2026 yılının Ramazan ayında etrafımızda devam eden sıkıntılar, çatışmalar, savaşlar ve felaketler geleceğe yönelik sevinç ve mutluluk beklentilerini de alıp gidiyor.
Maalesef geçen yüzyılın ortalarından beri şahit olduğumuz Irak-İran savaşı, Afganistan’ın işgal edilmesi, 1948 yılından bu yana devam eden Filistin işgali ve bugünlerde zirveye ulaşan Gazze katliamı, Gazze’de imzalanan sözde barış anlaşmasına rağmen İsrail’in hala katliama devam ediyor olması, ABD ile birlikte İran’a saldırması, Lübnan’ı sürekli bombalaması...
Bu savaşlara, bu felaketlere maruz kalan ülkelerin ortak özellikleri İslam Ülkeleri olmaları. Bu ülkelerdeki temel sorunlar nelerdir? Bir zamanlar bilgi, düşünce ve medeniyetin bayraktarı olan bu Müslüman millete ne oldu da özellikle son iki asır boyunca zayıfladı, geriledi ve bu kadar pasif hale geldi?
Sorunlar teşhis edilmeden çözüm geliştirilmesi mümkün değildir. 21. yüzyıldaki insanının soruları ve ihtiyaçları, önceki nesillerinkinden birçok yönden çok farklıdır. Sorunlara çözüm bulunamaz ise, vatandaşlarının sürekli yenilenen sorunlarına ve sürekli değişen ihtiyaçlarına cevap veremeyen bir ülke yaşamaya devam edemez.
Sorgulamayan, soru sormayan insanların yaşadığı bir ülke, eninde sonunda yok olmaya mahkûmdur. Soru sorulmaz ise düşünme becerisi de kaybolur gider. Akıl ve düşünceye açık olmayan, düşünemeyen veya emanet akılla yaşayan insanların yaşadığı bir ülke, elbette özne değil nesne olmaya mahkûmdur. Nihayetinde başkalarına boyun eğmek, köle haline gelmek kaçınılmaz bir sonuç haline gelir.
Şunu artık kabul etmemiz gerekir ki çağımız, Batı kültürünün ve medeniyetinin egemenliğinin hüküm sürdüğü bir çağdır. Yüzeysel olan, uygulamada yeri olmayan, sorunlara çözüm üretemeyen bir dünya görüşünden sorun ve ihtiyaç merkezli bir yaklaşıma geçmek acil bir gereklilik olarak durmaktadır. Bunu yapabilmek için öncelikli olarak günümüzü doğru ve derinlemesine anlama gereği vardır.
Diğer toplumların ve ulusların kültürel ve ahlaki boyutlarını incelikli bir şekilde anlamak, onlarla diyalog kapısını açar ve karşılıklı etkileşim huzur ve güvenlik getirir. Zira barış ve güven içinde yaşamak, ancak başkalarının kültürünü, düşünce biçimini, kaygılarını, yaşam tarzlarını ve adetlerini taklit etmekle değil tam olarak anlamakla mümkün olabilir.
Günümüzü anlamak kadar önemli bir başka şey de geçmişimizi tanımaktır. Ancak geçmişimizi tanımak geriye dönmek ve geçmişe takılıp kalmak demek değildir. Geçmişimizi tanımak her şeyden önce kültürümüzün, kimliğimizin özünü yeniden keşfetmeyi sağlayacaktır. Ayrıca geçmişin rasyonel bir eleştirisini yapmak yeniden yapılanma ve geleceğe yönelik yeni bir bakış açısı oluşturmak için son derece önemlidir.
Bu yeni bakış açısı oluşturulmadan geleceğe yürümenin bir anlamı olmaz. İleriye yönelik bu bakış açısı, Batı medeniyetinin olumlu bilimsel, teknolojik ve sosyal kazanımlarını tümüyle reddetmek yerine onları kullanabileceğimiz ve yaralanabileceğimiz kapasiteye ulaşmamız şarttır.
İslam ülkelerinin temel bir başka sorunu da yönetimle ilgilidir. Müslüman bir toplumda hükümet, halkın efendisi değil, hizmetkârıdır ve halka karşı sorumludur. Tüm bireyler, hukuk ve düzen çerçevesinde haklara sahiptir. Bu hakları savunmak, tüm insanlar için, hükümetin temel görevleri arasında yer alır. Bu, inancı ve etnik kökeni ne olursa olsun insan haklarına saygı gereğidir.
İslam ülkeleri kendi özne dönmek, yeniden özne haline gelmek istiyorsa, Kur'an'da vurgulanan akıl yürütme, tefekkür, düşünme becerilerini eğitim süreçlerinin ayrılmaz bir parçası olarak benimsemelidir. Aksi takdirde geçmiş halkların ve toplulukların başına gelenlerden kendilerini kurtarmaları mümkün değildir.
İslam ülkelerinin sivilleşmesi, kendi aralarında dayanışma ve iş birliği sağlayacak yeni yapılar oluşturması, hem yöneticiler hem de vatandaşlar düzeyinde karşılıklı güvenin tesis edilmesi aciliyet arz etmektedir. Aksi takdirde birbirine güvenmeyen insanların yaşadığı birbirine güvenmeyen ülkelere İslam Ülkeleri demek yanlış olur. Bu durumu barış ve güven anlamına gelen İslam ile ters düşmektedir.
Böyle giderse üzülerek söylemek gerekir ki İslam ülkelerinin ensesinde boza pişirme işlemi devam edecektir.