Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

İslam kardeşliğinin hayattaki karşılığı

Kardeşlik; güven duyulan bir sözde, onuru koruyan bir yardımda ve zor zamanda sürdürülen dayanışmada görünür. İnancın hayata dokunduğu yer, başkasının canını, hakkını ve geleceğini korumak için üstlenilen sorumluluktur. Bir insanın kardeşliğimize ihtiyacı olduğunu söylemek kolaydır. İhtiyaç duyduğu anda yanında olmak ise zaman, emek ve bazen bedel ister. Kardeşlik, tam da bu noktada söz olmaktan çıkar ve bir ilişkiye dönüşür. Müslümanların birbirlerine karşı sorumluluğunu yalnızca büyük siyasi gelişmeler içinde aramamalıyız. Komşunun güvenliği, ihtiyaç sahibinin onuru, anlaşmazlık anında kullanılan dil ve yardımın sürekliliği de aynı sorumluluğun parçalarıdır. Günlük hayatta kurulamayan güvenin, devletler arasında kendiliğinden oluşmasını beklemek güçtür. Hz. Peygamber, müminlerin karşılıklı sevgisini ve merhametini bir bedene benzetir; bir organ rahatsızlandığında diğer organların da etkilenmesini anlatır (Buhârî, 6011). Bu benzetme, başkasının acısını yalnızca haber olarak izlemekle yetinmeyen bir bağlılığa işaret eder. Acıyı duymak, onu azaltmak için harekete geçme sorumluluğunu da beraberinde getirir. Fakat merhametimiz yalnızca bize yakın olanlara yöneldiğinde bu bağ zayıflar. Aynı mezhepten, aynı siyasi çevreden veya aynı ülkeden olmayan insanların acısını daha az önemli görmek, kardeşliği dar bir aidiyet hesabına dönüştürür. İhtiyaç sahibinin hangi gruba yakın olduğunu sormadan önce neye ihtiyacı olduğunu sormak gerekir. Bir başka hadiste müminlerin birbirini güçlendiren bir yapının parçalarına benzediği anlatılır (Buhârî, 481). Böyle bir yapıda dayanıklılık, herkesin yalnızca kendi duvarını sağlamlaştırmasına bağlı değildir. Ortak zeminin korunması da gerekir. Bir toplumun sürekli yoksul, eğitimsiz veya güvensiz kalması, komşuları için kalıcı bir kazanç sayılamaz. Bu anlayışın bugünkü karşılığı hastaneler, okullar, bilimsel iş birlikleri, afet hazırlığı ve güvenilir yardım mekanizmaları olabilir. Bir felaketin ardından yardım göndermek değerlidir. Felaket gelmeden insanların dayanıklılığını artırmak da aynı derecede ciddi bir sorumluluktur. Kardeşlik, krizden krize hatırlanan bir duygu olarak kalmamalıdır. Yardımın miktarı kadar nasıl verildiği de önemlidir. İhtiyaç sahibini aşağılayan, desteği siyasi itaate bağlayan veya karşılığında sürekli bağlılık isteyen bir yaklaşım, dayanışmanın ahlaki değerini aşındırır. Gıda, ilaç ve barınma desteği sunarken insanların onurunu korumak gerekir. Yardım alan kişi, yardım edenin üstünlüğünü kanıtlayacağı bir araç değildir. Mâide suresinin 2. ayeti, iyilikte yardımlaşmayı öğütlerken günah ve haksızlıkta yardımlaşmayı yasaklar. Bu sınır, dayanışmanın kör bir taraf tutmaya dönüşmesini engeller. Yakınımızın yanlışını örtmek, kendi çevremizin haksızlığını savunmak veya başkasının hakkını ortak çıkar uğruna çiğnemek, yardımlaşma adıyla meşrulaştırılamaz. Adalet, kardeşliğin dışında duran ayrı bir yük değildir. Kardeşliği güvenilir kılan unsurlardan biridir. Haksızlığa uğrayan kişi, hakkının korunması için güçlü bir çevreye mensup olmak zorunda kalıyorsa, orada güven eksilir. İnsanlar kendilerine