Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Hayatımızın Merkezindeki Yapay Din

Küresel sistemin tasarlayıp önümüze koyduğu yapay bir din var ve biz bu dine “başarı” diyoruz. Çağımızda para, güç veya statü kazanmak için bitmek bilmeyen, anlamsız ve acımasız bir rekabetin içinde sıkışıp kaldığımız yorucu yaşam tarzının kaynağı bu dindir. Çocukluğumuzdan beri “başarı” denilen bir dinin kurallarını yerine getirmek için çabalayıp duruyoruz. Bu dinin dayandığı temel yaklaşım insanları bir yarışa sokarak belirli hiyerarşileri tamamlamaları ve her basamakta başarıyı yakalamalarıdır. Sonu gelmeyen bir dizi sıralama ve derecelendirmeleri elde etmek bu dinin ritüelleridir. Bu din küresel düzeyde tasarlanan ve uygulamaya konulan insan yapımı bir dindir. Bizim dinimiz olan İslam’da çocuklar masumdur ve belirli bir yaşa gelene kadar onlara sorumluluk yüklenmez. Fakat insan yapımı olan bu yapay din erken çocukluk döneminden itibaren çocukların yarışa dahil edilmesini gerekli kılar. Küçücük çocuklar başta okuldaki dersler olmak üzere kendileri için belirlenen birçok düzeyi aşarak başarılı olmak zorunda hisseder kendisini. “Level” atlayarak oynanan bilgisayar oyunlarında olduğu gibi tamamlanan her küçük başarı düzeyi bir sonraki düzeyi de tamamlamayı gerekli kılar. Çocuklar veya bizler bu düzeyleri atlama ve en sondaki “havuca” ulaştığımız zaman başarmış sayılıyoruz. Elbette en son düzeyi de tamamlayacak ömrümüz kalırsa! Elbette bu dini tasarlayanlar hem duygularımızı hem de düşüncelerimizi etkileyerek kararlarımızda belirleyici oluyor. Bu nedenle bu sentetik din, büyük insan kitleleri tarafından uygulanan, hayata anlam verme yoludur. Merkezi ölçümler, sınavlar, dereceler, sıralamalar ve kurulan hiyerarşi ile kendi gücünü bize sürekli hissettirir. Hayatın her aşamasında ve her alanda, ulaşılması gereken bir hedef olarak sürekli yenilenir. Başarı dininin kendine has kuralları vardır. Bu din; bireyin kendini gerçekleştirmesi, kendini tanımlaması, kendini ifade etmesi, kendini yargılaması ve kendi kararlarını kendi vermesi gibi ilkeleri kabul etmez. İnsanın kendi iradesine bıraktığı hiçbir şey yoktur. Başarı peşinde koşarken çoğu zaman insan olduğumuzu ve doğamızı unutuyoruz. Başarı dininin kurallarına uymak için insanüstü bir gayret göstererek bize uygun görülen hiyerarşideki yerimizi almak istiyoruz. Yiyecek, içecek ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarımızdan bile vazgeçerek başarı dininin emrine giriyoruz. Zirveye ulaşmak, en üstün olmak için yaptığımız çalışmalar ve verdiğimiz ödünlerle hiyerarşideki yerimizi almaya çalışırken ömrümüz bitiyor. Bazılarımız bunu erkenden fark edip "boşa geçmiş" bir hayattan bahsederken, bazılarımız ise bunu bile fark edemeden hayatın kargaşası içinde kaybolup gidiyor. Aslında başarı peşinde koşanların çoğu bu yapay dinin bir oyun olduğunun farkında. Ancak üzücü ve tuhaf olan şey, çoğumuzun ömrünü bu dinin kurallarını yerine getirmek için harcamasıdır. Başarı dini hayatımıza ve içimize o kadar işlemiş ki, her anımızı bir şeyleri başarmak için harcıyoruz. Sürekli başarma kaygısı ile yaşıyoruz. Bu kaygı çok artınca da psikolojik destek almak zorunda kalıyoruz. İnsana sadece bir insan olduğunu unutturarak onu kendi kurallarına dahil eden bu bilinçli tasarlanmış yapay başarı dini, durup düşünmek için bile bize boş zaman bırakmamış. Helal, haram, merhamet ve adalet gibi kavramlar bu yapay dinde yer almaz. Tek seçenek başarmaktır; yani başkası tarafından belirlenen, sürekli yenilenen ve çoğaltılan hedeflere ulaşmaktır. Hayatı anlamaya, derinleşmeye ve sakinliğe odaklanmak kendimizi tanımamızı ve gerçekleştirmemizi sağlayacaktır. Hayatımızın merkezinde rekabet ve yarışma olduğu sürece yaşadığımızın bile farkına varamayacağız. Anlaşıldığı kadarıyla bu yapay "başarı dini" ölümü başarı olarak görmeyecek.
Ekleme Tarihi: 29 Haziran 2026 -Pazartesi

Hayatımızın Merkezindeki Yapay Din

Küresel sistemin tasarlayıp önümüze koyduğu yapay bir din var ve biz bu dine “başarı” diyoruz. Çağımızda para, güç veya statü kazanmak için bitmek bilmeyen, anlamsız ve acımasız bir rekabetin içinde sıkışıp kaldığımız yorucu yaşam tarzının kaynağı bu dindir.

