Zeynel BOĞAN
Köşe Yazarı
Zeynel BOĞAN
 

Kurtlar Vadisi Ekranda mıydı, Selçuk Üniversitesinde mi?

Türkiye son günlerde Kurtlar Vadisi dizisini, dizinin senaryosuna hangi bilgilerin kimler tarafından taşındığını ve devletin mahrem bilgilerinin televizyon ekranına nasıl yansımış olabileceğini tartışıyor. Elbette devletin gizli bilgilerinin bir televizyon senaryosuna ulaştırıldığı yönündeki iddialar araştırılmaya değer. Ancak eski Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Ahmet Şükrü Kılıç, tartışmaya çok farklı bir yerden bakıyor ve dikkatleri ekrandaki Kurtlar Vadisinden gerçek hayattaki bir kurumsal ilişki ağına, Selçuk Üniversitesine çeviriyor. Ahmet Şükrü Kılıç kimdir? 1967 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesinde doğan Ahmet Şükrü Kılıç, 2002 yılında Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Gazetecilikten tiyatroya, yayıncılıktan kamu bürokrasisine uzanan farklı alanlarda görev yaptı. 1989-1990 yıllarında Doğanhisar ve Konya’da Dönüşüm isimli gazeteyi yayımladı; 1993’te İsra Tiyatro Topluluğu’nu kurarak senaristlik ve yönetmenlik yaptı. Konya Büyükşehir Belediyesi ve Konya Ticaret Odasında basın ve iletişim alanında görev aldı; milletvekili danışmanlığı yaptı. 2004 yılından itibaren Ebabil Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini üstlendi. 2004-2015 yılları arasında ise Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak çalıştı. Kılıç’ın tartışmaya dikkat çekici müdahalesi, X hesabından yaptığı “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” başlıklı paylaşım oldu. Üstelik Kılıç’ın kendisinin de Selçuk Üniversitesi mezunu olması, eleştirisini dışarıdan yapılan sıradan bir üniversite eleştirisinden ayırıyor. Kılıç’ın ortaya koyduğu temel soru şu: Türkiye, bir televizyon dizisine devlet içerisinden kimlerin bilgi taşıdığını araştırırken, geçmişte devletin kritik askerî ve yargısal kadrolarıyla Selçuk Üniversitesi arasında oluştuğu ileri sürülen yoğun ilişki ağını yeterince araştırdı mı? Kılıç’ın dikkat çektiği Selçuk Üniversitesi tablosu Kılıç’ın aktardığı ve Selçuk Üniversitesinde hazırlandığı belirtilen 17 Mayıs 2017 tarihli komisyon raporuna dayandırılan rakamlar dikkat çekici. Buna göre yaklaşık 5 bin asker üniversitede tezsiz yüksek lisans yaptı; bunların yaklaşık 4 bin 300’ü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesindeki programlardan diploma aldı. Rapora atfedilen verilere göre bu kişilerden 590’ı daha sonra TSK’dan ihraç edildi. Yine aynı rapora göre yüksek lisans veya doktorasını tamamlayan 2 bin 198 kamu görevlisi ihraç edilirken, ihraç edilen 904 kişinin lisansüstü eğitimi devam ediyordu. Bu rakamların dayandırıldığı komisyon raporunun birincil metni kamuya açık kaynaklarda ayrıca doğrulanmaya ihtiyaç duyuyor. Kılıç’ın vurgusu yalnızca sayılara değil, isimlerin bulunduğu görevlere dayanıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin kritik isimlerinden Semih Terzi ile İlhan Talu ve Hakan Evrim’in Selçuk Üniversitesinde İnsan Kaynakları Yönetimi alanında tezsiz yüksek lisans yaptığı belirtiliyor. Kılıç ayrıca farklı askerî rütbelerde görev yapan çok sayıda ismin aynı üniversitenin lisans veya lisansüstü programlarından geçtiğine dikkat çekiyor. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Aynı üniversitede eğitim görmek tek başına kişiler arasında örgütsel veya hukuki bir bağlantının kanıtı değildir. Her ismin yargı süreci, hakkındaki karar ve hukuki statüsü ayrı ayrı değerlendirilmelidir. Ancak Kılıç’ın ortaya attığı soru tam da burada başlıyor: Aynı üniversitenin belirli programlarının askerî personel tarafından bu ölçüde yoğun biçimde tercih edilmesi yalnızca eğitim talebiyle mi açıklanmalıdır, yoksa dönemin kurumsal ilişkileri ayrıca incelenmeli midir? Bu, kişiler üzerinden peşinen hüküm vermekten çok, üniversite ile kamu bürokrasisi arasındaki kurumsal ilişkinin nasıl oluştuğunu araştırmayı gerektiren bir sorudur. Askeriyeden yargıya uzanan hat Kılıç’ın dikkat çektiği ikinci alan yargıdır. