Zeynel BOĞAN
Köşe Yazarı
Zeynel BOĞAN
 

E-Devlet var, Muhtar neden hâlâ var?

Vatandaşın yaygın sorusu bu. "Neredeyse tüm resmi işlemlerimizi e-devlet üzerinden yapıyoruz. Mademki e-devlet var, muhtar neden hâlâ var?"  Türkiye dijitalleşiyor. Vergiyi internetten ödüyoruz, tapumuzu telefondan görüyoruz, ikametgâhı e-Devlet'ten alıyoruz, adli sicil kaydımızı saniyeler içinde indiriyoruz. Devlet vatandaşın neredeyse bütün bilgilerine bir tuşla ulaşabiliyor. Ama mahallenin ortasında bir kurumumuz var ki dijital çağın bütün saldırılarına kahramanca direniyor: Muhtarlık! Türkiye'de yaklaşık 50 bin muhtar görev yapıyor. Devlet de muhtarlığı küçültmek bir yana hizmet binaları yapmaya, sistemi desteklemeye devam ediyor. İçişleri Bakanlığının programlarında muhtarların “çağın gereklerine uygun hizmet verebilmesi” için yeni hizmet binaları yapılması dahi yer alıyor. İnsan ister istemez soruyor: Çağın gereği yeni muhtarlık binası yapmak mı, yoksa çağ değiştiği için muhtarlığın ne işe yaradığını yeniden düşünmek mi? İşin bir de ekonomi tarafı var. Muhtar ödeneğinin net asgari ücretin altında kalmamasına ilişkin sistem nedeniyle on binlerce muhtara her ay kamu kaynağından ödeme yapılıyor. Bu noktada mesele muhtarın aldığı parayı çok görmek değil; vatandaşın ödediği her kuruşun karşılığını sorgulamaktır. Hele emekli pazarda fileyi yarım dolduruyor, çalışan ay sonunu getirmeye uğraşıyor, genç iş bulamıyorken devletin de şu soruya cevap vermesi gerekir: Muhtarlık bugün hangi vazgeçilmez kamu hizmetini üretiyor? “Muhtarların parasını emekliye verelim, emekli kurtulsun” demek de doğru değil. SGK'nın 2025 sonu verilerinde sosyal güvenlik kapsamında aylık alanların sayısı 17 milyonu aşmış durumda. Dolayısıyla muhtarlık giderlerini dağıttığınızda emekli başına büyük bir refah artışı çıkmıyor. Fakat mesele zaten birkaç on lira değildir. Mesele, devletin tasarrufa vatandaştan mı yoksa artık işlevi tartışmalı kurumlardan mı başlayacağıdır. Daha tuhafı şu: Muhtarlık artık yalnızca “mahallede herkesi tanıyan amca” işi değildir. Sosyal yardımı bilmek, kamu kurumlarıyla elektronik iletişim kurmak, kişisel veriyi korumak, afet anında koordinasyona katılmak, göçmeni, yaşlıyı, engelliyi ve yardıma ihtiyacı olan vatandaşı doğru kuruma yönlendirmek gerekiyor. Fakat teknoloji değişiyor, kamu yönetimi değişiyor, mahalle değişiyor; biz bazen kurumu değiştirmek yerine muhtarın önüne bir bilgisayar koyup “Dijital dönüşüm tamamdır” diyebiliyoruz. Bilgisayar açılmayınca da mahalleden bir genç çağrılır; böylece Türkiye'nin yerel dijital dönüşümü başarıyla tamamlanmış olur! Oysa 21. yüzyıl muhtarlığı devam edecekse muhtar için dijital okuryazarlık, e-Devlet, kişisel verilerin korunması, siber güvenlik, afet yönetimi, sosyal hizmetler ve temel kamu mevzuatı gibi alanlarda ciddi eğitim ve yeterlilik standartları tartışılmalıdır. Siyasetin muhtarı sevmesinin de anlaşılır bir tarafı var. Elli bin civarında muhtar demek, Türkiye'nin neredeyse her mahallesine ve köyüne uzanan muazzam bir yerel temas ağı demektir. Muhtar vatandaşla konuşur, belediye başkanıyla görüşür, kaymakama gider, milletvekilini karşılar, bakan toplantısına katılır. Dolayısıyla muhtarlık yalnızca idari değil, aynı zamanda siyaset ile mahalle arasında önemli bir temas noktasıdır. Bunun kendisi yanlış değildir; yerel temsil demokrasinin bir parçasıdır. Fakat tam da bu nedenle soru daha önemlidir: Muhtarlık vatandaşın kamu hizmetine erişimini sağlayan işlevsel bir kurum olarak mı korunuyor, yoksa tarihsel alışkanlığı ve siyasal-toplumsal ağı nedeniyle mi dokunulmazlaşıyor? Devlet küçülme ve tasarruftan söz ederken bu sorunun sorulması gayet meşrudur. Belki de çözüm muhtarları bir sabah topluca işsiz bırakmak değildir. Muhtarlığı dönüştürmektir. Özellikle büyükşehirlerde küçük mahallelerdeki muhtarlıklar nüfus ve hizmet ihtiyacına göre birleştirilip profesyonel Mahalle Hizmet Merkezlerine dönüştürülebilir. Belediye, kaymakamlık ve merkezi idare sistemleri aynı dijital platformda buluşabilir. Köylerde ve dijital erişimin zayıf olduğu bölgelerde yerel temsil korunabilir; şehirlerde ise muhtar, mühür basan ve belge yönlendiren kişi olmaktan çıkarılıp sosyal hizmet, afet koordinasyonu ve dijital kamu hizmetlerine erişimde gerçek bir yerel temsilci hâline getirilebilir. Kısacası mesele “Muhtar iyi midir, kötü müdür?” meselesi değildir. Mesele çok daha basit: Yapay zekâyı devlet yönetimine sokmaya çalıştığımız 2026 Türkiye'sinde, 19. yüzyıldan kalan bir kurumu hâlâ aynı mantıkla yaşatıyorsak teknolojiye değil, önce kamu yönetimi anlayışımıza güncelleme gelmesi gerekiyor. Mademki e-devlet var, muhtar neden hâlâ var?
Ekleme Tarihi: 26 Eylül 2026 -Cumartesi