Çocukluğumuzdan beri “başarı” denilen bir dinin kurallarını yerine getirmek için çabalayıp duruyoruz. Bu dinin dayandığı temel yaklaşım insanları bir yarışa sokarak belirli hiyerarşileri tamamlamaları ve her basamakta başarıyı yakalamalarıdır. Sonu gelmeyen bir dizi sıralama ve derecelendirmeleri elde etmek bu dinin ritüelleridir.

Bu din küresel düzeyde tasarlanan ve uygulamaya konulan insan yapımı bir dindir. Bizim dinimiz olan İslam’da çocuklar masumdur ve belirli bir yaşa gelene kadar onlara sorumluluk yüklenmez. Fakat insan yapımı olan bu yapay din erken çocukluk döneminden itibaren çocukların yarışa dahil edilmesini gerekli kılar. Küçücük çocuklar başta okuldaki dersler olmak üzere kendileri için belirlenen birçok düzeyi aşarak başarılı olmak zorunda hisseder kendisini.

“Level” atlayarak oynanan bilgisayar oyunlarında olduğu gibi tamamlanan her küçük başarı düzeyi bir sonraki düzeyi de tamamlamayı gerekli kılar. Çocuklar veya bizler bu düzeyleri atlama ve en sondaki “havuca” ulaştığımız zaman başarmış sayılıyoruz. Elbette en son düzeyi de tamamlayacak ömrümüz kalırsa!

Elbette bu dini tasarlayanlar hem duygularımızı hem de düşüncelerimizi etkileyerek kararlarımızda belirleyici oluyor. Bu nedenle bu sentetik din, büyük insan kitleleri tarafından uygulanan, hayata anlam verme yoludur.

Merkezi ölçümler, sınavlar, dereceler, sıralamalar ve kurulan hiyerarşi ile kendi gücünü bize sürekli hissettirir. Hayatın her aşamasında ve her alanda, ulaşılması gereken bir hedef olarak sürekli yenilenir.

Başarı dininin kendine has kuralları vardır. Bu din; bireyin kendini gerçekleştirmesi, kendini tanımlaması, kendini ifade etmesi, kendini yargılaması ve kendi kararlarını kendi vermesi gibi ilkeleri kabul etmez. İnsanın kendi iradesine bıraktığı hiçbir şey yoktur.

Başarı peşinde koşarken çoğu zaman insan olduğumuzu ve doğamızı unutuyoruz. Başarı dininin kurallarına uymak için insanüstü bir gayret göstererek bize uygun görülen hiyerarşideki yerimizi almak istiyoruz.

Yiyecek, içecek ve barınma gibi en temel ihtiyaçlarımızdan bile vazgeçerek başarı dininin emrine giriyoruz.

Zirveye ulaşmak, en üstün olmak için yaptığımız çalışmalar ve verdiğimiz ödünlerle hiyerarşideki yerimizi almaya çalışırken ömrümüz bitiyor.

Bazılarımız bunu erkenden fark edip "boşa geçmiş" bir hayattan bahsederken, bazılarımız ise bunu bile fark edemeden hayatın kargaşası içinde kaybolup gidiyor.

Aslında başarı peşinde koşanların çoğu bu yapay dinin bir oyun olduğunun farkında. Ancak üzücü ve tuhaf olan şey, çoğumuzun ömrünü bu dinin kurallarını yerine getirmek için harcamasıdır.

Başarı dini hayatımıza ve içimize o kadar işlemiş ki, her anımızı bir şeyleri başarmak için harcıyoruz. Sürekli başarma kaygısı ile yaşıyoruz. Bu kaygı çok artınca da psikolojik destek almak zorunda kalıyoruz.

İnsana sadece bir insan olduğunu unutturarak onu kendi kurallarına dahil eden bu bilinçli tasarlanmış yapay başarı dini, durup düşünmek için bile bize boş zaman bırakmamış.

Helal, haram, merhamet ve adalet gibi kavramlar bu yapay dinde yer almaz. Tek seçenek başarmaktır; yani başkası tarafından belirlenen, sürekli yenilenen ve çoğaltılan hedeflere ulaşmaktır.

Hayatı anlamaya, derinleşmeye ve sakinliğe odaklanmak kendimizi tanımamızı ve gerçekleştirmemizi sağlayacaktır. Hayatımızın merkezinde rekabet ve yarışma olduğu sürece yaşadığımızın bile farkına varamayacağız.

Anlaşıldığı kadarıyla bu yapay "başarı dini" ölümü başarı olarak görmeyecek.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.