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlarından Vedat Dalda ve Seyfettin Mermerci’nin Ergenekon, OdaTV, Poyrazköy, KCK ve futbolda şike gibi kamuoyunun yakından izlediği soruşturma ve davalarda görev aldığı belirtiliyor. Böylece Kılıç’ın çizdiği tabloda Selçuk Üniversitesi yalnızca bazı askerlerin lisansüstü eğitim aldığı bir kurum olmaktan çıkıyor; askerî bürokrasiden yargıya uzanan daha geniş bir tartışmanın merkezine yerleşiyor. Bu tablonun dikkat çekici örneklerinden biri de Mesut Orta. Orta’nın Selçuk Üniversitesi Kamu Hukuku alanında doktora eğitimi aldığı ve Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı yaptığı kamuya açık kaynaklarla doğrulanabiliyor. TBMM kayıtlarında da Orta, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı sıfatıyla UYAP hakkında sunum yapan isim olarak yer alıyor. Daha sonra Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Orta hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi; Orta ise yargılama sırasında suçlamaları reddetti. Bu ayrıntı Kılıç’ın kurduğu anlatıda özellikle önem taşıyor. Çünkü UYAP, sıradan bir kamu bilgi sistemi değil; mahkemelerden savcılıklara kadar yargı süreçlerinin elektronik altyapısını oluşturan kritik bir sistem. Mesut Orta da 2012 yılında Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı sıfatıyla UYAP’ın dava ve soruşturma bilgilerini kapsayan yapısını kamuoyuna anlatıyordu. “Asıl Kurtlar Vadisi” benzetmesi ne anlatıyor? Ahmet Şükrü Kılıç’ın “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” ifadesini dikkat çekici kılan nokta burada ortaya çıkıyor. Kılıç, bir televizyon dizisinin senaryosundaki devlet-mafya-istihbarat ilişkileriyle tarihsel gerçeklik arasında doğrudan bir özdeşlik kurmaktan çok, kamuoyunun dikkatindeki çelişkiye işaret ediyor: Televizyon dizisine hangi bilginin kim tarafından aktarıldığını merak ediyoruz; fakat devletin askerî, idarî ve yargısal mekanizmalarında görev yapan çok sayıda kişinin aynı akademik merkez ve programlarda buluşmasının nasıl gerçekleştiğini aynı yoğunlukta sorguluyor muyuz? Bu nedenle mesele Kurtlar Vadisi dizisinin kendisinden daha geniştir. Kılıç’ın paylaşımının gündeme taşıdığı asıl konu, Selçuk Üniversitesinin belirli dönemlerde kamu bürokrasisi, askerî personel ve yargı mensupları açısından nasıl bir akademik merkez hâline geldiği sorusudur. Bu ilişkinin olağan akademik hareketlilikten mi kaynaklandığı, belirli kurumlar arasındaki protokollerin sonucu mu olduğu, yoksa ayrıca incelenmesi gereken başka mekanizmalar içerip içermediği ancak belgeler, üniversite kayıtları, komisyon raporları ve kesinleşmiş yargı kararları üzerinden ortaya konabilir. Sonuçta Kurtlar Vadisi bir televizyon dizisiydi; senaryosu vardı, oyuncuları vardı ve bölüm bittiğinde jenerik akıyordu. Ahmet Şükrü Kılıç’ın işaret ettiği Selçuk Üniversitesi tartışmasında ise cevap bekleyen soru daha gerçek ve daha kurumsal: Aynı üniversitenin koridorlarında yolları kesişen bu kadar asker, yargı mensubu ve kamu görevlisinin oluşturduğu tablo nasıl ortaya çıktı? Belki de Kılıç’ın “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” sözüyle tartışmaya açmak istediği mesele tam olarak budur: Ekrandaki senaryoyu çözmeye çalışırken, yakın tarihin gerçek kurumsal ağlarını gözden kaçırmamak.
Ekleme Tarihi: 17 Eylül 2026 -Perşembe

