Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Üniversitede bibliyometrik konum nitelik demek midir?

Modern üniversite ölçmeyi seviyor. Kaç makale yayımlandı, kaçı Q1, kaç atıf geldi, h-indeksi kaç oldu, kaç proje tamamlandı, üniversite sıralamada kaç basamak yükseldi? Bunların hepsi birkaç tabloya yerleştirilebilir, grafiklere dönüştürülebilir ve faaliyet raporlarında gururla sunulabilir. Sorun, bu sayıların kullanılmasında değil; sayıların giderek akademik niteliğin kendisi sanılmasında başlıyor. Çünkü bir araştırmanın kaç puan getirdiğini hesaplamak kolaydır; gerçekten önemli olup olmadığını anlamak ise zahmetlidir. Bürokrasi doğal olarak kolay olanı sever. Q1, Q2, Q3 ve Q4 sınıflaması bunun iyi bir örneğidir. Aslında dergilerin bibliyometrik konumunu gösteren teknik bir araç olan quartile sistemi, zamanla neredeyse makalenin bilimsel değerini belirleyen bir kalite damgasına dönüştü. Artık bazen araştırmacıya “Ne buldunuz?”, “Bu sonuç neden önemli?” veya “Bilime ne kattınız?” denmeden önce “Q kaç?” diye soruluyor. Q1 ise yüzler gülüyor; Q4 ise araştırmacının bilimsel günahlarını açıklaması bekleniyor. Oysa kötü bir çalışma iyi bir dergide yayımlanabileceği gibi, önemli bir bulgu daha mütevazı bir dergide de yer alabilir. Fakat makaleyi okumak yarım saat, Q kutucuğuna bakmak birkaç saniye sürüyor. Nitelik zahmetli, nicelik pratiktir. Üstelik sistem neyi ödüllendiriyorsa akademisyen zamanla onu üretmeyi öğreniyor. Yönetim “Kaç yayın yaptın?” diye sorarsa yayın sayısı artar. “Kaçı Q1?” diye sorarsa araştırmacılar Q1 peşinde koşar. “Kaç proje yaptınız?” denirse proje sayısı yükselir. Peki, gerçekten daha fazla bilgi mi ürettik, yoksa daha fazla akademik çıktı mı ürettik? Çünkü makale ile bilgi, proje ile çözüm, etkinlik ile akademik etki aynı şey değildir. Bu sistemin asıl kaybedenleri ise kolay ölçülemeyen akademik faaliyetlerdir. Genç bir araştırmacıya “Sonucun hipotezine uymuyorsa sonucu değiştirme, hipotezini değiştir” demeyi öğretmek hangi indekste taranıyor? İyi hocalık, bilimsel etik, entelektüel cesaret ve toplumsal katkı nereye gitti? Elbette yayın sayısı, atıf, dergi niteliği ve araştırma sürekliliği elbette önemlidir; aksi durumda değerlendirme kişisel ilişkilere ve keyfî kanaatlere teslim olabilir. Fakat bir akademisyenin birkaç önemli çalışmasını gerçekten okumak, o çalışmalardaki katkısını görmek, öğrencilerine ne kattığını, araştırma etiğini, bilimsel cesaretini ve toplumun sorunlarına nasıl dokunduğunu değerlendirmek gerekir. Varsayalım ki makale sayısı arttı, atıflar yükseldi, Q1 yayınlar çoğaldı ve üniversite sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıktı. Bu güzel bir sonuç. Fakat aynı üniversite, daha az önemli soru sorabilir, öğrencilerine daha az dokunabilir ve toplumun gerçek sorunlarına daha az çözüm üretebilir hale geldiyse bunu nasıl açıklamak gerekir? Nicelik artarken nitelik azalıyorsa ve bu da başarı olarak sunuluyorsa burada çok tehlikeli bir sorun var demektir. Görünürlüğü öncelemek niteliği yok etmiştir. Nicelik ve nitelik bir arada ve aynı hızda gitmiyor demektir. Yönetimler de zaten görünmeyene değil görünene öncelik verme ve yatırım yapma eğilimindedir. Sığlık da böyle birşeydir zaten. Sığlık da en azından uzun vadede prestij ve itibar kaybını getirir.
Ekleme Tarihi: 24 Eylül 2026 -Perşembe

Üniversitede bibliyometrik konum nitelik demek midir?

