“Vahap Seçer’in neden Cumhurbaşkanı adayı olmasını, neden genel başkan olmasını bu kadar istiyorsun?”
Son zamanlarda bana en çok sorulan sorulardan biri bu.
Önce şunu açıkça söyleyeyim: Evet, ben doğma büyüme Adıyaman Kahta’lıyım. Köklerim, memleketim orası. Fakat bugün hayatımı Mersin’de sürdürüyorum. Ekmeğimi Mersin’de kazanıyor, bu şehrin sokaklarında yaşıyor, bu şehrin insanlarıyla aynı havayı soluyorum.
Dolayısıyla benim için memleketçilik yalnızca doğduğun toprakla sınırlı değil.
Ben Mersin milliyetçisiyim.
Çünkü insan, ekmeğini kazandığı, geleceğini kurduğu, ailesini büyüttüğü şehre de gönül borcu hisseder.
Benim Vahap Seçer’i daha üst bir siyasi makamda görmek istememin temelinde de tam olarak bu var.
Bu, yalnızca bir şahıs meselesi değildir.
Bu, Mersin’in Ankara’da ne kadar güçlü olduğu meselesidir.
Mersin neden hak ettiği yerde değil?
Mersin; limanı, tarımı, sanayisi, turizmi, lojistiği, üniversiteleri, genç nüfusu ve Akdeniz’e açılan stratejik konumuyla Türkiye’nin en önemli kentlerinden biri.
Kent ekonomisinin temel başlıkları arasında tarım, sanayi, lojistik ve turizm bulunuyor. 2025’te yapılan Mersin Ekonomi Zirvesi’nde de kentin bu dört temel alanındaki sorunlar ve beklentiler masaya yatırıldı. (Mersin Belediyesi)
Peki bütün bunlara rağmen Mersin neden hâlâ çevresindeki bazı büyükşehirlerin gerisinde?
Benim cevabım net:
Mersin’in Ankara’da yeterince güçlü bir siyasi lobisi yok.
Bu şehir üretiyor ama karşılığını yeterince alamıyor.
Vergi veriyor, ihracat yapıyor, tarım üretiyor, limanıyla Türkiye ekonomisine katkı sağlıyor. Fakat Ankara’da Mersin’in hakkını masaya yumruğunu vurarak savunacak, “Bu yatırım Mersin’in hakkıdır” diyecek güçlü bir siyasi iradeye ihtiyaç var.
Çünkü siyaset sadece seçim kazanmak değildir.
Siyaset aynı zamanda şehrinin hakkını alabilme sanatıdır.
Metro meselesi aslında Mersin meselesidir
Mersin’in yıllardır konuştuğu metro bunun en somut örneklerinden biri.
Mersin’in ulaşım yükünü hafifletecek raylı sistem projeleri yıllardır gündemde. Metro projesinin yatırım programı, finansman ve onay süreçleri üzerinden yaşanan tartışmalar da bunun ne kadar zor ilerlediğini gösterdi. (Mersin Belediyesi)
Bugün artık mesele “Metro Vahap Seçer’in projesi mi?” meselesi olmaktan çıkmalıdır.
Metro Mersin’indir.
Başında hangi siyasi parti olursa olsun, Mersin’in ihtiyacı olan bir yatırımın siyasi çekişmelere kurban edilmemesi gerekir.
Aynı şey ulaşımın tamamı için geçerli.
Mersin büyüyor. Nüfusu artıyor. Tarsus’tan Anamur’a, Erdemli’den Silifke’ye kadar koca bir coğrafyadan söz ediyoruz.
Ama bu büyümeye uygun ulaşım altyapısını oluşturamazsak, limanımızı da sanayimizi de turizmimizi de istediğimiz seviyeye taşıyamayız.
Liman var, ama Mersin’in liman kenti potansiyeli ne kadar değerlendiriliyor?
Mersin Limanı, kentin ekonomik kimliğinin en önemli parçalarından biri.
Ancak liman kentinde yaşayan insanların limanın oluşturduğu ekonomik değerden daha fazla yararlanabilmesi, lojistik altyapının geliştirilmesi, ulaşımın rahatlatılması ve yeni yatırımların kente kazandırılması gerekiyor.
Mersin’in geleceği yalnızca belediye hizmetlerinden ibaret değil.
Mersin’in geleceği Ankara’da alınan kararlarla da şekilleniyor.
İşte benim anlatmaya çalıştığım tam olarak bu.
Çiftçi kazanamıyorsa Mersin de kazanamaz
Mersin aynı zamanda Türkiye’nin önemli tarım merkezlerinden biri.
Narenciyeden seracılığa, örtü altı üretimden meyveciliğe kadar binlerce insan geçimini topraktan sağlıyor.
Ama çiftçinin gübre, mazot, ilaç, işçilik, enerji ve pazarlama maliyetleri altında ezildiği bir ortamda “Mersin tarım kentidir” demek tek başına yetmez.
Üreticinin emeğinin karşılığını almasını sağlayacak ulusal tarım politikalarına ihtiyaç var.
