Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Madde ve Mana

Madde ve mana ayrımı Antik Yunan felsefesine kadar gider. Ancak bu ayrım Antik Yunanla sınırlı kalmadı. Beden ve ruh olarak başka inanç ve düşünce biçimlerini de etkiledi. Mesela insan beden ve ruhtan ibarettir dediğimizde aslında dolaylı olarak insanı iki kategoriye ayırmış oluyoruz. Bazıları somut ve duyularla tespit edilen bir varlık olarak bedeni gerçek kabul ederken bazıları da bedenin kalıcı ve daimi olmadığını öne sürerek kalıcı olanın ruh olduğunu, ruhun ölmediğini öne sürmektedir. Temel ayrım burada başlarken maddi olan beden ile duylarla tespit edilemeyen fakat zihinlerde gerçek varlık kabul edilen ruha dayalı madde ve ruh veya maddecilik veya ruhçuluk kavramları türedi. Sonra sorula birbirini takip etti. Varlığın gerçeği beden midir yoksa ruh mudur? Sonra beden ile ruhun birbirini tamamlamasına “dualite” adı verilirken beden ile ruhun birbirinin alternatifi olduğu düşüncesi “dualizm” ile olarak adlandırıldı. Bütün ayrımcılık düalizm ile başladı zaten. “Herşey zıddı ile kaimdir” ilkesi eklendi ve ruh ile beden ikilisine iyi ile kötü, gece ile gündüz, siyak ile beyaz, aydınlık ile karanlık, ahlaklı ile ahlaksız, dindar ile dinsiz, dünya ile ahiret, dünya işleri ile ahiret işleri birbirinin alternatifi olarak görüldü. Her şeyin bu ikili ile etiketlenmesi ortada gri alan bırakmadı. Bir insan ya ahlaklı ya da ahlaksız olarak etiketlendi. Yelpaze, birbirinin tersi olan iki kavram ile oluşturulunca insanlar ve toplumlar bu iki temel kalıp ile değerlendirme yapar hale geldiler. Sonra tartışma felsefe alanından din alanına yayıldı. Dinin esasını teşkil eden iman ve inanç esasları maneviyat kavramı etrafında açıklandı. İnançlı ve imanlı birisi aynı zamanda manevi yönü güçlü, manevi değerlere önem veren ve varlığı maneviyat ile açıklayan birisi olarak görüldü. Böylece din kabaca maneviyatı temsil eden bir kurum olarak algılanmaya başladı. Dindar birisi maneviyat merkezli olarak algılanırken dindar olmayan birisi maddiyat merkezli olarak algılandı. Yani kurumsal olarak dindar olmak aynı zamanda maddiyattan uzak durmak anlamına gelirken maddiyat merkezli olmak dinden uzak olmak olarak algılandı. Sonra bu yaklaşım materyalizm ve spiritüalizm olarak adlandırıldı. Bizim gibi dindar toplumlar materyalizme karşı savaşa davet edildi. Dindarlık ile materyalizm karşı karşıya getirilince sert tartışmalar ve ayrımlar yapıldı. Sonra ne oldu? Dindar insanlar iktidar sahibi olmaya başladı ve olanlar oldu! Paradigmalar yer değiştirmeye başladı!
Ekleme Tarihi: 02 Şubat 2026 -Pazartesi

Madde ve Mana

Madde ve mana ayrımı Antik Yunan felsefesine kadar gider. Ancak bu ayrım Antik Yunanla sınırlı kalmadı. Beden ve ruh olarak başka inanç ve düşünce biçimlerini de etkiledi.

Mesela insan beden ve ruhtan ibarettir dediğimizde aslında dolaylı olarak insanı iki kategoriye ayırmış oluyoruz. Bazıları somut ve duyularla tespit edilen bir varlık olarak bedeni gerçek kabul ederken bazıları da bedenin kalıcı ve daimi olmadığını öne sürerek kalıcı olanın ruh olduğunu, ruhun ölmediğini öne sürmektedir.

Temel ayrım burada başlarken maddi olan beden ile duylarla tespit edilemeyen fakat zihinlerde gerçek varlık kabul edilen ruha dayalı madde ve ruh veya maddecilik veya ruhçuluk kavramları türedi.

Sonra sorula birbirini takip etti. Varlığın gerçeği beden midir yoksa ruh mudur?

Sonra beden ile ruhun birbirini tamamlamasına “dualite” adı verilirken beden ile ruhun birbirinin alternatifi olduğu düşüncesi “dualizm” ile olarak adlandırıldı.

Bütün ayrımcılık düalizm ile başladı zaten. “Herşey zıddı ile kaimdir” ilkesi eklendi ve ruh ile beden ikilisine iyi ile kötü, gece ile gündüz, siyak ile beyaz, aydınlık ile karanlık, ahlaklı ile ahlaksız, dindar ile dinsiz, dünya ile ahiret, dünya işleri ile ahiret işleri birbirinin alternatifi olarak görüldü.

Her şeyin bu ikili ile etiketlenmesi ortada gri alan bırakmadı. Bir insan ya ahlaklı ya da ahlaksız olarak etiketlendi. Yelpaze, birbirinin tersi olan iki kavram ile oluşturulunca insanlar ve toplumlar bu iki temel kalıp ile değerlendirme yapar hale geldiler.

Sonra tartışma felsefe alanından din alanına yayıldı. Dinin esasını teşkil eden iman ve inanç esasları maneviyat kavramı etrafında açıklandı.

İnançlı ve imanlı birisi aynı zamanda manevi yönü güçlü, manevi değerlere önem veren ve varlığı maneviyat ile açıklayan birisi olarak görüldü. Böylece din kabaca maneviyatı temsil eden bir kurum olarak algılanmaya başladı.

Dindar birisi maneviyat merkezli olarak algılanırken dindar olmayan birisi maddiyat merkezli olarak algılandı. Yani kurumsal olarak dindar olmak aynı zamanda maddiyattan uzak durmak anlamına gelirken maddiyat merkezli olmak dinden uzak olmak olarak algılandı.

Sonra bu yaklaşım materyalizm ve spiritüalizm olarak adlandırıldı. Bizim gibi dindar toplumlar materyalizme karşı savaşa davet edildi. Dindarlık ile materyalizm karşı karşıya getirilince sert tartışmalar ve ayrımlar yapıldı.

Sonra ne oldu? Dindar insanlar iktidar sahibi olmaya başladı ve olanlar oldu! Paradigmalar yer değiştirmeye başladı!

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.