Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Hayatın iniş çıkışları

Doğum ile ölüm arasında hayatın iniş çıkışları, insanın çaresizliği ve anlam arayışı trajikomik bir durum arzediyor. İnsan hayatı bir çığlıkla başlar ve er ya da geç sessizlikle sona erer. Gençken birbirinden çok uzak görünen, yaşlandığımızda ise şaşırtıcı biçimde birbirine yaklaşan bu iki nokta arasında, hayat dediğimiz tuhaf oyunu oynarız. Hiç kimse doğmak için başvuruda bulunmaz. Kimse ailesini, ülkesini, ekonomik koşullarını, bedenini, yeteneklerini, zayıflıklarını veya içine doğacağı tarihsel dönemi seçemez. Hayat, ilk yıllarını yürümeyi, sonraki yıllarını para kazanmayı, kalan yıllarını ise gözlüğünü nereye koyduğunu hatırlamaya çalışan bir varlık için şaşırtıcı derecede karmaşık bir yolculuktur. Çocuklukta büyümeyi bekleriz; yetişkinlikte hafta sonunu; orta yaşta emekliliği; emeklilikte ise bütün o boş zamanla ne yapmayı planladığımızı hatırlamaya çalışırız. Sonra birden biri sorar: “Yıllar nereye gitti?” Cevap acımasız derecede basittir: “Zamanın gittiği yere.” Aslında insan, umut ile çaresizlik, umutsuzluk arasında bir varlık. Bu dünya, insanoğlu için bir imtihan meydanıdır; terazisi ise ümit ve korkudur. Başarı, bu iki zıt duygunun ahengini yakalamaktadır. Zira korkunun fazlası ümitsizliğe, korkudan ari bir ümit ise insanı gaflete mahkûm eder. Psikoloji bize insan gelişiminin doğrusal bir yükseliş olmadığını hatırlatır. İnsan yaşamı boyunca bazı yetenekler kazanır, bazılarını kaybeder; değişir, uyum sağlar, mücadele eder ve zaman zaman eskiden olduğu kişiye ne olduğunu merak eder. Çocuk, yetişkinlerin her şeyi bildiğine inanır. Sonra çocuk yetişkin olur ve korkunç gerçeği keşfeder: Yetişkinler çoğunlukla doğaçlama yapmaktadır. Aradaki fark, bunu ciddi bir yüz ifadesiyle yapmayı öğrenmiş olmalarıdır. Beş yaşındaki çocuk “Neden?” diye sorar. Ergen “Neden ben?” diye sorar. Yetişkin “Bunun maliyeti ne kadar?” diye sorar. Yaşlı insan ise “Gözlüğümü nereye koydum?” diye sorar. Sokrates, insanın iyi yaşamasının ne anlama geldiğini soruyordu. Modern insan ise telefon, internet faturasının ödenip ödenmediğini düşünüyor. Belki de uygarlık gereğinden fazla ilerledi. Çocukluk geleceğe verilmiş bir söz üzerine kuruludur: “Büyüyünce…” Çocuk doktor, bilim insanı, astronot, sanatçı, futbolcu, cumhurbaşkanı ya da sadece gece saat 10’dan sonra uyanık kalabilen biri olmayı hayal eder. Sonra ergenlik gelir. İnsan birden aşkı, kimliği, isyanı, mahcubiyeti ve ebeveynlerinin aslında hiçbir şey anlamadığını keşfeder. Bu dönemde hayat sonsuz görünür. Ölüm yaşlılara aittir. Yaşlı insanlar “başka insanlardır”. Hepimizin öleceğini zihinsel olarak biliriz; fakat psikolojik olarak ölümün bizim adresimizi bulamayacağını düşünürüz. Psikologların Terör Yönetimi Kuramı üzerine çalışmaları, insanın kendi ölümlülüğünün farkında olmasının davranışlarını etkilediğini; insanların anlam, değer, aidiyet ve kültürel inançlar aracılığıyla ölüm kaygısıyla baş etmeye çalıştığını ileri sürer. Bir başka ifade ile öleceğimizi bildiğimiz için, ölümden önce yaptıklarımızın önemli olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışırız. Kimi kitap yazar. Kimi ev yapar. Kimi çocuk yetiştirir. Kimi okul kurar. Kimi pul biriktirir. Kimi ise sosyal medyada hiç tanımayacağı biriyle üç saat tartışır. Hepsi, kendi tuhaf yöntemleriyle, geride bir iz bırakmaya çalışmaktadır. Sonra yetişkinlik gelir. Burada insanlık tarihinin en başarılı satıcısıyla karşılaşırız: Arzu. Arzu fısıldar: “Şu tek şeyi de elde et.” Daha iyi bir iş. Daha büyük bir ev. Daha iyi bir araba. Daha yüksek maaş. Daha prestijli bir unvan. Daha büyük bir makam. Arzu kolay kolay emekli olmaz. Bir hedefe ulaşır ve hemen başka bir hedef üretiriz. İnsan arzusunu acı ile can sıkıntısı arasında sallanan bir sarkaçla karşılaştırıyordu. Bir şeyi istememizin nedeni ona sahip olmamamızdır; sahip olduğumuzda heyecan azalır ve başka bir şey istemeye başlarız. Schopenhauer’in sarkacı girer: ‘’Hayat bir sarkaç gibidir. Sağdan sola, soldan sağa salınır. Istıraptan can sıkıntısına ve can sıkıntısından ıstıraba doğru salınır.”
Ekleme Tarihi: 20 Eylül 2026 -Pazar

Hayatın iniş çıkışları

Doğum ile ölüm arasında hayatın iniş çıkışları, insanın çaresizliği ve anlam arayışı trajikomik bir durum arzediyor.

