Siyaseti bazen zooloji üzerinden okumak, siyaset bilimi kitaplarından daha eğlenceli olabilir. Çünkü tabiatta da iktidar vardır, mücadele vardır, birlikte yükselme vardır; hatta aynı yuvadan uçup yıllar sonra birbirinin kanadını gagalamaya başlayan kuşlar bile vardır. Bizim hikâyemizde üç kuş bulunuyor: Bir kartal ve iki kuzgun.
Kartal, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı; kuzgunlardan biri 11. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ü, diğeri eski TBMM Başkanı Bülent Arınç’ı temsil ediyor.
Elbette bu bir zooloji dersi değil; siyasi bir alegori.
Kartal, tarih boyunca gücün, hâkimiyetin, yüksekten bakabilmenin ve uzakları görebilmenin sembolüdür. Anadolu Selçuklularının çift başlı kartalından devlet armalarına kadar kartalın temsil ettiği temel fikir değişmez: iktidar ve kudret.
Kartal yüksekten uçar. Uzakları görür. Fırtınadan kaçmak yerine bazen onu yükselmek için kullanır. Dede Korkut'un dünyasında bile o, kayalara yuva yapan ve göklere yaklaşan kuştur.
Kuzgun ise bambaşka bir sembolik dünyanın kuşudur. Batı mitolojisinde kimi zaman ölümün ve kötü haberin, kimi zaman zekânın ve kehanetin; Türk halk kültüründe ise çoğu zaman uğursuz haberlerin simgesi olarak karşımıza çıkar.
Fakat kuzgunu küçümsememek gerekir. Son derece zekidir. Beklemeyi bilir. Gözlemler. Fırsatı kollar. Yani siyasete girse muhtemelen ilk işi meydan mitingi düzenlemek değil, doğru zamanı beklemek olurdu.
Kartalla kuzgun arasındaki ilişki hakkında çok sevilen bir hikâye anlatılır: Kuzgun kartalın sırtına konar, onu gagalar. Kartal ise dönüp kuzgunla kavga etmek yerine yükselir. İrtifa arttıkça kuzgun dayanamaz ve ayrılmak zorunda kalır. Bu anlatının biyolojik ayrıntılarını zoologlara bırakalım; çünkü bizim ilgilendiğimiz tarafı bilimsel değil, siyasi metaforudur.
Türkiye siyasetinin son çeyrek asrına bu pencereden bakıldığında ilginç bir manzara ortaya çıkıyor.
Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasi yolculuğunda Abdullah Gül ve Bülent Arınç sıradan yol arkadaşları değildi. Aynı siyasi hareketin kuruluşunda yer aldılar, aynı siyasi iklimde yükseldiler ve yıllarca aynı istikamette uçtular. Biri Cumhurbaşkanlığı makamına çıktı, diğeri TBMM Başkanlığı ve Başbakan Yardımcılığı yaptı. Bir anlamda kartal yükselirken kuzgunlar da onunla birlikte Türkiye siyasetinin yüksek irtifalarına ulaştılar.
Sonra yollar ayrıldı.
Uzun süre gökyüzü nispeten sessizdi. Abdullah Gül günlük siyasi tartışmaların merkezinden uzak durmayı tercih etti. Bülent Arınç ise zaman zaman konuştu fakat aktif siyasetin ön cephesinden çekildi. Kartal uçmaya devam etti; iki eski yol arkadaşı ise daha uzaktan seyretmeye başladı.
Fakat 2026 sonbaharında kuşların sesi yeniden duyulmaya başladı.
Abdullah Gül, Oxford'da araştırmacılarla bir araya geldi; küresel eğilimlerden Türkiye'nin dünyadaki rolüne, Orta Doğu'dan İran'a kadar uzanan başlıklarda değerlendirmelerde bulundu. Yıllardır iç siyasetin günlük polemiklerinden uzak duran eski Cumhurbaşkanının tam da dünya düzeninin yeniden tartışıldığı bir dönemde Türkiye'nin rolü üzerine konuşması doğal olarak dikkat çekti. Üstelik sosyal medya paylaşımında yorumların kapalı olması da ayrı bir siyasi mizah malzemesi sundu: Kuzgun konuşuyor ama aşağıdan gelen sesleri şimdilik dinlemek istemiyor!
Diğer kuzgun Bülent Arınç ise çok daha hareketli.
Arınç, Ağustos 2026'da AK Parti'nin geçmişi ve bugünü üzerine yaptığı değerlendirmelerde ehliyet, liyakat ve istişare vurgusu yaptı; Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'nin bazı yönlerinin düzeltilmesi gerektiğini söyledi. Bir taraftan “burası bizim yuvamız” diyerek AK Parti'den ayrılmayacağını ifade ederken diğer taraftan sistemin aksayan taraflarını açıkça eleştirdi.