Kurtlar Vadisi Ekranda mıydı, Selçuk Üniversitesinde mi?

Türkiye son günlerde Kurtlar Vadisi dizisini, dizinin senaryosuna hangi bilgilerin kimler tarafından taşındığını ve devletin mahrem bilgilerinin televizyon ekranına nasıl yansımış olabileceğini tartışıyor. Elbette devletin gizli bilgilerinin bir televizyon senaryosuna ulaştırıldığı yönündeki iddialar araştırılmaya değer. Ancak eski Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri Ahmet Şükrü Kılıç, tartışmaya çok farklı bir yerden bakıyor ve dikkatleri ekrandaki Kurtlar Vadisinden gerçek hayattaki bir kurumsal ilişki ağına, Selçuk Üniversitesine çeviriyor.

Ahmet Şükrü Kılıç kimdir?

1967 yılında Konya’nın Doğanhisar ilçesinde doğan Ahmet Şükrü Kılıç, 2002 yılında Selçuk Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Fars Dili ve Edebiyatı Bölümünden mezun oldu. Gazetecilikten tiyatroya, yayıncılıktan kamu bürokrasisine uzanan farklı alanlarda görev yaptı. 1989-1990 yıllarında Doğanhisar ve Konya’da Dönüşüm isimli gazeteyi yayımladı; 1993’te İsra Tiyatro Topluluğu’nu kurarak senaristlik ve yönetmenlik yaptı. Konya Büyükşehir Belediyesi ve Konya Ticaret Odasında basın ve iletişim alanında görev aldı; milletvekili danışmanlığı yaptı. 2004 yılından itibaren Ebabil Yayınları’nın genel yayın yönetmenliğini üstlendi. 2004-2015 yılları arasında ise Başbakanlık Basın ve Halkla İlişkiler Müşaviri olarak çalıştı.

Kılıç’ın tartışmaya dikkat çekici müdahalesi, X hesabından yaptığı “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” başlıklı paylaşım oldu. Üstelik Kılıç’ın kendisinin de Selçuk Üniversitesi mezunu olması, eleştirisini dışarıdan yapılan sıradan bir üniversite eleştirisinden ayırıyor. Kılıç’ın ortaya koyduğu temel soru şu: Türkiye, bir televizyon dizisine devlet içerisinden kimlerin bilgi taşıdığını araştırırken, geçmişte devletin kritik askerî ve yargısal kadrolarıyla Selçuk Üniversitesi arasında oluştuğu ileri sürülen yoğun ilişki ağını yeterince araştırdı mı?

Kılıç’ın dikkat çektiği Selçuk Üniversitesi tablosu

Kılıç’ın aktardığı ve Selçuk Üniversitesinde hazırlandığı belirtilen 17 Mayıs 2017 tarihli komisyon raporuna dayandırılan rakamlar dikkat çekici. Buna göre yaklaşık 5 bin asker üniversitede tezsiz yüksek lisans yaptı; bunların yaklaşık 4 bin 300’ü İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesindeki programlardan diploma aldı. Rapora atfedilen verilere göre bu kişilerden 590’ı daha sonra TSK’dan ihraç edildi. Yine aynı rapora göre yüksek lisans veya doktorasını tamamlayan 2 bin 198 kamu görevlisi ihraç edilirken, ihraç edilen 904 kişinin lisansüstü eğitimi devam ediyordu. Bu rakamların dayandırıldığı komisyon raporunun birincil metni kamuya açık kaynaklarda ayrıca doğrulanmaya ihtiyaç duyuyor.

Kılıç’ın vurgusu yalnızca sayılara değil, isimlerin bulunduğu görevlere dayanıyor. 15 Temmuz darbe girişiminin kritik isimlerinden Semih Terzi ile İlhan Talu ve Hakan Evrim’in Selçuk Üniversitesinde İnsan Kaynakları Yönetimi alanında tezsiz yüksek lisans yaptığı belirtiliyor. Kılıç ayrıca farklı askerî rütbelerde görev yapan çok sayıda ismin aynı üniversitenin lisans veya lisansüstü programlarından geçtiğine dikkat çekiyor. Burada önemli bir ayrım yapmak gerekiyor: Aynı üniversitede eğitim görmek tek başına kişiler arasında örgütsel veya hukuki bir bağlantının kanıtı değildir. Her ismin yargı süreci, hakkındaki karar ve hukuki statüsü ayrı ayrı değerlendirilmelidir.

Ancak Kılıç’ın ortaya attığı soru tam da burada başlıyor: Aynı üniversitenin belirli programlarının askerî personel tarafından bu ölçüde yoğun biçimde tercih edilmesi yalnızca eğitim talebiyle mi açıklanmalıdır, yoksa dönemin kurumsal ilişkileri ayrıca incelenmeli midir? Bu, kişiler üzerinden peşinen hüküm vermekten çok, üniversite ile kamu bürokrasisi arasındaki kurumsal ilişkinin nasıl oluştuğunu araştırmayı gerektiren bir sorudur.