İnsan hayatı bir çığlıkla başlar ve er ya da geç sessizlikle sona erer. Gençken birbirinden çok uzak görünen, yaşlandığımızda ise şaşırtıcı biçimde birbirine yaklaşan bu iki nokta arasında, hayat dediğimiz tuhaf oyunu oynarız.

Hiç kimse doğmak için başvuruda bulunmaz. Kimse ailesini, ülkesini, ekonomik koşullarını, bedenini, yeteneklerini, zayıflıklarını veya içine doğacağı tarihsel dönemi seçemez.

Hayat, ilk yıllarını yürümeyi, sonraki yıllarını para kazanmayı, kalan yıllarını ise gözlüğünü nereye koyduğunu hatırlamaya çalışan bir varlık için şaşırtıcı derecede karmaşık bir yolculuktur. Çocuklukta büyümeyi bekleriz; yetişkinlikte hafta sonunu; orta yaşta emekliliği; emeklilikte ise bütün o boş zamanla ne yapmayı planladığımızı hatırlamaya çalışırız.

Sonra birden biri sorar: “Yıllar nereye gitti?”

Cevap acımasız derecede basittir: “Zamanın gittiği yere.”

Aslında insan, umut ile çaresizlik, umutsuzluk arasında bir varlık. Bu dünya, insanoğlu için bir imtihan meydanıdır; terazisi ise ümit ve korkudur. Başarı, bu iki zıt duygunun ahengini yakalamaktadır. Zira korkunun fazlası ümitsizliğe, korkudan ari bir ümit ise insanı gaflete mahkûm eder.

Psikoloji bize insan gelişiminin doğrusal bir yükseliş olmadığını hatırlatır. İnsan yaşamı boyunca bazı yetenekler kazanır, bazılarını kaybeder; değişir, uyum sağlar, mücadele eder ve zaman zaman eskiden olduğu kişiye ne olduğunu merak eder.

Çocuk, yetişkinlerin her şeyi bildiğine inanır. Sonra çocuk yetişkin olur ve korkunç gerçeği keşfeder: Yetişkinler çoğunlukla doğaçlama yapmaktadır.

Aradaki fark, bunu ciddi bir yüz ifadesiyle yapmayı öğrenmiş olmalarıdır.

Beş yaşındaki çocuk “Neden?” diye sorar.

Ergen “Neden ben?” diye sorar.

Yetişkin “Bunun maliyeti ne kadar?” diye sorar.

Yaşlı insan ise “Gözlüğümü nereye koydum?” diye sorar.

Sokrates, insanın iyi yaşamasının ne anlama geldiğini soruyordu. Modern insan ise telefon, internet faturasının ödenip ödenmediğini düşünüyor. Belki de uygarlık gereğinden fazla ilerledi.

Çocukluk geleceğe verilmiş bir söz üzerine kuruludur: “Büyüyünce…”

Çocuk doktor, bilim insanı, astronot, sanatçı, futbolcu, cumhurbaşkanı ya da sadece gece saat 10’dan sonra uyanık kalabilen biri olmayı hayal eder.

Sonra ergenlik gelir.

İnsan birden aşkı, kimliği, isyanı, mahcubiyeti ve ebeveynlerinin aslında hiçbir şey anlamadığını keşfeder.

Bu dönemde hayat sonsuz görünür. Ölüm yaşlılara aittir. Yaşlı insanlar “başka insanlardır”.

Hepimizin öleceğini zihinsel olarak biliriz; fakat psikolojik olarak ölümün bizim adresimizi bulamayacağını düşünürüz.

Psikologların Terör Yönetimi Kuramı üzerine çalışmaları, insanın kendi ölümlülüğünün farkında olmasının davranışlarını etkilediğini; insanların anlam, değer, aidiyet ve kültürel inançlar aracılığıyla ölüm kaygısıyla baş etmeye çalıştığını ileri sürer.

Bir başka ifade ile öleceğimizi bildiğimiz için, ölümden önce yaptıklarımızın önemli olduğuna kendimizi ikna etmeye çalışırız.

Kimi kitap yazar.

Kimi ev yapar.

Kimi çocuk yetiştirir.

Kimi okul kurar.

Kimi pul biriktirir.

Kimi ise sosyal medyada hiç tanımayacağı biriyle üç saat tartışır.

Hepsi, kendi tuhaf yöntemleriyle, geride bir iz bırakmaya çalışmaktadır.

Sonra yetişkinlik gelir. Burada insanlık tarihinin en başarılı satıcısıyla karşılaşırız: Arzu.

Arzu fısıldar: “Şu tek şeyi de elde et.”

Daha iyi bir iş.

Daha büyük bir ev.

Daha iyi bir araba.

Daha yüksek maaş.

Daha prestijli bir unvan.

Daha büyük bir makam.

Arzu kolay kolay emekli olmaz. Bir hedefe ulaşır ve hemen başka bir hedef üretiriz.

İnsan arzusunu acı ile can sıkıntısı arasında sallanan bir sarkaçla karşılaştırıyordu.

Bir şeyi istememizin nedeni ona sahip olmamamızdır; sahip olduğumuzda heyecan azalır ve başka bir şey istemeye başlarız.

Schopenhauer’in sarkacı girer:

‘’Hayat bir sarkaç gibidir. Sağdan sola, soldan sağa salınır. Istıraptan can sıkıntısına ve can sıkıntısından ıstıraba doğru salınır.”

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.