Uzun süredir Mersin’in sahipsiz olduğunu söyledik, yazdık ve TOROS AKADEMİ Düşünce Kuruluşu bildirisi olarak yayınladık. Mersin’de etkili ve yetkili kurumların, STK’ların ve siyasilerin Mersine karşı duyarsızlıklarını, Mersine sahip çıkmadıklarını hep dile getirdik.
Nihayet Mersin’in sahipsiz olduğu tescillendi. 10 Ocak’ta Resmî Gazetede yayımlanan Cumhurbaşkanı Kararı ile Ceyhan ve Yumurtalık ilçelerinde bazı alanlar “Adana Ceyhan Kimya Endüstri Bölgesi” ilan edildi. Sahipsiz Mersin yine fırsatı kaçırdı.
Mersindeki protokol adamları, açılışların, törenlerin demirbaşları, resim çektirme ve poz verme sevdalısı gösteriş budalalarından Mersin’in bir beklentisi olmasın. Onların derdi protokolde yer kapmak ve kendini göstermek.
Mesela her etkinlikte sahneye çıkan ve kendisini görünür kılan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) nerede? Mersin gibi bir stratejik bir alanda, sanayi ve ticaretin, ithalat ve ihracatın uluslararası ağının merkezi olan Mersin’de Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) gene kifayetsiz ve etkisiz kaldı.
Mersin’de Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) ve diğer bazı protokol meraklılarının Mersin diye bir derdi yok. Uluslararası havalimanı, Mersin Limanı, Akkuyu Nükleer santralı gibi dev yatırımları değerlendirecek, Mersine değer katacak zihinsel ve ruhsal kapasitesi olan yapılar ve kurumlar yok Mersinde.
Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) gibi yapılar ve diğer STK’lar üyelerinden aidatlarını toplar, görünürlük ve PR peşinde koşarlar.
Çok ilginçtir ki Mersinde bu tür yapıları bir araya getirecek, ortak bir vizyon belirleyecek, ortak bir temsil gücü oluşturacak bir teşebbüs de yok. Böyle olunca Mersin’in sanayi, ticaret kapasitesi ve potansiyeli boşa gidiyor. Devletin sağladığı imkânlardan haberdar olacak ve bu imkânların veya yatırımların Mersine yönlendirmesini yapacak bir lobi falan da yok.
Lobi yoksa yatırım da yok. Bu tablo, yalnızca bir oda meselesi değil. Mersin’in genel lobi yetersizliğinin bir sonucu. Adana, yıllardır siyaset–bürokrasi–iş dünyası üçgeninde ortak hedefler etrafında birleşmeyi başardı. Sonuç: istihdam, yatırım, sanayi ve uluslararası cazibe.
Kısacası Mersin’de Mersin için çalışacak babayiğitlere ihtiyaç var. İşbirliği içinde çalışacak, belirlenen ortak vizyon için çaba harcayacak, Mersin için zaman ve enerji harcamaya hazır babayiğitlere ihtiyaç var. Ceyhan–Yumurtalık hattı; liman altyapısı, enerji erişimi, lojistik kabiliyeti ve yatırım potansiyeliyle yıllardır bilinen bir gerçekti. Kimya sanayisi gibi yüksek katma değerli, nitelikli istihdam yaratan ve ihracat açığını kapatabilecek bir sektör için bu hattın seçilmesi sürpriz değil.
Peki bu potansiyelin büyük bölümü neden Mersin üzerinden değil de Adana üzerinden hayata geçiriliyor?
Mersindeki siyasi teşkilatlanma için, partinin il veya ilçe başkanı olmak için Ankara’ya koşanlar söz konusu Mersin olunca kılını kıpırdatmıyor. Mersinde boşalan veya boşalacak olan bir makam için günlerce Ankara’da üs kurup çalışanlar var. Aynı kişiler Mersin için aynı çabayı ve cesareti gösteremiyorlar. Neden?
Kendi kariyer planlaması için Ankara’yı mesken tutanlar Mersin’in stratejik planlamalara dahil edilmesi için aynı çabayı gösterseler, Mersinin ihtiyaçlarını dile getirseler, Mersinin ses olsalar iyi olmaz mı?
Ceyhan-Yumurtalık hattı uzun zamandır biliniyor. Bu hattın hangi potansiyeller sahip olduğu da biliniyor. Kimya sanayisi yüksek katma değere sahip. İstihdam, ihracat gibi katma değerler sağlayabilecek bu potansiyelden liman, hava ulaşımı gibi gerekli tüm gerekli yapılara Adana kadar sahip Mersin’in dışarıda kalmasını nasıl açıklamak gerekir?
Neden Adana? Çünkü Adana’da ortak vizyon var, işbirliği var. Adana lobi nedir, lobicilik nasıl yapılır biliyor. Adana’nın başarısı alkışlanmalı; ancak Mersin’in sürekli “yanından geçen” bu büyük trenlere bakakalması artık sorgulanmalı.
Bütün bu yapıları temsil eden ve buna göre üyelerinden yüklü aidat alan Mersin Ticaret ve Sanayi Odası (MTSO) olayın önemini kavrayacak kapasiteye sahip değil. Üye sayısı, geliri, temsil alanının genişliğinin tersine vizyonun yetersizliği Mersin’e nelere maloldu!
İş somut icraata, güçlü lobiye ve merkezi karar alma mekanizmalarında etkili olmaya gelince ortada ciddi bir boşluk var.
Tekrar ifade edeyim. Mersinde liman var, havalimanı var, üniversite var, nükleer santral var, sanayi var, ticaret var, insan kaynağı var…
Un var fakat helva yapacak becerikli, cesur, fedakâr, iş bilen babayiğitler yok! Mevcut durumdan menün olanlar, konfor alanından çıkmak istemeyenler, koltuk sevdalıları ile Mersine katma değer katmak mümkün değildir.
Adana koşarken, mersin yerinde sayıyor. Türkiye’nin en büyük limanlarından birine sahip, serbest bölgesi olan, lojistikte doğal merkez niteliği taşıyan Mersin’in böylesi stratejik bir sanayi hamlesinde oyun kurucu değil, seyirci konumunda kalması Mersin adına üzücü bir durum.