Modern üniversite ölçmeyi seviyor. Kaç makale yayımlandı, kaçı Q1, kaç atıf geldi, h-indeksi kaç oldu, kaç proje tamamlandı, üniversite sıralamada kaç basamak yükseldi?

Bunların hepsi birkaç tabloya yerleştirilebilir, grafiklere dönüştürülebilir ve faaliyet raporlarında gururla sunulabilir.

Sorun, bu sayıların kullanılmasında değil; sayıların giderek akademik niteliğin kendisi sanılmasında başlıyor.

Çünkü bir araştırmanın kaç puan getirdiğini hesaplamak kolaydır; gerçekten önemli olup olmadığını anlamak ise zahmetlidir. Bürokrasi doğal olarak kolay olanı sever.

Q1, Q2, Q3 ve Q4 sınıflaması bunun iyi bir örneğidir.

Aslında dergilerin bibliyometrik konumunu gösteren teknik bir araç olan quartile sistemi, zamanla neredeyse makalenin bilimsel değerini belirleyen bir kalite damgasına dönüştü.

Artık bazen araştırmacıya “Ne buldunuz?”, “Bu sonuç neden önemli?” veya “Bilime ne kattınız?” denmeden önce “Q kaç?” diye soruluyor.

Q1 ise yüzler gülüyor; Q4 ise araştırmacının bilimsel günahlarını açıklaması bekleniyor.

Oysa kötü bir çalışma iyi bir dergide yayımlanabileceği gibi, önemli bir bulgu daha mütevazı bir dergide de yer alabilir.

Fakat makaleyi okumak yarım saat, Q kutucuğuna bakmak birkaç saniye sürüyor.

Nitelik zahmetli, nicelik pratiktir.

Üstelik sistem neyi ödüllendiriyorsa akademisyen zamanla onu üretmeyi öğreniyor.

Yönetim “Kaç yayın yaptın?” diye sorarsa yayın sayısı artar.

“Kaçı Q1?” diye sorarsa araştırmacılar Q1 peşinde koşar.

“Kaç proje yaptınız?” denirse proje sayısı yükselir.

Peki, gerçekten daha fazla bilgi mi ürettik, yoksa daha fazla akademik çıktı mı ürettik?

Çünkü makale ile bilgi, proje ile çözüm, etkinlik ile akademik etki aynı şey değildir.

Bu sistemin asıl kaybedenleri ise kolay ölçülemeyen akademik faaliyetlerdir.

Genç bir araştırmacıya “Sonucun hipotezine uymuyorsa sonucu değiştirme, hipotezini değiştir” demeyi öğretmek hangi indekste taranıyor?

İyi hocalık, bilimsel etik, entelektüel cesaret ve toplumsal katkı nereye gitti?

Elbette yayın sayısı, atıf, dergi niteliği ve araştırma sürekliliği elbette önemlidir; aksi durumda değerlendirme kişisel ilişkilere ve keyfî kanaatlere teslim olabilir.

Fakat bir akademisyenin birkaç önemli çalışmasını gerçekten okumak, o çalışmalardaki katkısını görmek, öğrencilerine ne kattığını, araştırma etiğini, bilimsel cesaretini ve toplumun sorunlarına nasıl dokunduğunu değerlendirmek gerekir.

Varsayalım ki makale sayısı arttı, atıflar yükseldi, Q1 yayınlar çoğaldı ve üniversite sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıktı. Bu güzel bir sonuç.

Fakat aynı üniversite, daha az önemli soru sorabilir, öğrencilerine daha az dokunabilir ve toplumun gerçek sorunlarına daha az çözüm üretebilir hale geldiyse bunu nasıl açıklamak gerekir?

Nicelik artarken nitelik azalıyorsa ve bu da başarı olarak sunuluyorsa burada çok tehlikeli bir sorun var demektir.

Görünürlüğü öncelemek niteliği yok etmiştir. Nicelik ve nitelik bir arada ve aynı hızda gitmiyor demektir.

Yönetimler de zaten görünmeyene değil görünene öncelik verme ve yatırım yapma eğilimindedir.

Sığlık da böyle birşeydir zaten.

Sığlık da en azından uzun vadede prestij ve itibar kaybını getirir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.