Aristokraside dünyaya gelmek demek, hayata 1-0 önde başlamak demektir. Çok zengin, üst düzey yönetici veya köklü ve soylu bir ailede dünyaya gelmek, hayatın adeta başından verilmiş büyük bir piyango biletidir.
Bu düzen; hayatın asıl kazananlarının, yani sırtı erken yaşta sağlamlaşanların, sıradan insanları nasıl kira ödemek veya borç kapatmakla baş başa bıraktığını, kendilerinin ise sadece keyif sürdüğünü gözler önüne serer.
Zengin ve elit bir ailede doğmak, bir siyasi partiye veya kurumsal yapıya sonradan katılmak değil; tam aksine parti kurulmadan veya yapı henüz oluşmadan önce rezerve edilmiş en güzel masaya oturmaktır.
Sıradan bir insan hayata okul masrafları, sınav stresi ve gelecek kaygısıyla başlarken; elit bir ailenin çocuğu, sanki ileride yöneteceği bir şirketi teftiş ediyormuş gibi öz güvenle doğar. Jean-Jacques Rousseau'nun dediği gibi: "İnsanlar eşit doğar derler; ancak bazıları yumuşak yataklarda, diğerleri ise çamurlu tarlalarda doğar."
Bu durum, herkesin kendi emeğiyle bir yere geleceğini savunan "liyakat" yani meritokrasi sistemine adeta bir tokattır. Kimi insanlar tarlada sabah akşam amele olarak çalışma içinde iken, kimileri hiç çaba göstermeden o tarlanın tapusunu doğrudan dedesinden miras alır.
Zenginliğin mimarisinde paranın kendi kendine büyür. Zenginin çalışarak para kazanma derdi olmaz. Çalışma, çabalama onların gündeminde yoktur. Dar gelirli bir aile için para, günlük olarak yevmiye ile kazanılıp süre dolunca ev kirasına, bakkala, manava giden geçici bir misafirdir. Ancak zenginler için para; hiç bitmeyen, nesilden nesile aktarılan, kartopu misali gittikçe artan be biriken kalıcı ve garanti bir mülktür.
Zenginlerin, aristokrasinin, elitlerin kaçınılmaz olarak güvenlik ağı da vardır. Zenginlerin parası offshore (yurt dışı) hesaplar, özel avukatlar ve lüks sitelerle öyle bir korunur ki, bu insanların ekonomik olarak batması neredeyse imkânsızdır. Dolandırılan, kandırılan, borcundan dolayı cezalandırılan zengin duydunuz mu? Onlar kendi doğumları ve doğaları gereği korunaklıdır. Yerçekimi kanunu sanki onlar için askıya alınmıştır.
Çalışma, üretme zenginlerin lügatinde yoktur. Hiçbir şey yapmama onların sanatıdır. Normal bir çalışan sabah 6'daki çalar saatiyle uyanırken; üst tabaka insanları "portföy yönetimi" veya "sanat galerisi gezmek" gibi yorucu olmayan işlerle vakit geçirir. Günlerini müzayedelerde eser inceleyerek ya da lüks tatillerde geçirirler.
Zevk ve kültür alt katmanların alanına girmez. Zenginlerin ayrıcalıklı dili kültür ve güçtür. Sonradan zengin olmak ile kaynaktan zengin, soylu olmak aynı şey değildir. Gerçek zenginlik sadece para değil, aynı zamanda o "ait olma" ekosistemidir.
Elit kesim dili sıradan insanlardan farklı kullanır. Kelimeleri telaffuz ediş biçimleri veya ses tonları bile onların hangi sınıftan geldiğini ele verir.
Bu kişilerin en büyük avantajı, hiçbir şey için çaba harcamamış olmalarına rağmen, her ortama kusursuz bir şekilde uyum sağlamalarıdır. Çamaşır, bulaşık veya öğrenim kredisi derdi çekmedikleri için hep dinç ve rahattırlar.
Normal bir insan işe girmek veya resmi işlerini çözmek için aylarca beklerken; elit bir ailenin çocuğu, tanıdıkları sayesinde tek bir telefonla en üst düzey kapıları kolayca açtırabilir.
Aslında bu normal veya sıradan olmayan insanların içinde bulundukları konfor onların gizli lanetidir. Mücadele nedir bilmez onlar. Hayatta hiçbir zorlukla karşılaşmamak, insanı ruhsal olarak zayıflatır. Yağmurlu bir Cuma günü cebindeki son parayla içilen sıcak bir çayın verdiği o tatlı huzuru ya da büyük bir zorluğu tek başına aşmanın gururunu bu insanlar asla tadamazlar.
Altın kafesler içinde, dünyanın sıkıntılarından tamamen habersiz yaşasalar da, sıradan bir insanın yaşadığı o "gerçek hayat mücadelesinin" heyecanından mahrum kalırlar.
Öyle görünüyor ki hayat bir piyangodur. Soyluluk, çok zenginlik ya da üst tabaka bir aileye ait olmak; kuralları önceden yazılmış ve kasanın asla kaybetmediği bir masada sürekli kazanmak gibi bir şey.
Hayat büyük bir piyangodur; fakat bazı şanslı çocukların bileti, daha doğdukları anda ellerine tutuşturulur.
Şampanyalar patlarken ve gizli kasalardaki paralar katlanırken geriye tek bir gerçek kalır: Sıradan bir hayatı sürdürmek büyük bir çaba ister; elitler ise bu çabayı başkalarının yapması için parayı ve gücü kullanırlar.
Zira tarih boyunca zenginlik, gücün başlıca kaynağı olmuştur. Tarım toplumlarında toprak mülkiyeti gücün başlıca kaynağı iken, sanayi toplumlarında sermaye ve kaynaklar üzerindeki kontrol en önemli hale gelmiştir.
Hem fakirsin, hem de talebin ve beklentin büyük. Bu düzende olmaz öyle şey!