Siyasette mental yorgunluk ya da güç zehirlenmesi olarak tanımlanan yozlaşma, tartışmalara konu olmaya devam ediyor. Partiler bu konuda ciddi bir özeleştiri getirmekten uzak duruyor. Özellikle iktidar partisi bu konuda iç ve dış eleştirilere maruz kalmaya başladı. Peki, Ak Parti’de bir değişim mümkün müdür ve nasıl bir değişiklik yaşanabilir?
Zor; Ama İmkânsız Değil
Yukarıdaki soruların cevaplarını yazmak zor olmasa gerek. Ak Parti'de bir değişim mümkün ki şuan gerçekleşiyor. Fakat bizim “değişim" olarak içerisinde bulunduğumuz beklenti bir zihniyet değişimidir. Aynı mantalite ve zihniyete sahip iki kişi arasında yapılan bir devir teslim töreni, bizim için “değişim" olarak tanımlanamaz.
Daha somut izah edeyim. Yiyici, paracı ve makam sevdalısı şahısların yerine benzerlerinin gelmesi, Ak Parti'ye bir getiri sağlamayacaktır. Sağlamamıştır.
Şuana kadar yaşananlar bu eksende gelişti. Bir teşkilat, görev süresi dolunca yerine gölge bir teşkilat seçtirmeyi başardı. Başarmakta.
Süreç içerisinde isimleri geçici bile kalıcı “iktidarlarını" inşa ettiler. Ak Parti bu nedenle mental yorgunluk yaşıyor. Bizim değişimden beklentimiz bu bozuk düzenin ortadan kalkmasıdır. Yoksa “Ahmet gitmiş, Ahmet'in ortağı gelmiş” bunun ne anlamı var ki?
Değişim yetkisi bazı şahıslara bırakılmamalı. Hatta teşkilata bu yetki verilmemeli. Bizzat reis, bu sürece müdahale etmeli.
Aksi durumda Ak Parti’yi, ilk seçimde Cumhur İttifakı bile kurtaramaz. Son yerel seçimden ders alınmalı.
Haydi Başlayalım!
Gelin, bu sefer yeni bir formül deneyelim. İstifası istenen il başkanları ve teşkilatları için yenilerini göreve tayin etmek yerine o teşkilatları boş bırakalım. Başkansız ve teşkilatsız kalan şehirler için endişe etmeyin. Boşaltılan il başkanlıklarına reisin posterlerini asalım. Yani “burada reisten başka teşkilat sorumlusu yok “ diyelim. Bu formülün uygulanacağı şehirlerde Ak Parti'nin oyları en az %10 artacaktır.
Entrikacıların, muhterislerin, ekabirlerin işgal ettiği o makamlar, Ak Parti seçmeninde hayal kırıklığı oluşturmaktan başka bir işe yaramıyor.
Hâlihazırda vatandaşın nazarında Ak Parti diye bir değer algısı yok. Bozuk para gibi harcadılar, partiyi.
Millet, partiye olan güvenini yitirdi. Ama Recep Tayyip Erdoğan'ın şahsına ve davasına gönül vermiş ve onun şahsına umut bağlamış koskoca bir millet var…
Teşkilatlar mı? Kuru kalabalık…
Seçimden seçime görüyoruz bu hakikati. Ancak, bizim gördüklerimiz için teşkilat mensupları üç maymunu oynuyor. Onlara göre herşey gayet iyi; ama suçlu olan millet! Ak Parti zaten seçimlerde kaybetmiyor mu? Bir de bu formülü deneyelim. Lütfen. Kötü mü olur?
Reis Dedi ki…
“Ak Parti'de siyaset yapmak demek, bu sorumluluğa talip olmak demektir. Kendi nefsinin peşine düşen sadece kendi ajandasına, kariyerine, hesabına odaklanan kişilerden dava adamı olmaz. Gurur abidesi olanlardan dava adamı olmaz”.
Dahası var. Reis açıkça teşkilata sızanlardan şikâyetçi oluyor: “yolsuzluğu, haksızlığı, çalıp çırpmayı hiç saymıyorum bile. Bu tür vasıflardaki insanların kapımızdan içeri girmesi dahi züldür.”
2019 yılına ait bir ifadeler bugün güncelliğini korumaktadır. Reis burada bir dava adamının niteliğini ve vasfını ortaya koyuyor. İdeal bir yönetimin ve yöneticinin sınırlarını çiziyor. Yani bu tarif Ak Parti için bir yol haritası olarak kabul ediliyor.
Tüm teşkilat için olduğu kadar Ak Parti'nin Mersin teşkilatı için de önemli mesajlar içeriyor. Helal süt emmiş olanları istisna tutuyorum.
Fakat Mersin teşkilatında yer bulan kifayetsiz, muhteris, kibir ehli, paragöz tipler reisin bu tarifesine uyuyor mu? Gayet uyuyor.