Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Diplomatik Maskenin Arkasındaki Ontolojik Çelişki

Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 36. NATO Zirvesi, görünen yüzüyle estetik bir uzlaşı, karşılıklı övgüler ve sembolik jestlerle bezeli bir diplomatik ritüelden ibaretti. Ancak bu parıltılı yüzey, bizi arkasında yatan ve tarihsel kökleri derinlerde olan "Batı zihniyeti" dediğimiz o katı hakikat üzerine düşünmekten alıkoymamalıdır. Zira bu zihniyet, bugün yeryüzünde yaşanan varoluşsal acıların ve küresel krizlerin gerisindeki asli mimar olarak varlığını sürdürmektedir.  Batı düşüncesinin dünyaya vazettiği insan hakları, demokrasi ve barış gibi evrensel iddialar, ne yazık ki kendi tarihsel cürümlerini örtbas etmek ve güç alanlarını genişletmek için araçsallaştırdıkları birer kavramsal kalkandan ibarettir. Bu kavramlar, askeri ve siyasi müdahaleleri meşrulaştıran pragmatik birer retoriğe dönüştürülmüştür. Özünde evrensel olduğunu iddia eden bu ahlaki duruş, işleyişe gelindiğinde yalnızca kendi öznesini koruyan ikiyüzlü bir seçicilik barındırır.  Söylem ve Eylem Zirvenin sıcak atmosferinin hemen ardından, 8 Temmuz günü Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karar bu kavramsal ikiyüzlülüğün somut bir tezahürü olarak karşımıza çıktı. "1974 müdahalesinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri" başlığı altında kabul edilen bu metinle, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Türk askeri varlığı gerçeğe aykırı ithamlarla hedef tahtasına oturtulmuştur. Bu durum, Batı’nın kendi çıkarları söz konusu olduğunda hakikati nasıl da kolayca bükebildiğinin en taze felsefi kanıtıdır.  Batı zihniyeti, kendi eliyle ürettiği şiddeti ve yıkımı dilsel manipülasyonlarla "kaçınılmaz ve insani hamleler" olarak sunmakta mahirdir; fakat tarihin nesnel hafızası bu iddiayı sürekli yalanlar:  İspanya 15. ve 17. Yüzyıllarda İspanya'da Müslüman Moriskolara uygulanan sistematik sürgün ve yok etme politikaları, bu zihniyetin tarihsel kökenlerindeki dışlayıcılığın ilk örneklerindendir.  Balkanlar ve Bosna 19. ve 20. yüzyılda Balkan coğrafyasında, yakın geçmişte ise Srebrenitsa’da Müslüman nüfusa yönelik uygulanan etnik temizlik, kolektif hafızanın en ağır yaralarındandır.  Kıbrıs (1963-1974) EOKA terör örgütünün Kıbrıslı Türklere yönelik gerçekleştirdiği katliamlar ve zorunlu göçler, jeopolitik çıkarlar uğruna görmezden gelinen trajedilerdir.  Günümüz Küresel Sessizliği Bugün Gazze ve Lübnan’da yaşanan kitlesel çocuk ve kadın ölümlerine karşı takınılan kayıtsızlık ile Doğu Türkistan’daki sessiz yok edişe karşı üretilen eylemsizlik, bu ahlaki erozyonun güncel zirvesidir. Bu tarihsel ve güncel trajedilerde kayıtlara geçen insan kayıplarının ve sürgünlerin, resmi verilerin en az iki katı olduğu gerçeği, yaşanan yıkımın boyutunu felsefi olarak da önümüze koymaktadır.  Batının Değişmeyen Zihin Seti Batı düşüncesi, kavramsal bir kurnazlıkla kendi eylemlerini her zaman "gerekli ve haklı" bir zemine oturturken; ötekileştirdiği aktörleri kolayca "şiddet ve zulüm" parantezine alabilmektedir. Dolayısıyla, Ankara'daki zirvede sergilenen o geçici ve güler yüzlü diplomatik nezakete bakarak bu köklü tarihsel zihin setinin değişeceğini ummak, eşyanın tabiatına aykırı bir saflık olacaktır. Batı zihniyeti, kendi varoluşsal reflekslerinden ve çıkara dayalı ahlak anlayışından asla vazgeçmez. 
Ekleme Tarihi: 12 Temmuz 2026 -Pazar

Diplomatik Maskenin Arkasındaki Ontolojik Çelişki

Ankara'da 7-8 Temmuz 2026 tarihlerinde gerçekleşen 36. NATO Zirvesi, görünen yüzüyle estetik bir uzlaşı, karşılıklı övgüler ve sembolik jestlerle bezeli bir diplomatik ritüelden ibaretti. Ancak bu parıltılı yüzey, bizi arkasında yatan ve tarihsel kökleri derinlerde olan "Batı zihniyeti" dediğimiz o katı hakikat üzerine düşünmekten alıkoymamalıdır.

