Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
Köşe Yazarı
Prof. Dr. Mehmet ŞAHİN
 

Mücahit, Mücahit Bey oldu!

Mücahit eskiden hesabını akşamları yapardı. Küçük atölyenin kepengini indirir, ellerindeki makine yağını sabunla sökemeyince biraz daha ovalar, sonra çizgili defterini açardı. Kira, elektrik, malzeme, yevmiye… İşçi ücretlerinin altını iki kere çizerdi. “İnsanın evine götüreceği parayı bekletmeyeceksin,” derdi. Kendisi beklemişti. Bir cuma akşamı, patronunun odasından çıkmasını iki saat gözlemiş; eve dönerken bakkalın önünden geçmemek için yolunu uzatmıştı. O yıllarda takvim doksanları gösteriyordu. Mücahit’in bir ceketi, iki pantolonu, bir de büyük hayalleri vardı. Arkadaşlarıyla çay ocağında buluşur, adaletten konuşurdu. Çaylar veresiye yazılırdı ama kurulacak dünyanın kimseye borcu olmayacaktı. Bir gün kendisinin de geniş bir odası olsun isterdi doğrusu. İnsanların kapısını çalıp fikrini sorduğu, sözünün dinlendiği bir oda. Bunu pek söylemezdi. Söylediği, imkân sahibi olunca yapılacak iyiliklerdi. ***** İlk büyük siparişini aldığında üç gece uyumadı. İkinciyi aldığında bir makine daha aldı. Üçüncüde yan dükkânı tuttu. Sonra işler büyüdü. Atölye fabrika oldu. Mücahit, Mücahit Bey oldu. Çay ocağındaki arkadaşları önce sekreterine isim bırakmaya, ardından “Müsait olduğu bir zaman görüşürüz,” demeye başladılar. Yeni makam odasının duvarına hat levhası astırdı: “Mülk Allah’ındır.” Altına da yalnız kendisinin oturduğu geniş bir koltuk koydurdu. Namazlarını aksatmıyordu. Fabrikaya mescit yaptırmış, abdesthanenin sıcak suyuyla bizzat ilgilenmişti. Bir kış sabahı şoförünün ince ayakkabılarını görüp yenisini aldırdığı da olmuştu. İyilik yapınca hâlâ içi ısınıyordu. Fakat muhasebe toplantılarında başka türlü konuşmak gerekiyordu. “Piyasanın gerçeği var.” Bu cümleyi ilk söylediğinde biraz duraksadı. Sonraları rahat söyledi. Ücret zammını ertelerken de fazla mesaileri hesaplarken de aynı cümle işe yarıyordu. Bir süre sonra piyasa, fabrikada herkesin üstünde çalışan görünmez bir müdüre dönüştü. Kararları o veriyor, Mücahit Bey üzülerek uyguluyordu. ***** Eski mahallesinden taşındığı gün annesi pencerenin önünde uzun süre oturdu. “Burada komşu yok mu oğlum?” diye sordu. “Var anne. Herkesin kendi bahçesi var.” Bahçeler güzeldi. Duvarlar yüksekti. Güvenlik görevlisi, gelenin kimi aradığını ev sahibinden önce öğreniyordu. Mücahit Bey eski mahallesini unutmadı. Ramazanlarda koli gönderdi. Kolilerin üzerine şirketin adı büyük, içindekiler küçük harflerle yazıldı. Bir gün halkla ilişkiler sorumlusu, dağıtım sırasında birkaç fotoğraf çekilmesini önerdi. “İnsanları mahcup etmeyelim,” dedi Mücahit Bey. “Yüzleri görünmez efendim. Sizin yüzünüz yeterli.” Böylece kimseyi mahcup etmeden gazeteye çıktılar. Haberde “Gönüllere dokunan iş insanı” yazıyordu. Aynı sabah, fabrikada çaycı Hasan muhasebenin kapısında bekliyordu. Kızının okul taksiti vardı. Maaşlar on iki gün gecikmişti. Mücahit Bey haberi telefonundan eski arkadaşlarına gönderirken Hasan’ın mesajı geldi: “Abi, bugün bir şey çıkar mı?” Mesajı okudu. Toplantıdan sonra cevap verecekti. Akşama doğru hatırladığında