26 Eylül 2024 tarihinde Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD dönüşü "iç cephe" çıkışı yapması Ekim ayında MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin çağrısıyla başlayan Terörsüz Türkiye hedefinin Devlet Aklının bir ürünü olduğunu biliyorduk. Nitekim Toros Akademi Düşünce Kuruluşu olarak ilk bildirimiz ile Terörsüz Türkiye hedefine destek veren ilk kuruluş olduk. Sürecin başarı ile devam etmesi üzerine Terörsüz Türkiye hedefine yine Devlet Aklı Terörsüz Bölge hedefini de entegre etti.
Elbette bu süreç hem içeride hem de dışarıda güçlenen iç cepheden rahatsız olan devlet ve millet düşmanlarını hayal kırıklığına uğrattı. Doğrudan sürece karşı olduklarını ifade etmek yerine dolaylı yollar ve maskeler kullanarak kafalarını saklandıkları deliklerden çıkarmaya başladılar. Süreci provoke etmek için farklı söylemler ve eylemleri devreye sokmaya başladılar. Asıl dertleri laiklik olmayan bu güruh 168 imzalı “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini yayınladılar.
Toros Akademi Düşünce Kuruluşu olarak “Laikliği Birlikte Savunuyoruz” bildirisini şiddetli biçimde kınayan bildiriyi yayınladık. Bu bildirinin İslamiyet’e karşı laikliği maske olarak kullananların Terörsüz Türkiye ve Terörsüz Bölge sürecine yönelik bir provokasyonu olduğunu, yerel ve ulusal düzeyde kamuoyuna duyurduk.
Mersin'de bu sürece bozulan, sürecin başarılı biçimde devam etmesinden hayal kırıklığına uğrayan, rahatsız olanlar kendilerini farklı partiler veya dernekler altında renklendirdikleri için görünür olmaktan, açıkça dertlerini söylemekten çekindiler. Onun yerine besledikleri paralı askerlerini, kripto vatan ve millet düşmanlarını piyasaya sürdüler. Bu besleme köpekler sahipleri adına havlamaya, bu kripto çakallar sahipleri için ulumaya başladı.
Birebir Haber olarak Mersin ve ilçelerinde olup biten olayları, yolsuzlukları, haksızlıkları, şaibeleri, siyasi entrikaları olabildiğince yazdık. Şehir Hastanesindeki sorunları hem gazetemizde hem de sosyal medyada yaptığımız paylaşımlarla duyurmaya çalıştık. Gene köpekler havlamaya, çakallar ulumaya başladı.
Mersin’deki Mersine özgü siyasi yapılanmayı masaya yatırdık. İktidar partisi yöneticileri ile muhalefet partisi yöneticilerinden bazılarının ortaklık kurduklarını, ortak iş yaptıklarını, iş ve ihale takibinde birlikte hareket ettiklerini yazdık. Seçmen kitlesini birbirlerine karşı kutuplaştıran, ayrıştıran bir dil kullanan bazı siyasi figürlerin aslında perde arkasında birlikte çalıştıklarına dikkat çektik. Bu bakımdan seçmen kitlelerine sıradan insanlar olarak bakan siyasilerin kendilerini seçilmiş ve elit olarak gördüklerini, zaman zaman adeta seçmenle dalga geçtiklerini, seçmenin aklıyla alay ettiklerini dile getirdik. Mersin’de zengin elitler ile yoksul seçmenlerin birbirine bakışlarını, yoksulların nasıl istismar edildiğini dile getirdik. Mesela Ak Parti içindeki AKP’lileri, Ak Parti yöneticisi olduktan sonra birden zenginleşenleri ve karunlaşanları yazdık. Onlar da besledikleri köpeklerini saldılar ve havlattılar, çakallarını uluttular.
Mersin'de bulunan üniversitelerin kente katkısını sorguladık. Üniversitenin misyonunun sadece eğitim ve öğretimle sınırlı olmadığını, yaptığı araştırmalar, geliştirdiği projelerle kente katkısı olması gerektiğini birçok kez ifade ettik. Üniversitelerin baskı ve entrikdan uzak, akademik özgürlükle bilgi ve bilim üretimi ile meşgul olması gerektiğini, üniversite yönetiminin adam kayırma, torpil, usulsüzlüklere yer vermemesi gerektiğini, akademik ve idari personele mobbing uygulamasının yanlış olduğunu söyledik ve yazdık. Özellikle Mersin Üniversitesi ile ilgili olarak üniversitenin özel çiftlik alanı gibi aile mensuplarının istihdam edilmesinin yanlış olduğunu, üniversitenin İsrail iltisaklı bir şirketle yaptığı anlaşma ile öğrencilerin ve velilerin bilgilerini riske attığını birçok defa yazdık ve üniversite yönetimini uyardık. Özellikle yöneticilerin yatay geçiş ve diğer eğitim süreçleri ile ilgili şaibeleri gidermesi gerektiğini, şeffaflık ilkesi gereği kamuoyunu bilgilendirmesi gerektiğini birçok defa yazdık. Onlar da seviyesiz bir refleks ile besledikleri köpeklerini saldılar ve havlattılar, çakallarını uluttular.