2025’te yaşanan zirai don olayında Tarsus’tan Anamur’a kadar birçok bölgede üreticilerin zarar gördüğü ve çiftçilerin sigorta ve destek mekanizmaları konusunda sorunlar dile getirdiği görüldü. (Mersin Belediyesi)
Yani Mersin’in sorunları sadece asfalt, kaldırım, park değildir.
Mersin’in sorunu ekonomik bir meseledir.
Ben neden Vahap Seçer diyorum?
Çünkü bir belediye başkanının yalnızca kendi şehrinde başarılı olması bana yetmiyor.
Ben, Mersin’in sorunlarını Ankara’ya taşıyabilecek; farklı kesimlerle konuşabilecek; kentin ekonomik, sosyal ve kültürel potansiyelini Türkiye ölçeğinde anlatabilecek bir siyasi aktör istiyorum.
Vahap Seçer’in Mersin’de belediye başkanlığı döneminde ortaya koyduğu vizyonun yalnızca Mersin sınırları içerisinde kalmaması gerektiğini düşünüyorum.
Üstelik Seçer’in kendisi de yıllardır “Ankara’da güçlü siyaset” meselesine dikkat çekiyor. Mersin’in daha fazla yatırım ve hizmet alabilmesi için Ankara’da güçlü bir siyasi temsil gerektiğini açıkça ifade ediyor. (Mersin Belediyesi)
Benim düşüncem de tam burada başlıyor.
Ben Vahap Seçer’i sadece Vahap Seçer olduğu için istemiyorum.
Ben, Mersin’in sesinin daha güçlü çıkmasını istediğim için bunu istiyorum.
Eğer bir gün Türkiye siyasetinin en üst makamlarında söz sahibi olursa, bunun Mersin için de bir avantaj olabileceğine inanıyorum.
Mersin’in artık “bekleyen şehir” olmaması gerekiyor
Mersin’in havaalanı, ulaşımı, raylı sistemleri, limanı, tarımı, turizmi, sanayisi, imar sorunları, altyapısı ve çevre meseleleri yıllardır farklı dönemlerde gündeme geliyor.
Çukurova Havalimanı’nın açılmasıyla birlikte bölgesel ulaşım açısından yeni bir imkan oluştu. Şimdi mesele bu avantajın Mersin ekonomisine ve turizmine nasıl daha fazla katkı sağlayacağıdır.
Mersin’in turizm potansiyeli de hâlâ olması gereken seviyenin altında.
Antalya’nın turizmde yakaladığı ivmeyi neden Mersin yakalayamasın?
Adana, Gaziantep, Antalya, Konya gibi şehirler kendi meselelerini Ankara’da daha güçlü biçimde gündeme taşıyabiliyorsa Mersin neden taşımasın?
Mesele kıyas yapmak değil.
Mesele Mersin’in kendi potansiyelinin altında kalmasına artık razı olmamak.
Benim derdim parti değil, şehir
Birileri çıkıp “Sen Adıyamanlısın, neden Mersin için bu kadar konuşuyorsun?” diyebilir.
Ben de derim ki:
İnsan sadece doğduğu yerin değil, hayatını kurduğu yerin de evladıdır.
Ben Kahta’yı seviyorum.
Ama Mersin’de yaşıyorum.
Mersin’de çalışıyorum.
Mersin’de ekmeğimi kazanıyorum.
Bu şehrin yollarından geçiyorum, trafiğinde bekliyorum, esnafıyla konuşuyorum, çiftçisinin derdini duyuyorum, gençlerinin gelecek kaygısını görüyorum.
O yüzden benim Mersin’in daha iyi bir şehir olması için söz söylemeye hakkım olduğunu düşünüyorum.
Benim yaptığım şey kimseye düşmanlık etmek değil.
Ben Mersin menfaatçiliği yapıyorum.
Hem de sonuna kadar.
Mersin’in hangi parti tarafından yönetildiği ikinci meseledir.
Birinci mesele şudur:
Mersin hak ettiğini alıyor mu?
Benim cevabım bugün hâlâ “hayır” ise, konuşmaya devam edeceğim.
Vahap Seçer’in genel başkan veya Cumhurbaşkanı adayı olması konusundaki düşüncemin özeti de budur.
Ben bir kişinin makamını değil, Mersin’in sesinin makamını büyütmek istiyorum.
Çünkü Mersin’in Ankara’da daha güçlü olması demek;
daha fazla yatırım,
daha güçlü ulaşım,
daha modern bir kent,
daha güçlü tarım,
daha fazla turizm,
daha fazla istihdam
ve en önemlisi Mersinlinin kendi şehrine daha fazla güvenmesi demektir.
Benim meselem budur.
Ben Mersin milliyetçisiyim.
Ve Mersin’in hakkını kim savunacaksa, hangi siyasi görüşten olursa olsun, ben onun yanında dururum.
Çünkü şehirler siyasetten önce gelir.
Mersin, hepimizden büyüktür.