Sevgili dostlar, bugünkü yazımın konusu adalet.
Günlük yaşamda ekmek, su ve oksijen gibi temel ihtiyaçlara nasıl muhtaçsak, adalet de aynı derecede vazgeçilmezdir. Nitekim Fatih Sultan Mehmet’e atfedilen şu söz bunu çok güzel özetler:
“Ülkeler kılıçla fethedilir, adaletle idare edilir.”
Bugün sizlere Sasani Kralı Nuşirevan ile ilgili anlatılan ibretlik bir adalet hikâyesini paylaşmak istiyorum.
Şam Valisi Sa’d bin Ebi Vakkas bir cami yaptırmak ister ve çevredeki arazileri kamulaştırır. Yahudi bir vatandaşa ait arsa da bu kapsamda alınır. Bedeli fazlasıyla ödenmesine rağmen vatandaş razı olmaz ve durumu bir Müslüman komşusuna anlatır.
Komşusu ona Medine’de Halife Hz. Ömer olduğunu ve gidip durumu anlatabileceğini söyler.
Uzun bir yolculuğun ardından Medine’ye varır. Halifeyi bir ağacın altında son derece sade bir şekilde dinlenirken görür. Görünüş karşısında tereddüt etse de derdini anlatır.
Hz. Ömer durumu dinler, eline geçen bir kemik ya da deri parçasının üzerine şu cümleyi yazar:
“Ben de Nuşirevan’dan az adil değilim.”
Bu yazıyı Şam Valisi’ne götürmesini söyler.
Yahudi kişi tekrar Şam’a döner. Yazıyı Vali’ye verir. Vali yazıyı okuyunca yüzü sararır, uzun süre kendine gelemez ve sonunda arsanın iadesini emreder.
Bunun üzerine Yahudi şaşırır ve neden bu kadar etkilendiğini sorar. Vali ise geçmişte yaşadığı bir olayı anlatır:
Gençlik yıllarında Hz. Ömer ile birlikte ticaret için İran tarafına gittiklerini, Nuşirevan döneminde yaşanan bir haksızlık karşısında kralın nasıl adaletle hareket ettiğini bizzat gördüklerini anlatır. Kral, yapılan yanlışları ortaya çıkarıp sorumluları cezalandırmış, adaleti her şeyin üstünde tutmuştur.
Bu olaydan etkilenen Yahudi daha sonra İslam’ı kabul eder.
Bu hikâyeden çıkarılacak ders:
Nuşirevan Müslüman değildi, fakat adaletiyle tarihe geçti.
Adalet anlatılmaz, yaşanır.
Din sadece söylenmez, yaşanır ve uygulanır.
Hz. Ömer adaleti anlatmadı, bizzat yaşadı ve yaşattı.
Bugün de önemli olan makamlar değil, adalettir. Çünkü makamlar geçicidir; geriye kalan yalnızca yapılanlardır.
Adalet duygusunun zayıfladığı toplumlarda devlete olan güven de zarar görür. Bu nedenle adalet, devletin temel direğidir.
Şeyh Edebali’nin dediği gibi:
“İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.”
Unutulmamalıdır ki insan hayatı her şeyin üzerindedir. Devletler değişir, yönetimler değişir; fakat adalet kaybolursa geriye büyük bir boşluk kalır.
Son söz:
Hz. Ali’ye sorulduğunda denir ki:
“Devletin dini var mıdır?” Cevap nettir: “Evet vardır: ADALET.”