söylenen güzel sözlerden çok, anlaşmazlık çıktığında kendilerine nasıl davranıldığına bakar. Hz. Peygamber, Müslümanı diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kişi olarak tanımlar (Buhârî, 10). Bu ölçü, bugün yüz yüze ilişkiler kadar dijital dünyaya da uzanır. Doğrulamadan yayılan bir suçlama, mezhep üzerinden yapılan hakaret veya bütün bir halkı hedef alan aşağılayıcı söz, insanlar arasındaki güveni yıkabilir. Bir haberi paylaşmadan önce doğruluğunu araştırmak bu nedenle yalnızca iyi bir iletişim alışkanlığı değildir. Hucurât suresinin 6. ayetindeki doğrulama çağrısının günlük hayattaki karşılıklarından biridir. Yanlış bilgiyle bir insana zarar vermemek, kardeşliği korumanın somut yollarındandır. Öfke, araştırmanın yerine geçmemelidir. Sorumluluk yalnızca yöneticilere ait değildir. Başka bir grubun acısına sevinen, kendi çevresinin yanlışını her şartta savunan veya kişisel menfaati için haksızlığa susan bireyler de güvensizliği büyütebilir. Buna karşılık yardım edenlerin, barış için çalışanların ve mağdurun hakkını savunanların emeği de görülmelidir. Onların varlığı, ilkelerin hayata geçirilebildiğini gösterir. Buhârî’deki 13 numaralı hadis, kişinin kendisi için istediğini kardeşi için de istemesini imanla ilişkilendirir. Kendimiz için güvenlik, eğitim, sağlık ve insanca bir hayat isterken başkasının aynı ihtiyaçlarını önemsiz sayamayız. Çocuklarımızın geleceği için duyduğumuz kaygının, başka çocukların geleceğine de bakışımızı değiştirmesi gerekir. Dayanışma, kameralar başka bir yere çevrildiğinde de sürmelidir. Bir okulun yeniden açılması, bir hastanın tedavisinin tamamlanması ve yerinden edilmiş bir ailenin güvenli bir hayat kurabilmesi uzun soluklu çaba ister. Geçici ilgiyle başlayan yardımın güvenilir desteğe dönüşmesi, iyi niyet kadar düzenli çalışma gerektirir. Bununla birlikte savaşın, işgalin ve yoksulluğun bütün sorumluluğunu dayanışma eksikliğine yükleyemeyiz. Saldırganların kararları, dış müdahaleler, silahlı örgütler ve kurumların zayıflığı da hesaba katılmalıdır. Zulmün sorumluluğu öncelikle onu işleyene aittir. Evini kaybeden bir çocuğa, yaşadığı felaketi hak ettiği söylenemez. Kardeşlik adına yapılacak eleştiri, mağduru suçlamak yerine acıyı büyüten tercihleri sorgulamalıdır. İmkânlar sınırlı olabilir; hiç kimse her sorunu tek başına çözemez. Fakat yapılabilecek yardımı sürekli ertelemek, önlenebilir zararı görmezden gelmek ve sorumluluğu başkasına bırakmak da sorgulanmalıdır. İslam kardeşliğinin hayattaki karşılığı, büyük sözlerden önce güvenilir davranışlarda görünür. Sözünü tutmak, hakkı gözetmek, yardım ederken incitmemek ve zor zamanda desteği sürdürmek bu davranışların başında gelir. Birinin bizim kardeşliğimize inanması için bunu kaç kez söylediğimizi bilmesi gerekmez. Bize güvenebileceğini, hakkının yanında duracağımızı ve ihtiyaç duyduğunda onu yalnız bırakmayacağımızı görmesi yeterlidir.
Ekleme Tarihi: 19 Ekim 2026 -Pazartesi

İslam kardeşliğinin hayattaki karşılığı

Kardeşlik; güven duyulan bir sözde, onuru koruyan bir yardımda ve zor zamanda sürdürülen dayanışmada görünür. İnancın hayata dokunduğu yer, başkasının canını, hakkını ve geleceğini korumak için üstlenilen sorumluluktur.