Askeriyeden yargıya uzanan hat

Kılıç’ın dikkat çektiği ikinci alan yargıdır. Selçuk Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunlarından Vedat Dalda ve Seyfettin Mermerci’nin Ergenekon, OdaTV, Poyrazköy, KCK ve futbolda şike gibi kamuoyunun yakından izlediği soruşturma ve davalarda görev aldığı belirtiliyor. Böylece Kılıç’ın çizdiği tabloda Selçuk Üniversitesi yalnızca bazı askerlerin lisansüstü eğitim aldığı bir kurum olmaktan çıkıyor; askerî bürokrasiden yargıya uzanan daha geniş bir tartışmanın merkezine yerleşiyor.

Bu tablonun dikkat çekici örneklerinden biri de Mesut Orta. Orta’nın Selçuk Üniversitesi Kamu Hukuku alanında doktora eğitimi aldığı ve Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanlığı yaptığı kamuya açık kaynaklarla doğrulanabiliyor. TBMM kayıtlarında da Orta, Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı sıfatıyla UYAP hakkında sunum yapan isim olarak yer alıyor. Daha sonra Gaziantep 9. Ağır Ceza Mahkemesi, Orta hakkında “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7 yıl 6 ay hapis cezası verdi; Orta ise yargılama sırasında suçlamaları reddetti.

Bu ayrıntı Kılıç’ın kurduğu anlatıda özellikle önem taşıyor. Çünkü UYAP, sıradan bir kamu bilgi sistemi değil; mahkemelerden savcılıklara kadar yargı süreçlerinin elektronik altyapısını oluşturan kritik bir sistem. Mesut Orta da 2012 yılında Adalet Bakanlığı Bilgi İşlem Dairesi Başkanı sıfatıyla UYAP’ın dava ve soruşturma bilgilerini kapsayan yapısını kamuoyuna anlatıyordu.

“Asıl Kurtlar Vadisi” benzetmesi ne anlatıyor?

Ahmet Şükrü Kılıç’ın “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” ifadesini dikkat çekici kılan nokta burada ortaya çıkıyor. Kılıç, bir televizyon dizisinin senaryosundaki devlet-mafya-istihbarat ilişkileriyle tarihsel gerçeklik arasında doğrudan bir özdeşlik kurmaktan çok, kamuoyunun dikkatindeki çelişkiye işaret ediyor:

Televizyon dizisine hangi bilginin kim tarafından aktarıldığını merak ediyoruz; fakat devletin askerî, idarî ve yargısal mekanizmalarında görev yapan çok sayıda kişinin aynı akademik merkez ve programlarda buluşmasının nasıl gerçekleştiğini aynı yoğunlukta sorguluyor muyuz?

Bu nedenle mesele Kurtlar Vadisi dizisinin kendisinden daha geniştir. Kılıç’ın paylaşımının gündeme taşıdığı asıl konu, Selçuk Üniversitesinin belirli dönemlerde kamu bürokrasisi, askerî personel ve yargı mensupları açısından nasıl bir akademik merkez hâline geldiği sorusudur. Bu ilişkinin olağan akademik hareketlilikten mi kaynaklandığı, belirli kurumlar arasındaki protokollerin sonucu mu olduğu, yoksa ayrıca incelenmesi gereken başka mekanizmalar içerip içermediği ancak belgeler, üniversite kayıtları, komisyon raporları ve kesinleşmiş yargı kararları üzerinden ortaya konabilir.

Sonuçta Kurtlar Vadisi bir televizyon dizisiydi; senaryosu vardı, oyuncuları vardı ve bölüm bittiğinde jenerik akıyordu.

Ahmet Şükrü Kılıç’ın işaret ettiği Selçuk Üniversitesi tartışmasında ise cevap bekleyen soru daha gerçek ve daha kurumsal: Aynı üniversitenin koridorlarında yolları kesişen bu kadar asker, yargı mensubu ve kamu görevlisinin oluşturduğu tablo nasıl ortaya çıktı?

Belki de Kılıç’ın “Kurtlar Vadisi asıl Selçuk Üniversitesinde” sözüyle tartışmaya açmak istediği mesele tam olarak budur: Ekrandaki senaryoyu çözmeye çalışırken, yakın tarihin gerçek kurumsal ağlarını gözden kaçırmamak.

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.