E-Devlet var, Muhtar neden hâlâ var?

Vatandaşın yaygın sorusu bu. "Neredeyse tüm resmi işlemlerimizi e-devlet üzerinden yapıyoruz. Mademki e-devlet var, muhtar neden hâlâ var?" 

Türkiye dijitalleşiyor. Vergiyi internetten ödüyoruz, tapumuzu telefondan görüyoruz, ikametgâhı e-Devlet'ten alıyoruz, adli sicil kaydımızı saniyeler içinde indiriyoruz.

Devlet vatandaşın neredeyse bütün bilgilerine bir tuşla ulaşabiliyor.

Ama mahallenin ortasında bir kurumumuz var ki dijital çağın bütün saldırılarına kahramanca direniyor: Muhtarlık!

Türkiye'de yaklaşık 50 bin muhtar görev yapıyor. Devlet de muhtarlığı küçültmek bir yana hizmet binaları yapmaya, sistemi desteklemeye devam ediyor. İçişleri Bakanlığının programlarında muhtarların “çağın gereklerine uygun hizmet verebilmesi” için yeni hizmet binaları yapılması dahi yer alıyor.

İnsan ister istemez soruyor: Çağın gereği yeni muhtarlık binası yapmak mı, yoksa çağ değiştiği için muhtarlığın ne işe yaradığını yeniden düşünmek mi?

İşin bir de ekonomi tarafı var. Muhtar ödeneğinin net asgari ücretin altında kalmamasına ilişkin sistem nedeniyle on binlerce muhtara her ay kamu kaynağından ödeme yapılıyor.

Bu noktada mesele muhtarın aldığı parayı çok görmek değil; vatandaşın ödediği her kuruşun karşılığını sorgulamaktır.

Hele emekli pazarda fileyi yarım dolduruyor, çalışan ay sonunu getirmeye uğraşıyor, genç iş bulamıyorken devletin de şu soruya cevap vermesi gerekir: Muhtarlık bugün hangi vazgeçilmez kamu hizmetini üretiyor?

“Muhtarların parasını emekliye verelim, emekli kurtulsun” demek de doğru değil.

SGK'nın 2025 sonu verilerinde sosyal güvenlik kapsamında aylık alanların sayısı 17 milyonu aşmış durumda. Dolayısıyla muhtarlık giderlerini dağıttığınızda emekli başına büyük bir refah artışı çıkmıyor.