İşte kuzgun metaforunun en eğlenceli tarafı burada başlıyor: Yuvadan ayrılmıyor ama yuvanın mimarisini eleştiriyor.
Arınç'ın son günlerdeki çıkışları bununla da sınırlı değil. Ahmet Davutoğlu'nun savcılığa giderek ifade vermesini övdü ve onun yanında olduklarını söyledi. Aynı konuşmada Melih Gökçek'in adliyeye giderken sergilediği tavrı eleştirdi. Böylece yıllardır siyasetin arka sıralarında oturan Arınç, bir düğün mikrofonunu adeta küçük çaplı bir siyasi grup toplantısına çevirmeyi başardı.
Demek ki siyasette mikrofonun küçüğü büyüğü olmuyor.
Daha ilginci, Arınç kısa süre önce Gelecek Partisi'ni kapatma kararı alan Davutoğlu'na hitaben, onun aslında AK Parti'den ayrılmaması gerektiğini söylemiş; Erbakan'dan sonra kendi siyasi çizgilerinde ikinci “hoca” olarak Davutoğlu'nun anıldığını ifade etmişti.
Bir yandan “gitmemeliydin”, öte yandan “yanındayız” diyor. Siyasetin kuş dili herhalde biraz böyledir: Hem yuvaya çağırırsınız hem uzaktan kanat çırpana selam gönderirsiniz.
Bütün bunların merkezinde ise kartal hâlâ uçuyor.
Buradaki asıl siyasi soru şudur: Kartal sırtındaki hareketliliğe dönüp bakmalı mı, yoksa yükselmeye devam mı etmeli?
Kartal-kuzgun hikâyesinin verdiği cevap bellidir: Kartal kuzgunla havada boğuşmaz.
Çünkü dönüp onunla mücadele etmeye başladığı anda kendi uçuş ritmini kaybeder. Kanatlarını daha güçlü çırpar ve yükselir.
Hikâyenin sembolik mesajı da zaten budur: Büyük güçlerin asıl cevabı, kendileriyle uğraşanlarla aynı seviyede mücadele etmek değil, kendi irtifalarını korumaktır.
Fakat siyasetin tabiatı kuşların tabiatından biraz farklıdır.
Çünkü siyaset hafızaya sahiptir.
Bugün eleştirenlerin dün hangi kararların yanında durduğu, bugün liyakat isteyenlerin geçmişte hangi sistemlerin kurulmasına katkı sunduğu, bugün istişare isteyenlerin iktidarın en güçlü dönemlerinde ne söylediği de doğal olarak sorulur.
Sessizlik bazen vakar olabilir; fakat uzun yıllar süren sessizlikten sonra gelen yüksek sesli eleştiriler ister istemez şu soruyu beraberinde getirir: Kuzgun neden tam şimdi ötmeye başladı?
Belki gerçekten gördüğü bir tehlikeyi haber veriyordur.
Belki eski yuvayı özlemiştir.
Belki “Biz de hâlâ buradayız” demek istiyordur.
Belki de siyaset denen şeyin en güçlü bağımlılıklarından biri mikrofon sesidir. İnsan yıllarca kürsüde konuşunca sessizlik başlangıçta huzur verir; fakat belli bir süre sonra önüne mikrofon konulduğunda eski refleksler geri döner.
Abdullah Gül'ün Oxford'dan Türkiye'nin dünyadaki rolünü tartışması, Bülent Arınç'ın Ankara ve İstanbul'dan sistem, liyakat, Davutoğlu, Gökçek ve siyasi gelişmeler üzerine peş peşe mesajlar vermesi bu nedenle yalnızca münferit açıklamalar olarak görülmemeli. Bunlar aynı siyasi yuvadan çıkmış fakat uzun zamandır farklı dallarda bekleyen aktörlerin yeniden kanat seslerinin duyulmasıdır.
Kartal açısından mesele ise değişmiyor: Dönüp her gagaya cevap mı verecek, yoksa uçmaya devam mı edecek?
Siyasi tecrübe muhtemelen ikinci yolu tavsiye eder.
Çünkü kartalın avantajı gagasının büyüklüğü değildir; irtifasıdır.
Ama hikâyenin kuzgunlara bakan tarafında da küçük bir ders vardır: Yıllarca kartalın sırtında yükselmişseniz, günün birinde onu gagalamaya başladığınızda aşağıdan bakanlar yalnızca gaganıza bakmaz.
“Bu kuş buraya nasıl çıktı?” diye de sorarlar.
Belki Türk siyasetinin bugünkü ironisi tam burada yatıyor.
Kartal uçuyor.
Kuzgunlar yeniden konuşuyor.
Gökyüzü geniş.
Kartal zaten hep yüksekte uçar. Ve kartal kuzgunla havada boğuşmaz.
Göklere yaklaştıkça kuzgunlar düşer sırtından.