saat geç olmuştu. ***** Yıllar içinde Mücahit Bey’in çevresinde konuşmalar da değişti. Eskiden biri haksızlık yaptığında “Bu doğru değil,” denirdi. Şimdi önce kimin yaptığı soruluyordu. “Bizim arkadaş mı?” Öyleyse mesele biraz daha dikkatli ele alınmalıydı. Bir yemek sırasında eski dostu Salih, taşeron işçilerin durumunu açtı. Masadakilerden biri çatalını bıraktı. “Bunları herkesin içinde konuşmayalım. Yanlış anlaşılır.” Masada sekiz kişi vardı. Sekizi de doğru anlıyordu. Salih sustu. Oğlunun işe girmesi için Mücahit’ten haber bekliyordu. Ardından gençlerin giyiminden söz edildi. Bu konuda herkes rahatça konuştu. Kimsenin ihalesi, ortaklığı, iş bekleyen çocuğu tehlikeye girmedi. ***** Mücahit Bey elli sekiz yaşında kendi adına bir cami yaptırmaya karar verdi. Aslında adının verilmesini istemediğini birkaç kez söyledi. Çevresindekiler ısrar ettiler. Mütevazı insanlar bazen çevrelerine söz geçiremiyordu. İnşaatı sık sık ziyaret etti. Mermerleri inceledi. Şadırvanın musluklarını denedi. Halılar serildiğinde ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi, birkaç adım yürüdü. “Biraz daha kalını yok muydu?” diye sordu. “Yaşlılar secdede rahat etsin.” Açılıştan üç gün önce muhasebe müdürü iki dosyayla geldi. Birinde caminin son ödemeleri vardı. Diğerinde çalışanların birikmiş ücretleri. “İkisini birden çıkaramıyoruz efendim.” Mücahit Bey gözlüğünü çıkardı. “Açılış duyuruldu mu?” “Duyuruldu.” “Protokol?” “Gelecek.” Bir süre dosyalara baktı. “Maaşlara haftaya bir çözüm buluruz.” Müdür çıkmak üzereyken arkasından seslendi: “Arkadaşlara güzelce anlatın. Kimsenin gönlü kalmasın.” ***** Açılış günü hava açıktı. Caminin avlusunda yeni taş kokusu vardı. Mikrofon birkaç kez öttü, sonra düzeldi. Konuşmalar yapıldı. Mücahit Bey’in gayretleri, hizmetleri, hayırseverliği anlatıldı. Alkışlar arasında kendisine bir plaket uzatıldı. Kalabalığın arkasında Hasan’ı gördü. Yanında kızı vardı. Boy atmıştı çocuk. Mücahit onu son gördüğünde ilkokula gidiyordu. Tören bitince Hasan yaklaştı. Mücahit Bey elini uzattı. “Allah kabul etsin abi,” dedi Hasan. “Âmin. Siz de hoş geldiniz.” Hasan kızına baktı, ardından sesini alçalttı. “Ben şu maaşı soracaktım. Pazartesi okulun son günüymüş ödeme için.” Mücahit Bey’in eli hâlâ Hasan’ın elindeydi. Fotoğrafçı yanlarına geldi. “Biraz yakın durabilir miyiz?” Hasan yana çekildi. Kızı da onunla birlikte çekildi. Fotoğraf çekildi. ***** O akşam Mücahit Bey çalışma odasında plaketine yer aradı. Raflar doluydu. Birkaç eski dosyayı kaldırırken atölyeden kalma çizgili defteri buldu. Sayfaların kenarları sararmıştı. Elektrik borcu, malzeme fiyatları, yarım kalmış toplamalar… Bir sayfada işçi ücretlerinin altı iki kere çizilmişti. Uzun süre baktı. Sonra telefonunu alıp muhasebe müdürünü aradı. “Hasan’ın ödemesini sabah halledin,” dedi. Telefonu kapattıktan sonra defteri yeniden açtı. Aynı sayfada altı kişinin daha adı vardı. Parmağını isimlerin üzerinde gezdirdi. Muhasebe müdürüyle konuşması bir dakikadan az sürmüştü. Telefon masanın üzerinde duruyordu. Mücahit defteri kapatmadı.
Ekleme Tarihi: 01 Kasım 2026 -Pazar

Mücahit, Mücahit Bey oldu!

