Siyasete ve siyaset kurumuna güvenin yüksek olması genellikle demokratik sağlığın iyi olduğuna bir işareti olarak görülür. Güvensizlik yaygın ise demokratik sağlıksızlığın bir işareti olarak yorumlanır.
Bireylerin siyasete yönelik tutumları, bireylerin istikrarlı bir özelliği olabildiği gibi değişen koşullara ve bağlamlara göre derişiklik de gösterebilir. Özellikle bizim ülkemizde bireylerin siyasi tutumlarının nasıl oluştuğu konusu çok kapsamlı bir araştırmayı gerektirmektedir.
Geleneksel siyasi tutumları istikrarlı biçimde sürdüren bireylerin gün geçtikçe azaldığı, özellikle 2000’li yıllarda doğan yeni kuşağın geleneksel tutumdan daha çok pragmatik (faydacı) ve realist (gerçekçi) bir tutum benimsedikleri bir gerçektir.
Türk siyaset tarihi dikkate alındığında faydacı ve realist kuşağın doğup büyüdüğü zaman aralığında ülkemizde belirleyici olan Ak Parti hükümetleri olmuştur. Elbette küreselleşen bir dünyada ülkemizdeki siyasi gelişmeleri ve tutum değişikliklerini sadece iç faktörlere bağlamak yanlış olur. Ancak küreselleşme ile gelen dijital devrim kaçınılmaz olarak artık geleneksel düşünme biçimleri ve tutumlara halel getirmiştir. Buna bağlı olarak, değişen koşullara ve bağlamlara göre değişiklik gösterebilen siyasi tutum daha baskın olmaya başlamıştır.
Geleneksel, istikrarlı siyasi tutumun artık etkisini yitirmesinin nedenlerinin birisi olarak siyaset kurumuna duyulan güvensizlik gösterilmektedir. Tıpkı koşullara ve bağlamlara göre değişiklik gösteren siyasi tutumda olduğu gibi koşullara ve bağlamlara göre farklı davranan, farklı konuşan ve farklı icraatta bulunan siyasiler siyaset kurumuna ve siyasetçilere güveni de olumsuz yönde etkilemektedir.
Aslında bireylerin kendilerinin siyasi tutumları ile siyaset kurumundan veya siyasetçilerden bekledikleri tutum ve davranış ters işlemektedir. Bireyler istikrarlı, sözü doğru, tutarlı ve buna bağlı olarak güvenilir siyasetçi beklerken kendilerinin siyaset kurumuna yönelik tutumları koşullara ve bağlamlara göre değişiklik gösterebiliyor.
“Tavuk mu yumurtadan yoksa yumurta mı tavuktan” paradoksu siyaset kurumundan veya siyasetçilerden beklentiler ile bireylerin bizzat kendilerinin tutum belirleme süreçleri için de geçerli hale gelmiştir.
Ancak ekonominin en önemli ve istikrarlı bir sorun olduğu ülkemizde bireylerin siyasi tutumlarını bu değişkenlere göre belirlemeleri doğal bir sonuçtur. Söz konusu ekonomi olunca, tüm bireylerin tutumlarını ağırlıklı olarak ekonomik koşullara göre belirlemesi beklenir. Elbette ekonomi, merkez bir sorun olunca beraberinde istihdam, yoksulluk, sosyal krizler, bireylerde ve ailelerinde ruhsal ve ahlaki bozulmalar gibi çok sayıda olumsuzluklar da gelmektedir. Böyle bir durumda bireylerden geleneksel, istikrarlı siyasi tutum beklentisi yanlış olur.
Siyasi güvenin doğası ve daha geniş anlamda tutum oluşumu artık uzun süreli ve istikrarlı değil, kısa süreli ve dinamik bir süreçtir. Yeni kuşakların faydacı ve realist olması, siyasi tutumlarını bu yaklaşımlara göre belirlemeleri, içinde bulunduğumuz dijital çağın ve başta ekonomi olmak üzere küreselleşmenin bir gereğidir.
Yerel ve ulusal düzeyde Türk siyasetine güven durumunun araştırılması gerekir. Fakat, öncelikle küresel dünya gelişmeleri ve dijitalleşme süreci dikkate alınmadan belirlenecek siyasi stratejiler artık geçerli değildir.
Güvene ve istikrara dayalı olarak belirlenecek bir siyasal strateji, faydacı ve realist kuşakların siyasi tutumunda belirleyici olamaz. Dinamiklik, gençlik, mobilite, faydacılık ve küresel, ulusal ve yerel gerçekliklerin etkileşimi gibi çok sayıda değişkenler siyaset kurumuna ve siyasilere yönelik tutumu belirlemede etkili hale gelmiştir.
Günümüz toplumunda daimilik, istikrar ve geleneksel değerlerin önemi abartılmamalı. İçinde yaşadığımız bu çağda, bireylerin ve toplumların dünyası karmaşıktır ve geçmişin geleneksel değerleri elbette sınanmış, geçerlilikleri değerlendirilmiştir. Geçmişin geleneksel değerlerinin birçok aile ve kültürde sağlam kalmış olması, onların değerini göstermesine rağmen yeni kuşakların siyasal tutumlarını belirlemede artık çok etkili değildir.
Mersin bağlamında, geleneksel değerler yerine faydacı ve realist bakış açısına sahip siyasetçilerin daha görünür, tanınır ve popüler olması yeni değişkenlerin önemini göstermektedir.