Bir insanın kardeşliğimize ihtiyacı olduğunu söylemek kolaydır. İhtiyaç duyduğu anda yanında olmak ise zaman, emek ve bazen bedel ister. Kardeşlik, tam da bu noktada söz olmaktan çıkar ve bir ilişkiye dönüşür.

Müslümanların birbirlerine karşı sorumluluğunu yalnızca büyük siyasi gelişmeler içinde aramamalıyız. Komşunun güvenliği, ihtiyaç sahibinin onuru, anlaşmazlık anında kullanılan dil ve yardımın sürekliliği de aynı sorumluluğun parçalarıdır.

Günlük hayatta kurulamayan güvenin, devletler arasında kendiliğinden oluşmasını beklemek güçtür.

Hz. Peygamber, müminlerin karşılıklı sevgisini ve merhametini bir bedene benzetir; bir organ rahatsızlandığında diğer organların da etkilenmesini anlatır (Buhârî, 6011). Bu benzetme, başkasının acısını yalnızca haber olarak izlemekle yetinmeyen bir bağlılığa işaret eder. Acıyı duymak, onu azaltmak için harekete geçme sorumluluğunu da beraberinde getirir.

Fakat merhametimiz yalnızca bize yakın olanlara yöneldiğinde bu bağ zayıflar. Aynı mezhepten, aynı siyasi çevreden veya aynı ülkeden olmayan insanların acısını daha az önemli görmek, kardeşliği dar bir aidiyet hesabına dönüştürür. İhtiyaç sahibinin hangi gruba yakın olduğunu sormadan önce neye ihtiyacı olduğunu sormak gerekir.

Bir başka hadiste müminlerin birbirini güçlendiren bir yapının parçalarına benzediği anlatılır (Buhârî, 481). Böyle bir yapıda dayanıklılık, herkesin yalnızca kendi duvarını sağlamlaştırmasına bağlı değildir. Ortak zeminin korunması da gerekir. Bir toplumun sürekli yoksul, eğitimsiz veya güvensiz kalması, komşuları için kalıcı bir kazanç sayılamaz.

Bu anlayışın bugünkü karşılığı hastaneler, okullar, bilimsel iş birlikleri, afet hazırlığı ve güvenilir yardım mekanizmaları olabilir. Bir felaketin ardından yardım göndermek değerlidir. Felaket gelmeden insanların dayanıklılığını artırmak da aynı derecede ciddi bir sorumluluktur. Kardeşlik, krizden krize hatırlanan bir duygu olarak kalmamalıdır.

Yardımın miktarı kadar nasıl verildiği de önemlidir. İhtiyaç sahibini aşağılayan, desteği siyasi itaate bağlayan veya karşılığında sürekli bağlılık isteyen bir yaklaşım, dayanışmanın ahlaki değerini aşındırır. Gıda, ilaç ve barınma desteği sunarken insanların onurunu korumak gerekir. Yardım alan kişi, yardım edenin üstünlüğünü kanıtlayacağı bir araç değildir.

Mâide suresinin 2. ayeti, iyilikte yardımlaşmayı öğütlerken günah ve haksızlıkta yardımlaşmayı yasaklar. Bu sınır, dayanışmanın kör bir taraf tutmaya dönüşmesini engeller. Yakınımızın yanlışını örtmek, kendi çevremizin haksızlığını savunmak veya başkasının hakkını ortak çıkar uğruna çiğnemek, yardımlaşma adıyla meşrulaştırılamaz.