Mücahit eskiden hesabını akşamları yapardı. Küçük atölyenin kepengini indirir, ellerindeki makine yağını sabunla sökemeyince biraz daha ovalar, sonra çizgili defterini açardı. Kira, elektrik, malzeme, yevmiye…

İşçi ücretlerinin altını iki kere çizerdi.

“İnsanın evine götüreceği parayı bekletmeyeceksin,” derdi. Kendisi beklemişti. Bir cuma akşamı, patronunun odasından çıkmasını iki saat gözlemiş; eve dönerken bakkalın önünden geçmemek için yolunu uzatmıştı.

O yıllarda takvim doksanları gösteriyordu. Mücahit’in bir ceketi, iki pantolonu, bir de büyük hayalleri vardı. Arkadaşlarıyla çay ocağında buluşur, adaletten konuşurdu. Çaylar veresiye yazılırdı ama kurulacak dünyanın kimseye borcu olmayacaktı.

Bir gün kendisinin de geniş bir odası olsun isterdi doğrusu. İnsanların kapısını çalıp fikrini sorduğu, sözünün dinlendiği bir oda. Bunu pek söylemezdi. Söylediği, imkân sahibi olunca yapılacak iyiliklerdi.

*****

İlk büyük siparişini aldığında üç gece uyumadı. İkinciyi aldığında bir makine daha aldı. Üçüncüde yan dükkânı tuttu.

Sonra işler büyüdü.

Atölye fabrika oldu. Mücahit, Mücahit Bey oldu. Çay ocağındaki arkadaşları önce sekreterine isim bırakmaya, ardından “Müsait olduğu bir zaman görüşürüz,” demeye başladılar.

Yeni makam odasının duvarına hat levhası astırdı: “Mülk Allah’ındır.”

Altına da yalnız kendisinin oturduğu geniş bir koltuk koydurdu.

Namazlarını aksatmıyordu. Fabrikaya mescit yaptırmış, abdesthanenin sıcak suyuyla bizzat ilgilenmişti. Bir kış sabahı şoförünün ince ayakkabılarını görüp yenisini aldırdığı da olmuştu. İyilik yapınca hâlâ içi ısınıyordu.

Fakat muhasebe toplantılarında başka türlü konuşmak gerekiyordu.

“Piyasanın gerçeği var.”

Bu cümleyi ilk söylediğinde biraz duraksadı. Sonraları rahat söyledi. Ücret zammını ertelerken de fazla mesaileri hesaplarken de aynı cümle işe yarıyordu.

Bir süre sonra piyasa, fabrikada herkesin üstünde çalışan görünmez bir müdüre dönüştü. Kararları o veriyor, Mücahit Bey üzülerek uyguluyordu.

*****

Eski mahallesinden taşındığı gün annesi pencerenin önünde uzun süre oturdu.

“Burada komşu yok mu oğlum?” diye sordu.

“Var anne. Herkesin kendi bahçesi var.”

Bahçeler güzeldi. Duvarlar yüksekti. Güvenlik görevlisi, gelenin kimi aradığını ev sahibinden önce öğreniyordu.

Mücahit Bey eski mahallesini unutmadı. Ramazanlarda koli gönderdi. Kolilerin üzerine şirketin adı büyük, içindekiler küçük harflerle yazıldı.

Bir gün halkla ilişkiler sorumlusu, dağıtım sırasında birkaç fotoğraf çekilmesini önerdi.

“İnsanları mahcup etmeyelim,” dedi Mücahit Bey.

“Yüzleri görünmez efendim. Sizin yüzünüz yeterli.”

Böylece kimseyi mahcup etmeden gazeteye çıktılar.

Haberde “Gönüllere dokunan iş insanı” yazıyordu.

Aynı sabah, fabrikada çaycı Hasan muhasebenin kapısında bekliyordu. Kızının okul taksiti vardı. Maaşlar on iki gün gecikmişti.

Mücahit Bey haberi telefonundan eski arkadaşlarına gönderirken Hasan’ın mesajı geldi: “Abi, bugün bir şey çıkar mı?”

Mesajı okudu. Toplantıdan sonra cevap verecekti.

Akşama doğru hatırladığında saat geç olmuştu.

*****

Yıllar içinde Mücahit Bey’in çevresinde konuşmalar da değişti.

