Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Artık köy değil, mahalle

Bir köy düşünün. Girişindeki tabelayı söküyorlar. Aynı direğe yenisini takıyorlar: Artık köy değil, mahalle. Dağın yeri değişmiyor. Çeşmenin suyu aynı oluktan akıyor. Bir kadın sabah yine hayvanların yemini hazırlıyor. Yaşlı bir adam, akşamdan kapının önüne bıraktığı çamurlu çizmelerini giyiyor. Çocuklar okula yetişmek için karanlıkta uyanıyor. Kâğıt üzerinde şehir gelmiştir. İnsanlar, şehrin kendisini beklemektedir. Türkiye’de kırsal hayat üzerine düşünürken bu görüntüden başlamalıyız. Bir yerleşimin adını değiştirmekle orada yaşayanların hayatı değişmiyor. Yeni bir idari sınır geçim sağlamıyor, uzaklığı kısaltmıyor, yaşlı bir insanın hastaneye ulaşmasını kendiliğinden kolaylaştırmıyor. Büyükşehirlerde köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle köyün kendi yönetimi ve ortak varlıklarıyla kurduğu hukuki ilişki değişti. Fakat tarlanın, hayvanın, suyun ve mevsimin dayattığı hayat aynı hızla dönüşmedi. Siyasetin cevaplaması gereken soru da bu aralıkta duruyor: Köylünün yaşadığı yere hangi adı verdiğimiz mi önemlidir, orada nasıl yaşayabildiği mi? Bir belediye binasının koridorundan bakıldığında uzak bir yerleşim, hizmet götürülecek noktalardan biri olabilir. Orada yaşayan içinse bütün hayatıdır. Çocuğunun okulu, annesinin mezarı, hayvanının su içtiği oluk, babasından kalan tarla aynı coğrafyanın içindedir. Yönetimin dili bu hayatı rakamlara çevirmek zorundadır belki; fakat rakamların dışarıda bıraktığını da görmekle yükümlüdür. Köy okulunun kapısındaki kilit, bunun en sessiz örneğidir. Taşımalı eğitim gerektiğinde uygulanabilir. Ancak bir çocuğun eğitim hakkını yalnızca ulaştığı sınıfın imkânlarıyla ölçemeyiz. Sabah kaçta uyandığı, yolda ne kadar kaldığı, kahvaltısını yapıp yapamadığı, eve döndüğünde oynayacak hâlinin bulunup bulunmadığı da o hesabın içindedir. Bütçede tasarruf olarak görünen bir kararın bedeli bazen bir çocuğun uykusundan çıkar. Okulun kapanışı, köyde kalanlar için de bir eksilmedir. Öğretmen gider. Bahçenin sesi diner. Törenlerde bir araya gelen aileler artık daha seyrek karşılaşır. Bir süre sonra binanın ne yapılacağı konuşulur. Oysa asıl soru, içeride niçin çocuk kalmadığıdır. Köyün çözülüşünü tek bir kanuna, tek bir hükümete veya tek bir döneme bağlamak gerçeği daraltır. Üretim gelirleri, eğitim imkânları, teknoloji, göç ve hayat beklentileri birlikte değişir. Fakat sebeplerin çokluğu, karar sahiplerinin sorumluluğunu azaltmaz. Birbirine bağlı sorunları yıllarca ayrı dosyalarda bekletmenin de siyasi bir sonucu vardır. Köy kahvesinde sandalyeler boşaldığında yalnızca müşteriler azalmış olmaz. Kimin hastalandığını, kimin yardıma ihtiyacı olduğunu, hangi evin ocağının yanmadığını bilen gündelik haberleşme ağı da zayıflar. Telefon dünyanın öbür ucunu avuca getirirken yan evin kapısı daha seyrek çalınabilir. Elbette eski köy hayatını kusursuz bir hatıraya çeviremeyiz. Orada yoksulluk da vardı, baskı da, ağır emek de. Kadınların görünmeyen yükleri, çocukların mahrumiyetleri, toprağı az olanın çaresizliği de o geçmişin içindeydi. Köyü savunmak, bunların geri gelmesini istemek değildir. İnsanların daha iyi şartlarda, kendi tercihleriyle orada yaşayabilmesini savunmaktır. Asıl kayıp, gitmek isteyenin gitmesi değil; kalmak isteyenin kalamamasıdır. Bu yüzden köylünün ardından ağıt yakmadan önce önüne konan şartlara bakmalıyız. Ürününden geçinebiliyor mu? Ortak alanların geleceğinde söz sahibi mi? Çocuğu iyi bir eğitim alabiliyor mu? Yaşlandığında yalnız mı kalacak? Bu sorulara cevap vermeyen bir siyasetin köy sevgisi, tören konuşmalarında kalır. Bir gün tabelayı yeniden değiştirsek bile kapanan okul kendiliğinden açılmayacak. Dağılan aileler hemen dönmeyecek. Boş ahıra hayvan, kuruyan çeşmeye su gelmeyecek. Köyün adını geri vermek kolaydır. Orada bir gelecek kurabilme hakkını geri vermek emek, kaynak ve siyasi irade ister.
Ekleme Tarihi: 16 Ekim 2026 -Cuma

Artık köy değil, mahalle

Bir köy düşünün. Girişindeki tabelayı söküyorlar. Aynı direğe yenisini takıyorlar: Artık köy değil, mahalle.