Fakat mesele zaten birkaç on lira değildir. Mesele, devletin tasarrufa vatandaştan mı yoksa artık işlevi tartışmalı kurumlardan mı başlayacağıdır.

Daha tuhafı şu: Muhtarlık artık yalnızca “mahallede herkesi tanıyan amca” işi değildir.

Sosyal yardımı bilmek, kamu kurumlarıyla elektronik iletişim kurmak, kişisel veriyi korumak, afet anında koordinasyona katılmak, göçmeni, yaşlıyı, engelliyi ve yardıma ihtiyacı olan vatandaşı doğru kuruma yönlendirmek gerekiyor.

Fakat teknoloji değişiyor, kamu yönetimi değişiyor, mahalle değişiyor; biz bazen kurumu değiştirmek yerine muhtarın önüne bir bilgisayar koyup “Dijital dönüşüm tamamdır” diyebiliyoruz.

Bilgisayar açılmayınca da mahalleden bir genç çağrılır; böylece Türkiye'nin yerel dijital dönüşümü başarıyla tamamlanmış olur!

Oysa 21. yüzyıl muhtarlığı devam edecekse muhtar için dijital okuryazarlık, e-Devlet, kişisel verilerin korunması, siber güvenlik, afet yönetimi, sosyal hizmetler ve temel kamu mevzuatı gibi alanlarda ciddi eğitim ve yeterlilik standartları tartışılmalıdır.

Siyasetin muhtarı sevmesinin de anlaşılır bir tarafı var.

Elli bin civarında muhtar demek, Türkiye'nin neredeyse her mahallesine ve köyüne uzanan muazzam bir yerel temas ağı demektir. Muhtar vatandaşla konuşur, belediye başkanıyla görüşür, kaymakama gider, milletvekilini karşılar, bakan toplantısına katılır.

Dolayısıyla muhtarlık yalnızca idari değil, aynı zamanda siyaset ile mahalle arasında önemli bir temas noktasıdır. Bunun kendisi yanlış değildir; yerel temsil demokrasinin bir parçasıdır.

Fakat tam da bu nedenle soru daha önemlidir: Muhtarlık vatandaşın kamu hizmetine erişimini sağlayan işlevsel bir kurum olarak mı korunuyor, yoksa tarihsel alışkanlığı ve siyasal-toplumsal ağı nedeniyle mi dokunulmazlaşıyor?

Devlet küçülme ve tasarruftan söz ederken bu sorunun sorulması gayet meşrudur.

Belki de çözüm muhtarları bir sabah topluca işsiz bırakmak değildir. Muhtarlığı dönüştürmektir.

Özellikle büyükşehirlerde küçük mahallelerdeki muhtarlıklar nüfus ve hizmet ihtiyacına göre birleştirilip profesyonel Mahalle Hizmet Merkezlerine dönüştürülebilir.

Belediye, kaymakamlık ve merkezi idare sistemleri aynı dijital platformda buluşabilir.

Köylerde ve dijital erişimin zayıf olduğu bölgelerde yerel temsil korunabilir; şehirlerde ise muhtar, mühür basan ve belge yönlendiren kişi olmaktan çıkarılıp sosyal hizmet, afet koordinasyonu ve dijital kamu hizmetlerine erişimde gerçek bir yerel temsilci hâline getirilebilir.

Kısacası mesele “Muhtar iyi midir, kötü müdür?” meselesi değildir.

Mesele çok daha basit: Yapay zekâyı devlet yönetimine sokmaya çalıştığımız 2026 Türkiye'sinde, 19. yüzyıldan kalan bir kurumu hâlâ aynı mantıkla yaşatıyorsak teknolojiye değil, önce kamu yönetimi anlayışımıza güncelleme gelmesi gerekiyor.

Mademki e-devlet var, muhtar neden hâlâ var?

Yazıya ifade bırak !
Okuyucu Yorumları (0)

Yorumunuz başarıyla alındı, inceleme ardından en kısa sürede yayına alınacaktır.

Yorum yazarak Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve birebirhaber.net sitesine yaptığınız yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan tüm yorumlardan site yönetimi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.
Sitemizden en iyi şekilde faydalanabilmeniz için çerezler kullanılmaktadır, sitemizi kullanarak çerezleri kabul etmiş saylırsınız.