Adalet, kardeşliğin dışında duran ayrı bir yük değildir. Kardeşliği güvenilir kılan unsurlardan biridir. Haksızlığa uğrayan kişi, hakkının korunması için güçlü bir çevreye mensup olmak zorunda kalıyorsa, orada güven eksilir. İnsanlar kendilerine söylenen güzel sözlerden çok, anlaşmazlık çıktığında kendilerine nasıl davranıldığına bakar.

Hz. Peygamber, Müslümanı diğer Müslümanların elinden ve dilinden zarar görmediği kişi olarak tanımlar (Buhârî, 10). Bu ölçü, bugün yüz yüze ilişkiler kadar dijital dünyaya da uzanır. Doğrulamadan yayılan bir suçlama, mezhep üzerinden yapılan hakaret veya bütün bir halkı hedef alan aşağılayıcı söz, insanlar arasındaki güveni yıkabilir.

Bir haberi paylaşmadan önce doğruluğunu araştırmak bu nedenle yalnızca iyi bir iletişim alışkanlığı değildir. Hucurât suresinin 6. ayetindeki doğrulama çağrısının günlük hayattaki karşılıklarından biridir.

Yanlış bilgiyle bir insana zarar vermemek, kardeşliği korumanın somut yollarındandır. Öfke, araştırmanın yerine geçmemelidir.

Sorumluluk yalnızca yöneticilere ait değildir. Başka bir grubun acısına sevinen, kendi çevresinin yanlışını her şartta savunan veya kişisel menfaati için haksızlığa susan bireyler de güvensizliği büyütebilir. Buna karşılık yardım edenlerin, barış için çalışanların ve mağdurun hakkını savunanların emeği de görülmelidir. Onların varlığı, ilkelerin hayata geçirilebildiğini gösterir.

Buhârî’deki 13 numaralı hadis, kişinin kendisi için istediğini kardeşi için de istemesini imanla ilişkilendirir. Kendimiz için güvenlik, eğitim, sağlık ve insanca bir hayat isterken başkasının aynı ihtiyaçlarını önemsiz sayamayız. Çocuklarımızın geleceği için duyduğumuz kaygının, başka çocukların geleceğine de bakışımızı değiştirmesi gerekir.

Dayanışma, kameralar başka bir yere çevrildiğinde de sürmelidir.

Bir okulun yeniden açılması, bir hastanın tedavisinin tamamlanması ve yerinden edilmiş bir ailenin güvenli bir hayat kurabilmesi uzun soluklu çaba ister. Geçici ilgiyle başlayan yardımın güvenilir desteğe dönüşmesi, iyi niyet kadar düzenli çalışma gerektirir.

Bununla birlikte savaşın, işgalin ve yoksulluğun bütün sorumluluğunu dayanışma eksikliğine yükleyemeyiz. Saldırganların kararları, dış müdahaleler, silahlı örgütler ve kurumların zayıflığı da hesaba katılmalıdır.

Zulmün sorumluluğu öncelikle onu işleyene aittir. Evini kaybeden bir çocuğa, yaşadığı felaketi hak ettiği söylenemez.

Kardeşlik adına yapılacak eleştiri, mağduru suçlamak yerine acıyı büyüten tercihleri sorgulamalıdır. İmkânlar sınırlı olabilir; hiç kimse her sorunu tek başına çözemez.

Fakat yapılabilecek yardımı sürekli ertelemek, önlenebilir zararı görmezden gelmek ve sorumluluğu başkasına bırakmak da sorgulanmalıdır.

İslam kardeşliğinin hayattaki karşılığı, büyük sözlerden önce güvenilir davranışlarda görünür.

Sözünü tutmak, hakkı gözetmek, yardım ederken incitmemek ve zor zamanda desteği sürdürmek bu davranışların başında gelir.

Birinin bizim kardeşliğimize inanması için bunu kaç kez söylediğimizi bilmesi gerekmez. Bize güvenebileceğini, hakkının yanında duracağımızı ve ihtiyaç duyduğunda onu yalnız bırakmayacağımızı görmesi yeterlidir.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.