Dağın yeri değişmiyor. Çeşmenin suyu aynı oluktan akıyor. Bir kadın sabah yine hayvanların yemini hazırlıyor. Yaşlı bir adam, akşamdan kapının önüne bıraktığı çamurlu çizmelerini giyiyor. Çocuklar okula yetişmek için karanlıkta uyanıyor.

Kâğıt üzerinde şehir gelmiştir. İnsanlar, şehrin kendisini beklemektedir.

Türkiye’de kırsal hayat üzerine düşünürken bu görüntüden başlamalıyız. Bir yerleşimin adını değiştirmekle orada yaşayanların hayatı değişmiyor. Yeni bir idari sınır geçim sağlamıyor, uzaklığı kısaltmıyor, yaşlı bir insanın hastaneye ulaşmasını kendiliğinden kolaylaştırmıyor.

Büyükşehirlerde köylerin mahalleye dönüştürülmesiyle köyün kendi yönetimi ve ortak varlıklarıyla kurduğu hukuki ilişki değişti. Fakat tarlanın, hayvanın, suyun ve mevsimin dayattığı hayat aynı hızla dönüşmedi. Siyasetin cevaplaması gereken soru da bu aralıkta duruyor: Köylünün yaşadığı yere hangi adı verdiğimiz mi önemlidir, orada nasıl yaşayabildiği mi?

Bir belediye binasının koridorundan bakıldığında uzak bir yerleşim, hizmet götürülecek noktalardan biri olabilir. Orada yaşayan içinse bütün hayatıdır. Çocuğunun okulu, annesinin mezarı, hayvanının su içtiği oluk, babasından kalan tarla aynı coğrafyanın içindedir. Yönetimin dili bu hayatı rakamlara çevirmek zorundadır belki; fakat rakamların dışarıda bıraktığını da görmekle yükümlüdür.

Köy okulunun kapısındaki kilit, bunun en sessiz örneğidir.

Taşımalı eğitim gerektiğinde uygulanabilir. Ancak bir çocuğun eğitim hakkını yalnızca ulaştığı sınıfın imkânlarıyla ölçemeyiz. Sabah kaçta uyandığı, yolda ne kadar kaldığı, kahvaltısını yapıp yapamadığı, eve döndüğünde oynayacak hâlinin bulunup bulunmadığı da o hesabın içindedir.

Bütçede tasarruf olarak görünen bir kararın bedeli bazen bir çocuğun uykusundan çıkar.

Okulun kapanışı, köyde kalanlar için de bir eksilmedir. Öğretmen gider. Bahçenin sesi diner. Törenlerde bir araya gelen aileler artık daha seyrek karşılaşır. Bir süre sonra binanın ne yapılacağı konuşulur. Oysa asıl soru, içeride niçin çocuk kalmadığıdır.

Köyün çözülüşünü tek bir kanuna, tek bir hükümete veya tek bir döneme bağlamak gerçeği daraltır. Üretim gelirleri, eğitim imkânları, teknoloji, göç ve hayat beklentileri birlikte değişir. Fakat sebeplerin çokluğu, karar sahiplerinin sorumluluğunu azaltmaz. Birbirine bağlı sorunları yıllarca ayrı dosyalarda bekletmenin de siyasi bir sonucu vardır.

Köy kahvesinde sandalyeler boşaldığında yalnızca müşteriler azalmış olmaz. Kimin hastalandığını, kimin yardıma ihtiyacı olduğunu, hangi evin ocağının yanmadığını bilen gündelik haberleşme ağı da zayıflar. Telefon dünyanın öbür ucunu avuca getirirken yan evin kapısı daha seyrek çalınabilir.

Elbette eski köy hayatını kusursuz bir hatıraya çeviremeyiz. Orada yoksulluk da vardı, baskı da, ağır emek de. Kadınların görünmeyen yükleri, çocukların mahrumiyetleri, toprağı az olanın çaresizliği de o geçmişin içindeydi. Köyü savunmak, bunların geri gelmesini istemek değildir. İnsanların daha iyi şartlarda, kendi tercihleriyle orada yaşayabilmesini savunmaktır.

Asıl kayıp, gitmek isteyenin gitmesi değil; kalmak isteyenin kalamamasıdır.

Bu yüzden köylünün ardından ağıt yakmadan önce önüne konan şartlara bakmalıyız. Ürününden geçinebiliyor mu?

Ortak alanların geleceğinde söz sahibi mi?

Çocuğu iyi bir eğitim alabiliyor mu?

Yaşlandığında yalnız mı kalacak?

Bu sorulara cevap vermeyen bir siyasetin köy sevgisi, tören konuşmalarında kalır.

Bir gün tabelayı yeniden değiştirsek bile kapanan okul kendiliğinden açılmayacak. Dağılan aileler hemen dönmeyecek. Boş ahıra hayvan, kuruyan çeşmeye su gelmeyecek.

Köyün adını geri vermek kolaydır.

Orada bir gelecek kurabilme hakkını geri vermek emek, kaynak ve siyasi irade ister.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.