Daha önceki bir yazımda “Bu iş pedagoji ile olmaz” demiştim. Bir ekleme daha yapıyorum. Bu iş pedagoji ile olmaz! Bu iş andragoji ile de olmaz! Pedagojinin hedef kitlesi çocuklar. Andragojinin konusu yetişkinler. Toplumu çocuk ve yetişkin gibi kesitlere ayırmak işe yanlış başlamak demektir. Toplum bütünlüğünü dikkate almamak demektir.
Eski zamanlarda “ağaç yaş iken eğilir” ilkesi gereği çocukların küçük yaşta eğilip bükülmesi, istenilen şekle getirilmesi için “eğitim şart” denilmekte idi. Tüm dikkatler çocuklar üzerine yoğunlaştırılınca çocukların eğitimi de pedagojik kurallara göre düzenlendi ve uygulandı. Çocuklar adeta toplumdan ayrı, muhakkak eğitilmesi gereken bir kitle olarak ele alındı. Çocukların da insan olduğu gözden kaçırıldı.
Oysa bizim çocuk dediklerimiz de bizim gibi “beşer” olarak dünyaya geldi. Eğitim denilen şey “beşer” aşamasından başlayarak devam eden bir insanlaşma sürecinin kendisidir. Bu durumda eğitim bir insanlaşma sürecidir. Bu süreci farklı bölümlere ayırmak veya insanlaşma sürecinin belli bir noktada tamamlanacağını düşünmek de yanlış olur.
Durum böyle olunca hepimiz insanlaşma sürecindeyiz. Bir başka ifade ile eğitim sürecimizin tamama ermesi söz konusu olamaz.
Eğitim, bir insanlaşma sürecidir. Bir başka ifade ile insani değerlerin, insanı insan yapan olmazsa olmaz denilen değerlerin edinildiği ve hayata yansıtıldığı bir süreçtir.
Nedir bu insani değerler?
Sevgi, saygı, güven, dürüstlük, adalet, düşünme, empati gibi değerler beşeri, insana dönüştüren değerlerdir. Bu değerler ne kadar içselleştirilirse ve kişiliğe ve hayata yansıtılırsa beşer o ölçüde insanlaşır. İşte gerçek anlamda eğitim dediğimiz şeyin özü budur.
Maalesef günümüzde ve mevcut durumda insanlarımıza bir bütün olarak bakılmadan, çocuk, ergen, yetişkin gibi kategorilere ayrılarak eğitim programları geliştiriliyor. Toplumu oluşturan bireyler farklı ölçütlere göre kategorize edilerek bir ayrıştırma ve kutuplaştırma süreci başlatılıyor. Elbette böyle bir ayrım ve kutuplaştırma toplumda da kendini gösterecektir.
Günümüzde yaygınlık gösteren yoksulluk, işsizlik, çocuk istismarı, suç ve şiddet sorunları, engellilik sorunları, uyuşturucu madde bağımlılığı, terör olayları, açlık, çevre ve sağlık sorunları gibi sorunlar toplumun bütününü ilgilendiren sorunlardır. Şanlıurfa ve Kahramanmaraş’ta okullarda meydana gelen zorbalık ve şiddet olaylarını sadece o okula veya bölgeye ait münferit olaylar olarak değerlendirmek sorunu bireyselliğe ve yerelliğe indirgemek anlamına gelir. Bu olaylar, aslında toplumun karşı karşıya kaldığı sorunlar karşısında içine düştüğü umutsuzluğun, çaresizliğin, beklentisizliğin okullarda patlaması olarak değerlendirilmelidir. Sorun bireysel veya yerel değil, toplumsaldır.
Toplumsal olarak yok olmakta olan sevgi, saygı, güven, umut, adalet gibi değerleri tekrar toplumda etkili hale getirmediğimiz sürece toplumsal patlamalar veya felaketler beklenen salgınlar olarak görülmelidir. Okullarımız, öğrencilerimiz, öğretmenlerimiz de toplumun bir parçasıdır. Onları toplumdan ayrı düşünerek sadece onlar üzerinde odaklanmak ve sorunlara çözüm aramak çok yanlış olacaktır.
Test odaklı eğitim sistemi, gençlerimizin zamanlarını ve enerjilerini yok eden, onları umutsuzluğa sevk eden, gelecekten beklentilerini zayıflatan sınavlara ve sınavlarda elde edilen puanlara göre "başarı" anlayışını benimseyen bir eğitim sistemi elbette özellikle gençler arasında patlamalara neden olacaktır. Başarı kriterlerini insani değerler üzerinden belirlemediğimiz sürece eğitim sistemimiz ve eğitim kurumlarımız felaketimiz olacaktır.
Bu kadar keskin ifadeler kullanmayı yanlış bulanlar olabilir. Fakat biz artık sınavlardan yüksek puan alan gençlerimizi “başarılı”, düşük puan alan gençlerimizi “başarısız” olarak etiketlediğimiz sürece gençlerden ve gelecek nesillerden beklentimiz umut verici olmayacaktır.
Başarı kriterlerini ivedilikle düşünme, dürüstlük, sevgi, saygı, adalet, merhamet gibi insani değerlere dönüştürmemiz gerekir. Bir başka ifade ile, toplum olarak bizim ihtiyacımız “önce insan” ilkesini benimsememiz ve uygulamalarımızı buna göre yapmamızdır.
İnsan olmaktan daha iyi başarı kriteri olamaz. İnsan olan, insani değerleri içselleştiren herkes başarılıdır. Sınavlardan alınan puanlar, bu puanları elde etmek için yapılan yarışmalar, oluşturulan rekabet mevcut insani değerleri de törpüler ve yok eder. İnsan olmak, evreni temsil etmek demektir. İnsanın kendisi, evrendir. Evreni anlamanın yolu insanı anlamaktan geçer.
Önce insan olalım. İnsanı anlayalım. İnsanın kendisi evrendir. İnsanca yaşayalım. O zaman evrenin bir parçası oluruz. İbni Haldun’un ifadesi ile "evreni anlamak insanı anlamaktır, insanı anlamak evreni anlamaktır”.
Bu iş pedagoji ile olmaz. Bu iş andragoji ile de olmaz. Bu iş, insan olmakla olur. Bu iş, insanı anlamakla olur.
Toplumsal sorunlarımız derinden ve artan biçimde ilerlediği sürece, eğitim sistemimizin hedefi “insan” yetiştirmek olmadığı sürece, gelecekten umudu olmayan, kalmayan gençlik ve yeni nesiller gittikçe daha da umutsuz ve çaresiz hissettiği sürece toplumsal felaketler beklenen sonuçlar olacaktır.
Gençliğimiz geleceğimizdir. Gençliğimizi sınavlara ve puanlara dayalı "başarı" kriteri ile heba etmeyelim!