Eskiden biri haksızlık yaptığında “Bu doğru değil,” denirdi. Şimdi önce kimin yaptığı soruluyordu.

“Bizim arkadaş mı?”

Öyleyse mesele biraz daha dikkatli ele alınmalıydı.

Bir yemek sırasında eski dostu Salih, taşeron işçilerin durumunu açtı. Masadakilerden biri çatalını bıraktı.

“Bunları herkesin içinde konuşmayalım. Yanlış anlaşılır.”

Masada sekiz kişi vardı. Sekizi de doğru anlıyordu.

Salih sustu. Oğlunun işe girmesi için Mücahit’ten haber bekliyordu.

Ardından gençlerin giyiminden söz edildi. Bu konuda herkes rahatça konuştu. Kimsenin ihalesi, ortaklığı, iş bekleyen çocuğu tehlikeye girmedi.

*****

Mücahit Bey elli sekiz yaşında kendi adına bir cami yaptırmaya karar verdi.

Aslında adının verilmesini istemediğini birkaç kez söyledi. Çevresindekiler ısrar ettiler. Mütevazı insanlar bazen çevrelerine söz geçiremiyordu.

İnşaatı sık sık ziyaret etti. Mermerleri inceledi. Şadırvanın musluklarını denedi. Halılar serildiğinde ayakkabılarını çıkarıp içeri girdi, birkaç adım yürüdü.

“Biraz daha kalını yok muydu?” diye sordu. “Yaşlılar secdede rahat etsin.”

Açılıştan üç gün önce muhasebe müdürü iki dosyayla geldi.

Birinde caminin son ödemeleri vardı. Diğerinde çalışanların birikmiş ücretleri.

“İkisini birden çıkaramıyoruz efendim.”

Mücahit Bey gözlüğünü çıkardı.

“Açılış duyuruldu mu?”

“Duyuruldu.”

“Protokol?”

“Gelecek.”

Bir süre dosyalara baktı.

“Maaşlara haftaya bir çözüm buluruz.”

Müdür çıkmak üzereyken arkasından seslendi: “Arkadaşlara güzelce anlatın. Kimsenin gönlü kalmasın.”

*****

Açılış günü hava açıktı. Caminin avlusunda yeni taş kokusu vardı. Mikrofon birkaç kez öttü, sonra düzeldi.

Konuşmalar yapıldı. Mücahit Bey’in gayretleri, hizmetleri, hayırseverliği anlatıldı. Alkışlar arasında kendisine bir plaket uzatıldı.

Kalabalığın arkasında Hasan’ı gördü.

Yanında kızı vardı. Boy atmıştı çocuk. Mücahit onu son gördüğünde ilkokula gidiyordu.

Tören bitince Hasan yaklaştı. Mücahit Bey elini uzattı.

“Allah kabul etsin abi,” dedi Hasan.

“Âmin. Siz de hoş geldiniz.”

Hasan kızına baktı, ardından sesini alçalttı.

“Ben şu maaşı soracaktım. Pazartesi okulun son günüymüş ödeme için.”

Mücahit Bey’in eli hâlâ Hasan’ın elindeydi. Fotoğrafçı yanlarına geldi.

“Biraz yakın durabilir miyiz?”

Hasan yana çekildi. Kızı da onunla birlikte çekildi.

Fotoğraf çekildi.

*****

O akşam Mücahit Bey çalışma odasında plaketine yer aradı. Raflar doluydu. Birkaç eski dosyayı kaldırırken atölyeden kalma çizgili defteri buldu.

Sayfaların kenarları sararmıştı. Elektrik borcu, malzeme fiyatları, yarım kalmış toplamalar…

Bir sayfada işçi ücretlerinin altı iki kere çizilmişti.

Uzun süre baktı.

Sonra telefonunu alıp muhasebe müdürünü aradı.

“Hasan’ın ödemesini sabah halledin,” dedi.

Telefonu kapattıktan sonra defteri yeniden açtı. Aynı sayfada altı kişinin daha adı vardı.

Parmağını isimlerin üzerinde gezdirdi. Muhasebe müdürüyle konuşması bir dakikadan az sürmüştü.

Telefon masanın üzerinde duruyordu.

Mücahit defteri kapatmadı.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.