Zira bu zihniyet, bugün yeryüzünde yaşanan varoluşsal acıların ve küresel krizlerin gerisindeki asli mimar olarak varlığını sürdürmektedir. 

Batı düşüncesinin dünyaya vazettiği insan hakları, demokrasi ve barış gibi evrensel iddialar, ne yazık ki kendi tarihsel cürümlerini örtbas etmek ve güç alanlarını genişletmek için araçsallaştırdıkları birer kavramsal kalkandan ibarettir.

Bu kavramlar, askeri ve siyasi müdahaleleri meşrulaştıran pragmatik birer retoriğe dönüştürülmüştür. Özünde evrensel olduğunu iddia eden bu ahlaki duruş, işleyişe gelindiğinde yalnızca kendi öznesini koruyan ikiyüzlü bir seçicilik barındırır. 

Söylem ve Eylem

Zirvenin sıcak atmosferinin hemen ardından, 8 Temmuz günü Avrupa Parlamentosu’nun aldığı karar bu kavramsal ikiyüzlülüğün somut bir tezahürü olarak karşımıza çıktı. "1974 müdahalesinin Kıbrıslı kadınlar ve kız çocukları üzerindeki etkileri" başlığı altında kabul edilen bu metinle, Kıbrıs Barış Harekâtı ve Türk askeri varlığı gerçeğe aykırı ithamlarla hedef tahtasına oturtulmuştur. Bu durum, Batı’nın kendi çıkarları söz konusu olduğunda hakikati nasıl da kolayca bükebildiğinin en taze felsefi kanıtıdır. 

Batı zihniyeti, kendi eliyle ürettiği şiddeti ve yıkımı dilsel manipülasyonlarla "kaçınılmaz ve insani hamleler" olarak sunmakta mahirdir; fakat tarihin nesnel hafızası bu iddiayı sürekli yalanlar: 

İspanya

15. ve 17. Yüzyıllarda İspanya'da Müslüman Moriskolara uygulanan sistematik sürgün ve yok etme politikaları, bu zihniyetin tarihsel kökenlerindeki dışlayıcılığın ilk örneklerindendir. 

Balkanlar ve Bosna

19. ve 20. yüzyılda Balkan coğrafyasında, yakın geçmişte ise Srebrenitsa’da Müslüman nüfusa yönelik uygulanan etnik temizlik, kolektif hafızanın en ağır yaralarındandır. 

Kıbrıs (1963-1974)

EOKA terör örgütünün Kıbrıslı Türklere yönelik gerçekleştirdiği katliamlar ve zorunlu göçler, jeopolitik çıkarlar uğruna görmezden gelinen trajedilerdir. 

Günümüz Küresel Sessizliği

Bugün Gazze ve Lübnan’da yaşanan kitlesel çocuk ve kadın ölümlerine karşı takınılan kayıtsızlık ile Doğu Türkistan’daki sessiz yok edişe karşı üretilen eylemsizlik, bu ahlaki erozyonun güncel zirvesidir.

Bu tarihsel ve güncel trajedilerde kayıtlara geçen insan kayıplarının ve sürgünlerin, resmi verilerin en az iki katı olduğu gerçeği, yaşanan yıkımın boyutunu felsefi olarak da önümüze koymaktadır. 

Batının Değişmeyen Zihin Seti

Batı düşüncesi, kavramsal bir kurnazlıkla kendi eylemlerini her zaman "gerekli ve haklı" bir zemine oturturken; ötekileştirdiği aktörleri kolayca "şiddet ve zulüm" parantezine alabilmektedir.

Dolayısıyla, Ankara'daki zirvede sergilenen o geçici ve güler yüzlü diplomatik nezakete bakarak bu köklü tarihsel zihin setinin değişeceğini ummak, eşyanın tabiatına aykırı bir saflık olacaktır.

Batı zihniyeti, kendi varoluşsal reflekslerinden ve çıkara dayalı ahlak anlayışından asla vazgeçmez. 

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.