Mersin’de özellikle ikinci bölge denilen Erdemli, Silifke, Anamur, Mut, Gülnar gibi ilçelerde dönen siyasi entrikaları dile getirdik ve buralarda yaşayan yörüklerin yalanlar ile siyasiler tarafından nasıl istismar edildiklerini yazdık. Özellikle bölgede etkili olan, yatırımların bölgeye tahsisi ve uygulanmasında rolü büyük olan milletvekili Havva Sibel Söylemez’in çalışmalarını ve sonuçlanan projelerini kendisininmiş gibi sunmaya çalışan, siyasi ömrü bitmesine rağmen kendi partisine ipotek koyarak zarar veren, bütün bunları da Koca Yörük kisvesi altında yapanlar olduğunu, bunun hem Havva Hanıma hem de yalanları ile bölge halkına zarar verdiğini, insanların ve partinin hakkına girildiğini yazdık. Buna rağmen onun da besledikleri köpekleri havlıyor, çakalları uluyor.
Son zamanlarda bir de milletvekili Hasan Ufuk Çakır özellikle bölgede etkili olmaya başlayınca, Yörük istismarından geçinen kifayetsiz tipler iyice zıvanadan çıkmaya başladı. Hem Havva Hanım hem de Hasan Ufuk Çakır’ın artık bölgenin belirleyici siyasileri olduğunu yazdık. Artık patronluk taslama dönemi bitti. Onlar da bunun farkında olduğu için Hasan Ufuk Çakır’a hasetlik yapmaya devam ediyorlar. Yörük edebiyatı yaparak bölgede yörük istismarı yapanlar bir Türkmen aşiretinin evladı olan beni de yörük düşmanı ilan etmeye kalkıştılar. Mersin’de ve ilçelerinde ister kültürel olsun isterse de ekonomik veya siyasi olsun her türlü istismara karşı olduğumuzu yaptığımız haber ve paylaşımlarla ortaya koyduk. Ancak istismarcılar durmuyor. Köpeklerini ve çakallarını devreye sokarak, kendilerini devletin yerine koyarak, aleyhimde kampanya başlatmaktan tutun Ramazan sonuna kadar ömür biçmeye varan tehditlere kadar çirkeflik yapmaya başladılar. Elbette köpekler havlayacak, çakallar uluyacak, kervan yoluna devam edecek. Biz Reis’den böyle gördük!
Birebir Haber, Toros Times, Mersin Kara Haber gibi platformlarda yaptığımız çalışmalara bir yenisini ekleyerek hizmetlerimize devam etmeyi planladık. BirebirTV çalışmalarımız hızla ilerliyor. Bir yandan Düşünce Kuruluşu, bir yandan gazeteler ve şimdi de TV ile kervanı devam ettirme çabamızın Mersin için, milletimiz ve devletimiz için hayırlı sonuçlar vereceğinden eminim. Bütün bu görünen faaliyetlerimizden haberdar olan iyi niyetli insanlar desteklerini bildirerek bizi cesaretlendirirken kötü niyetli, kıskanç ve fesat kişiler de bazen açıktan bazen de ima yoluyla bizi yolumuzdan alıkoymak için nifak, korku ve fitne kokan paylaşımlar yapmaya başladılar. Hiç kimse bu hak yoldan bizi alıkoyamaz, kendilerini devlet yerine koyarak tehditte bulunamaz. Köpeklerin havlaması, çakalların uluması kervanımızı durduramaz.
“İt ürür, kervan yürür demiş” atalarımız. Ürümek veya ürmek havlamak demektir. Bu, köpeklerin işidir. Köpeğin erkeği de havlar kancığı da. Ama ürmek asla kervanı yolundan alıkoymaz. Köpekler uyuz uyuz yatarken bir bakarsınız hareket halinde olan arabalara ürerler. Günümüzde kervanlar kalmadı. Kervanların yerini arabalar aldı. Ama köpeklerin bu havlaması, hiçbir kervanı bugüne kadar yolundan alıkoyamadı. Kervanlar değişti, yerini arabalar aldı. Köpeklerin yerine şimdi aşağılık insanlar ürüyor.
Fesat, kıskanç, cahil güruhun ürmesi, havlaması Hak yolda olanları hiçbir zaman yolundan alıkoyamadı. Reis Recep Tayyip Erdoğan önümüzdeki en somut örnektir. Köpekler havladıkları ile kaldı hep. Havlayanlar, grup halinde olsalar da, bireysel olarak kancık köpek veya erkek köpek olsa da bu değişmez!
Bu mübarek Ramazan zamanı böyle bir dil kullanmak istemezdim ama etrafımda öyle köpekler ve çakallar var ki! O kadar tehdit, şantaj, iftira oyunları var ki! Bana öyle geliyor ki hepsi de aynı merkezden, aynı akıl ile üretiliyor. Belden aşağı, mertlikten uzak, tehdit kokan, korkutma amaçlı bu davranışlar bana hep hain FETÖ’cüleri getiriyor. Havlama da, uluma da onların taktikleri idi.
Yolumda havlayan köpeklerin alayının, erkeğinin kancığının kimlerin köpekleri olduklarını da biliyorum. Herkes beslediği köpeklerine sahip çıksın! Salyalı olanlar da olabilir. Sahip çıkmazlarsa ivedilikle sahiplendirsinler. Yolumuza ve yolculuğumuza ürerek engel olamazlar!
Köpeklerin havlaması, çakalların uluması kervanımızı Hak Yoldan alıkoyamaz!
Yol onun, varlık onun, gerisi hep angarya; Yüzüstü çok süründün, ayağa kalk, Sakarya! (N.F.K. 1949)