici bulması doğrusu beni pek şaşırtmadı.

Zira Abdullah Gül, 3 Kasım 2017’de, Bahçeşehir Üniversitesi’nde yaptığı konuşmada;

“Hepimizin evimizin içini düzene koymamız gerekir. Bunu koymadığımız süre içerisinde, gün gelir ya insanlar ayaklanır veya dış müdahale kaçınılmaz hale gelir” diyerek, “kargaşa”nın elzem olduğundan dem vurmuştu.

Mahkemenin kararı, en çok hayal kuranları vurmuş oldu.

Habere ifade bırak !
Habere ait etiket tanımlanmamış.
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.